İşçi sınıfını fotoğraflamak ya da Şahan’a yanıt

|

İşçi sınıfını fotoğraflamak ya da Şahan’a yanıt A İşçi sınıfını fotoğraflamak ya da Şahan’a yanıt

Hiç unutmuyorum, darbeden sonra Sabancı bir anda gittikçe bir halk adamı starı olarak parlatıldı. Evini gösterdi, fabrikalarıyla övündü, başarılı bir iş adamı olarak lanse edildi. Peki, bunun gerisinde ne vardı, yani darbeden örneğin 5 yıl önce durum neydi?

Birinci olarak iş adamlarının fotoğraflarını yayınlamak yasaktı, evet bildiğiniz yazılmamış bir kuraldı ama yasaktı. Çünkü onların hedef gösterildiği düşünülüyordu fotoğraflarını yayınlamakla, öyleyse ne olmuştu da Sabancı darbeden sonra bir televizyon yıldızı olmuştu, neredeyse reality show yıldızı gibiydi.

Sabancı iş adamlarının toplantısında İstanbul aksanıyla konuşmak için çırpınan, yeri geldiğinde İngilizce lafları eğip bükerek söyleyen birisiydi, evet büyük burjuvaydı ama kendisiyle diğer burjuvalar alay ediyorlardı, hatta halkımızın deyimiyle söylersek ağzını eğip öyle konuşuyorlardı Sabancı hakkında. Ama Sabancı bir anda televizyon starı haline gelince İstanbul lehçesini bıraktı, tam anlamıyla Kayseri aksanıyla konuşmaya başladı, hatta elinden geldiğince lehçesini abartıyordu. Elbette diğer burjuvalar şaşırdılar, bizim tanıdığımız bildiğimiz Sakıp Ağa böyle değildi diyerek, isteyen bunları araştırıp bulabilir, çünkü bunlar o dönemin basınında yer aldı zaten. Hatta uyardılar kendilerini, büyük patronların bu kadar medyaya çıkmasının hatalı olduğunu da eklediler uyarılarına.

İkinci dönüşüm ise çok daha keskindi ve işçi sınıfı portrelerinde karşımıza çıktı, işçi sınıfı bir anda gündemden esaslı bir şekilde düşürüldü, gittikçe bilinmez oldu. Bunun sinemadaki mükemmel örneği Türkiye Sinema Tarihinde belgesel alanında köklü bir iz bırakmış olan Süha Arın’ın Şişe-Cam ile ilgili yaptığı belgeselden anlatayım. Ben bu belgeseli yapılışından yaklaşık 15 yıl sonra Nazım Hikmet Kültür Merkezinde seyrettim, kendisi de katıldı söyleşiye, artık yaşlıydı ve hastaydı. Kendisiyle de konuştum, tanıştım, büyük bir saygıyla anıyorum kendisini: sorun çok ağrına gitmişti, çünkü Şişe-Cam’ın isteğiyle kurum adına yaptığı belgesel komünizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle reddedilmiş ve bir anda piyasadaki itibarına el altından da olsa zedeleyecek şeyler yapılmıştı. Süha Arın edepli bir tavır takındı ve komünizme hiçbir saldırıda bulunmadı, oysa yaptığı belgeselin özelliği şuydu, öneri gelince düşünmüş taşınmış ve kurumu anlatmak için 20 yaşlarında fabrikada çalışan bir karakter üzerinden anlatmaya karar vermişti. İşçiydi gencimiz, bir yandan fabrikada tam üretim anından görüntülerle, işçinin özel hayatından görüntüler, özlemleri, hayalleri paralel anlatımla veriliyordu. Sorun şuydu, Sabancı yeni düzenin bir starı, bir halk adamı olarak verilebilirdi, ondan iyi star olurdu ama bir işçinin, bir emekçinin özlemleri, hayalleri, düşünceleri, hisleri toplumun gündemine giremezdi, düzen kendi sınırını koymuştu. Yoksa eğer belgeseli tekrar seyrederseniz, esas anlamında ideolojik olarak değil, bütünüyle hümanist ve emekçiye çok saygılı bir şekilde ve onun iç dünyasına eğilerek anlatıyordu.

Bunları yazmamın nedeni basit: Türkiye’de bugün ben itinayla soruyorum, gidin yönetmenlere ve işçi sınıfını resmetmelerini isteyin, ya da tarif etmelerini isteyin, sonuç şudur, ya 1970’li yılların tasavvuru çıkar ya da tanımlayamaz, işçi sınıfı bir bütün olarak gündemden düşürülmüş ve sınıfa dair görsel dünya itinayla kamusal hayattan kovulmuştur.

Bu anlamda gerek Şahan Gökbakar’ın başını DİSK’in çektiği, değil çoğunluğu, en azından %90’ı bildiğiniz ücretli çalışan olması vesilesiyle esastan proleter olan insanların katıldığı eylemlerde, onların giysileri, kıyafetleri, eylemdeki fiilleri nedeniyle ben böyle işçi görmedim diye twit atmasının nedeni basittir. Çünkü kendisi gerçek anlamda işçi sınıfına dair hiçbir şey bilmez ve dahası görse bile bundan bana ne diyerek burun kıvırır. Bu da Türkiye’de sanatçı olarak lanse edilenlerin esaslı bir yabancılaşmasının ve halkla bütünüyle bağlarını koparmasının bir sonucudur. Daha da önemlisi şudur: düzenin Sabancı ile gündeme getirdiği ve topluma yaydığı şey özünde paran mı var, ye yiyebildiğin kadar, bir yandan paralı olup bir yandan işçi sınıfı adına konuşmak esaslı olarak yasaktır söylemi, para babalarının ise esastan halkın içinden çıkıp büyük başarılı insan pozlarına bürünerek halka model olması bugünkü siyasi iktidarın alametifarikasıdır. Peki bu ikiyüzlülüğe ne demeli?

Dinsel açıdan ikiyüzlülüktür ve aslında halkı aldatmak için yapılmıştır, bu nedenle de haramdır. Siyasi açıdan sınıfsal çatışmaların üstünü örtmek ve toplumun hak arama çabalarını baltalamak için yapılmıştır, işçi düşmanı ve karşı-devrimcidirler. Ahlaki açıdan içinden geldiği insanları bırakıp toplumun ahlaksızca sahipleriymiş gibi duran insanlara seğirtmek bir insanın kendi ahlakını/sanatını/bilgisini/manevi değerlerini satmasıdır, bunun adını bir başka yere bırakmak istiyorum.

Son söz bizim Sırrı Süreyya’ya olsun. DİSK’in eyleminden sonra, İnsan Hakları Derneği’ndeki lafı düpedüz oportünistliktir ve Sırrı bunu damarlarında akan kan gereği bilmektedir. Oradaki işçi sınıfından eylemciler meydana çıkıp kimseyi aldatmadılar, kimseyi de eylemin ortasında satmadılar. Sokağa çıkıyorsunuz, eyleme katılacaksınız, mücadeleye hazırsınız, ama size gaz atıyorlar, o gazı benim gibi yiyenler bilir, geçici körlük, baş dönmesi, nefes darlığı… yani esastan sizin biyolojinize yönelmiştir ve aslında biyolojik bir silahtır. Biyolojik silahların kullanılması ise insan haklarına aykırıdır, o gazı yedikten sonra o insanlar kaçmıyorlar, ancak ve ancak yaşamlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Kim erkek erkeğe dövüşten kaçmış ki, gaz atacaklar ve siz bunu bilerek gidince gazdan bana ne diyerek orada duramazsınız, çünkü ölürsünüz. Onun için gaz atacaklarını bile bile gidiyorlar ama yine de kaçıyorlar demek ahlaka mugayir bir durumdur, Sırrı’ya yakıştıramadım, saçma bir demagojidir.

Son olarak esnaf küfürbaza gelince, memur/esnaf/küfürbaz demek daha doğru olacak, yoksa 1 Mayısta polislerin içine karışıp işçilere ağza alınmadık küfürler eden esnaf modelini biz tanımıyoruz, mesleğine aykırı bir kere, polislerin ise beyfendiye ne kadar içlerine alıcı ve kapsayıcı yaklaştığı meselesine gelince, hayranlık verici, daha ne diyelim.


ZAHİT ATAM