'Piyasa Barışı'nın rekabetinde Öcalan ve Gülen'in TARAF'ları

|

A

Ercan Geçgin*

Time dergisinin yılın 100 kişisi listesine Abdullah Öcalan ile Fethullah Gülen’i alması ‘barış süreci’nin tüm bilinmeyen denklemlerinde pek çok gelişmeye işaret ediyor aslında. Benzer şekilde Taraf gazetesindeki ayrışma ve dağılma da bu süreçten bağımsız değil. Bir benzetme yapacak olursak, Taraf’ın artık iktidar bloğunun Suriye’sine dönüştüğünü söyleyebiliriz. Nasıl ki Suriye’deki iç savaş farklı suretlere bürünmüş temsiller aracılığıyla örtük bir Üçüncü Dünya Savaşa dönüşmüşse, Taraf’ta yaşananlar da iktidar bloğundaki kliklerin medya üzerinden sürdürdükleri temsili savaşa dönüşmüş durumda. “İktidarın Suriye’si Taraf”ta şimdilik Gülen Cemaat’inin içinde bulunduğu klik kazanmış gibi görünüyor. Ancak nasıl Suriye’de belirleyici aktör olarak Kürtler ön plana çıkıyorsa Taraf’ın bundan sonraki gidişatını da büyük oranda Kürt Sorunundaki barış sürecinin belirleyeceği görülüyor. Zira Kürt Sorunu ekseninde Cemaat ile Kürt Siyasi Hareketi (KSH) arasındaki yeni mücadelede öncü depremler Taraf sahasında vuku buluyor.

Taraf’taki yeni yönetimin artık AKP’nin yolsuzluklarını dile getirmeye yeltenmesinin ve bunu ‘amasız barış’ yerine ‘demokrasi olmadan barış olmaz’ anlayışı ile hayata geçirmesinin bugünkü siyasal dengelerin sunduğu ortamın bir sonucu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Tüm denklemlerin Barış sürecine ve onun çelişkili yanlarına düğümlendiği ve bu düğümün sadece bir bölümünün yansımasını gördüğümüz Taraf’ta yaşananlar, büyük ölçüde AKP-Cemaat-KSH eksenindeki ilişkilerin bir tezahürü. Zira geçtiğimiz hafta içerisinde Fırat Haber Ajansı’nda yer alan birtakım yorumlarda, daha evvel Karayılan’ın sözünü ettiği Cemaat ile ilgili belgelerin sıklıkla dile getirilmesi ilginç bir şekilde Taraf’taki gelişmeyle de paralel ilerliyor. Bir yanda AKP ile ilgili sansasyonel dosyaları yayınlaması muhtemel Taraf gazetesi, diğer yanda ise Cemaat ile ilgili belgeleri elinde bulunduran Kürt medyası bulunuyor. İki kesimin bu dosyaları ne zaman ortaya süreciğine yön verecek şeyin çoklu iktidar mücadelesi olduğu ortada. Müzakere gündemine bu vesile ile yön verilmek istendiği de şüphesiz. Ayrıca Cemaat her ne kadar sürece ihtiyatlı davranıp destekliyor görünse de hâlihazırda çözüme yönelik aktörlerini sahaya sürmüş değil. Dengelerin ve psikolojik ortamın lehine döndüğü sırada kendi “akillerini” devreye sokacağına kuşku da yok. Şimdilik sadece kendi sivil örgütlenmesini daha sıkı bir şekilde sürdürüyor.

Piyasa İslamı’nın Barışı ve Kürtlerin Rızası

AKP ve Cemaat ‘Piyasa İslamı’ noktasında ortaklaşmayı başarıp Ortadoğu ve Yakın Doğu’ya bunun ihracını yapmaya çalışırken Kürtleri de ‘Kürt Piyasası’ üzerinden ikna etmeye çalışıyor. Piyasa sisteminin demokratikleşme ve normalleştirme sosuna batırılmış sömürücü kapitalist düzenine Kürtleri entegre etmeye çalışma sürecinde KSH’nin sahadaki en büyük rakibi olarak Cemaat öne çıkıyor. Ancak bilindiği gibi Cemaat ‘Hizmet Hareketi’ adıyla sivil toplumculuğa soyunsa da aktif bir siyaset yaratmıyor, farklı siyasetlerde örgütlenerek (şimdilik yoğun olarak AKP’de) siyasal amaçlarını dolaylı olarak gerçekleştiriyor. Sivil alandaki tüm takım taklavatının sonuna kadar siyasal araç olduğu bu hareketin Kürt Sorunundaki barış süreci ve sonrasındaki yeri, sivil ağ örgütlülüğü siyasal bir anlam da taşıyor olmalı ki bu durum KSH’nin de dikkatini çekiyor olmalı.

Medya üzerinden sürdürülen temsili mücadele aslında güçlü bir sosyal ve siyasal mücadeleye dayanıyor. Zira Kürt bölgesinde Kürt Siyasi Hareket ölçüsünde ekonomik, siyasi, bürokratik pek çok alanda geniş ağa ve sivil örgütlülüğe sahip en ileri noktada duran örgütlülük Cemaat’te bulunuyor. AKP’nin devlet organlarına sıkışan örgütlülüğü ve sivil toplum üzerindeki dolaylı etkisi ile Hizbullah’ın sivil toplumda yoğun ama birkaç ille sınırlı örgütlülüğü yanında Hizmet’in çapı daha kapsamlı ve daha geniş duruyor. Bu yüzden KSH’nin bugün ve yarın için en büyük rakibi bu kesim oluyor.

Cemaatin uluslararası düzeyde eğitimden ekonomiye kadar geniş ölçekteki yaygınlığını son derece Makyevelist bir anlayışla her dönemin güçlüsünün yanında yer almaya yönelik benimsediği politika Kürt bölgesinde ve özellikle de Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimin’de son hızla sürdürülüyor. Son olarak Cemaate yakınlığı ile bilinen TUSKON, Suudi Arabistan’nın başkentinde yapılan mutfak-banyo-havuz ve SPA fuarında da bulunarak Ortadoğu’da Piyasa İslam’ının öncü aktörlerinden biri olacağını bir kez daha ilan etmişe benziyor. Dolayısıyla TUSKON’un Ortadoğu’da önemli sermaye birikim aktörlüğüne soyunması da ‘barış süreci’nden bağımsız değil. Daha yoğun bir piyasa yaratmanın ve kendi ekseninde sermaye birikimi elde etmenin önündeki en belirgin engelin Suriye’deki Esad ve Şii bloğu olduğuna da şüphe yok. Esad’ın gitmesi ve KSH’nin oraya yönelmesi konusunda Cemaat de sonuna kadar istekli. KSH’nin pragmatist eğilimini de dikkate aldığımızda bu noktada iki taraf da uzlaşır görünüyor. Ancak iş, sivil alandaki örgütlülüğün hâkimiyetine geldiğinde rekabet su yüzüne çıkıyor ve iki taraf da kozlarını masaya koyabiliyor.

Piyasa ekonomisine ve piyasa demokrasisine dayalı bir barışı Kürtlere dayattıkça Kürtler de Ortadoğu’da başka düşmanlaştırmalara maruz kalıyor. Şimdilik Esad’ın, yarın ise İran ile Irak’ın Kürtler ile karşı karşıya gelebileceği ihtimalini Karayılan’ın medyaya verdiği demeçlerden çıkarsamak mümkün. Kürtlerin Ortadoğu’daki çoklu denklemlerdeki pozisyonu ayrı bir yazı konusu olmakla birlikte hem siyasette hem medyada yeni pozisyon almaların da bunun paralelinde ilerlediğini söylemek gerekiyor.

Bütün bunlara karşın Cemaat’in AKP ile ittifak halindeki rotası KSH’nin bir mil ilerisinde bulunuyor. AKP ve Cemaat, Kürtleri şimdilik ‘Piyasa Barışı’ ekseninde ikna etmişe benziyor. Piyasanın tüm olanaklarını ve gücünü elinde bulunduran iki klik de özgüvenleri ölçüsünde tüm yasal düzenlemeleri yapmaktan çekinmiyor. KSH ise siyasal örgütlülüğünü ‘öz savunma birlikleri’ ve KCK ağı ile yaygınlaştırmak istiyor. Her ne kadar KSH, farklı üretim alanlarında emeği örgütlemeyi amaç edinmiş olsa da Cemaat’in ve AKP’nin kültürel hegemonyasını aşabilmesi için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor. Bu açıdan ‘dinsellik’ hem önemli mücadele alanlarından biri hem de direnç noktalarından biri oluyor. Dinselliği devrimcileştirip buna yönelik ‘kurtuluş teolojisi’ inşa etmek istediği oranda da içindeki Kürt Alevilerinden (Dersim’de Ş.Halis’in istifası) ve Batı’da diğer sol hareketlerden yoğun eleştiriler alıyor. Dolayısıyla KSH sadece dinsellikte değil, tüm eksenlerdeki “demokratik modernite” söylemini biraz daha pratik kılması ve bunu geniş muhalif kesimlerce tartışması gerekiyor. Aksi halde bölgenin piyasa sistemine eklemlenmesiyle ezilenlerin umudu bir sonraki bahara ertelenmiş olacak.

 

*: Arş. Gör. Ankara Üniversitesi, Sosyoloji