'Hakan Fidan'ın soruşturmaya uğraması kırılma noktası oldu'

|

A

ORHAN ULUCA/BİRGÜN

3 Temmuz’da başlayan Şike davasını işleyen “Arkadan Müdahale” kitabının yazarı Kenan Başaran ile süreç üzerine konuştuk. Başaran, iktidarın dava içerisinde pozisyon değiştirdiğini, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın soruşturulmasının ise kırılma noktası olduğunun altını çizdi.

Aziz Yıldırım “tek bir anda” muhalif bir kimlik oldu. Solcu oldu, Nazım şiirlerinden alıntılar yapmaya başladı. Yaşamı boyunca sola dair eylemi olmadığı gibi solun tam da zıddında duran bir insanın solun kalesi olarak görülmesi tuhaf değil midir?
Biz davayı Radikal gazetesi olarak yakından takip ettik ve bu süreçte Fenerbahçe’deki sol düşünceli insanlardan çok eleştiri aldık. Onlara göre biz komployu, cemaatin oyununu göremeyen romantik insanlar olmuştuk. Ele geçirilmek istenen bir yapıdan söz ediliyor. Biz ahmaklar niçin bunu göremiyoruz? Soruyorum ben de: Ele geçirilmek istenilen yapı nasıl bir yapı? Ortada sosyalist ahlaka göre dizayn edilmiş bir kulüp mü var? Solun yüzyıllardır karşı durduğu, kompradorların yönettiği, halkın sömürüldüğü, müşteriye dönüştürüldüğü bir yapı…

Bakın Beşiktaş kulübü geçenlerde bir kart tanıtımı yaptı.  Kart 1903. Ne diyor? Bu kartın yoksa seneye maça giremeyeceksin. Elektronik bilet geliyor, fişleniyorsun. Bu yapıların hepsi sisteme göbekten bağlı zaten, neyin muhalif savunmasından bahsediliyor?

Daha da ilginç olan kısım ise Aziz Yıldırım’ın yeni yönetime seçtiği isimler. Kitabınızın 130. sayfasında diyorsunuz ki “araştırmam sonucu Nihat Özbağ, H. Ersan Topbaş, Ahmet Ketenci, ve Abdullah Kiğılı’nın Nakşibendi cemaatine yakın olduğu cevabını aldım. “ Nihayetinde siz o paragrafta Türkiye’deki kulüplerin üye profilinin çok fazla değişkenlik göstermediği üzerinde duruyorsunuz..
Cemaati geçelim, mevcut iktidardan kaç kişi var yeni yönetimde? Kadir Topbaş’ın oğlu orada, şusu busu hepsi orada. Bu taraftar “sandıkta görüşeceğiz” pankartı açmadı mı?  Bu yönetimin içerisindeki isimlere bakarak sandıkta görüşmek mümkün mü? Taraftarı bir yere sürüklüyor, sandıkta görüşürüz, cemaat bizimle başa çıkamaz diye angaje ediyorsun ama Aziz Yıldırım bir kez olsun doğrudan cemaati imleyecek bir konuşma yaptı mı? İktidar ile doğrudan çatışmaya girdi mi? Son dönemde özel Recep Tayyip Erdoğan övgüleri de geliyordu. Özetle sol burada şunu söyleyebilirdi: “Bu yapı toptan bozuktur ve yıkılması gerekir, Aziz Yıldırım konuş, arkandayız, konuş.. ” Konuştu mu Aziz Yıldırım? Hâlâ konuşacak. Ancak Yargıtay kararı onarsa, belki… Ancak o zaman çıkar çatışması yaşanırsa. Diyeceksin ki bu sol literatür, şiirler filan nereden geldi? Onu da bazı avukatlar bu konuda beslemiştir. Kitapta da diyoruz, bu alanda solun argümanları, dili müsait.

Haklılığı veya haksızlığı bir yana Fenerbahçe’nin bir sivil toplum örgütü olarak direnişi, verdiği tepki cemaate ve iktidara geri adım attırmış olabilir mi? Ya da kısaca davaya etkisi nasıl olmuştur?
Mesela biz bunu süreç boyunca alkışladık. Bir futbol kulübünün taraftarlarının hayata böyle müdahil olması çok iyiydi. Futbol bir afyondur söylemini dahi parçalayacak düzeyde örgütlendiler. Bazı kavramları hayata geçirdiler ve uyuşukluktan eser yoktu, isyan da üst noktadaydı. Sevindik, örnek ve dönüştürücü bir rolü olmasını bekledik. Lakin bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki bu tepki Fenerbahçe ile sınırlı kaldı. 3 Temmuz’dan geçmiş Fenerbahçeli bir değişime uğramadı. 1 Mayıs’ta, hava iş eylemlerinde ya da iktidarın “ezen” olduğu pek çok yerde karşısında Fenerbahçelileri göremedik.

Cemaat vurgusu da yapılıyor kitabınızda..
Bazı olaylar süreklilik arz ediyorsa ona artık tesadüf diyemeyiz. Bu sürecin en başında, henüz daha ikinci gününde Cemaat dediğimiz kesim yargılamayı bitirdi. E sen şimdi böyle yaparsan o zaman da Fenerbahçelilerin daha ikinci günden neyin ne olduğunu bilmeden “biz suçsuzuz” demesini kabul edeceksin.  İki kesim de ikinci gün kararını verdi. Efendim mahkemenin gerekçeli kararı açıklandı. Bu dava niye açıldı, bu telefonlar neden dinlendi, niye seni örgüt kurmaktan suçladım gibi sorulara cevap niteliği taşıyordu. Kimse gerekçeli kararı okuyup tartıştı mı? Burası işin özüydü.  Buraya bakılmadı hiç.

İktidar ile Cemaat bir noktada ayrıştı diyorsunuz. Göksel Gümüşdağ üzerinden İktidar-Cemaat arası bir hesaplaşma olduğunu kitapta iddia ediliyor?
İktidar ve Cemaat şike davasının başında birbirlerine yakın duruş sergilediler.  “Biz serinkanlılıkla yargının işleyişini bekleyip göreceğiz” deniyordu. Bir kırılma noktası var burada. Mit Müşteşarı Hakan Fidan soruşturulduğu zaman işler farklılaştı ve bundan sonraki süreçte ayrışma söz konusu. Aynı zamanda şuna da inanıyorum ben: Ak Parti bu gibi toplumsal ölçekte etki edecek olan davaların sonuçlarını önden çeşitli analizlerle ölçer.  Kamuoyu yoklaması yapılmıştır. Seçmen bazında bunun sandığa yansıyacağını da görmüş olabilirler. Bir maliyet hesabına girişirler. Bu da yol ortasında pozisyon değişikliğine gidilmesinde etki etmiştir kesinlikle.

Fenerbahçe’yi kurtarmak için yasa değişikliğine gidilmesi tavırlarını ve niyetleri gösterme açısından önemliydi. İşte bu noktada da Başbakan Erdoğan’ın eşinin eniştesi olan Göksel Gümüşdağ gözaltına alındı. Siz bakmayın itibarını korumak için “ifadesi alındı” demeçlerine… Basbayağı gözaltına alındı ki o zamana kadar neden gözaltına alınmadığına dair ben Radikal’de sürekli yazdım çizdim. Tutuklamayı geçtim, ifadesine dahi başvurmadılar. İddianameye bakıyorsun, Tayfur Havutçu için14 yıl isteniyor Göksel Gümüşdağ için 21 yıl! Yani 14 yıl istediğini tutukluyorsun, 21 yıl istediğinin ifadesine dahi başvurmuyorsun.

Peki ne zamana kadar? İşte iktidarın kurtarma çalışmaları başlayasıya kadar. Yasa değişikliği meclise gelince Göksel Gümüşdağ gözaltına alınıyor, ek iddianame çıkartılıp dava dosyası kapsamına Gümüşdağ da ekleniyor. Yani inceden mesaj veriliyor iktidara! Ki inanılmaz saygılı davranılıyor filan. Her türlü imajı da korunuyor. Aziz Yıldırım’ın fotoğrafları medyaya sızdırılırken Göksel Gümüşdağ’a çok başka! Toplarsak, siyasi bir hamleye karşı yargı da karşı bir hamlede bulundu.

Nihayetinde bu davanın sonucunu nasıl buldunuz?

Ceza yargısında en ağır cezayı alan kulüp iki senedir Şampiyonluk kovalıyor, Avrupa’da yarı final oynuyor. Bu sürecin kâğıt üstünde kazanan tarafı olan Trabzonspor ise düşme potasına doğru ilerliyor.  Taraftar gözüyle bakarsan şöyle derim: Gördün mü Trabzonspor, “şike şike” dediniz kendiniz düştünüz diyebilir taraftar. Bence oluşan bu tablo olağan. Zira sistem suçlu buluyor, bedel ödetmiyor. Sistem haklı buluyor, hakkını vermiyor.  Verilen kararların meali budur. Trabzonspor’un bütün inancı kırıldı, her şeyden vazgeçtiler ve bütün enerjilerini buraya harcadılar.  Fenerbahçe ise bu süreci motivasyon aracı olarak kullanıp kendisine olumlu bir itici güç yaparken Trabzonspor’da ise motivasyon kaybına, hayal kırıklığına ve bunların sonucunda çöküşe sebebiyet verdi. Aslında bugünkü tablo da çok anormal değil aslında.

Diğer açıdan hesaplaşılmadı. Önce bir yargı sürecinden geçir, incele ve hesaplaş. De ki suçsuz buldum ya da suçlu buldum.  Ama sistem  hem vahim bir tablo çizdi hem de onun gereğini yapmadı, sürekli erteledi, öteledi. İlginç bir şekilde ceza yargısı ise tak tak tak ilerledi. Çok geç sonuç almasını beklenilen ceza yargısı neyden suçladıysa ondan da hükmü giydirdi. Üstelik yüzde yüz delil arayan ceza yargısı yargılıyor, kanaatin dahi yeteceği durumda sportif yargı sonuca gidemiyor. Kanaate dayalı ve çok daha hızlı olması gereken sportif yargı bu süreçte çelişkilerle doluydu.  Bunlardan şimdi birisi yanlış. Taraflı olduğunu iddia edebilirsiniz ama Ceza yargısının rotası çok net ilerledi.  Sportif yargı düşüreceğim demiş, düşürmemiş, Puan sileceğim demiş, silmemiş. Talimatlara dokunmayacağım demiş, dokunmuş. Yasa değişmeyecek demiş, değişmiş. Önce şike yaptı sonra yapmadı.

Ceza yargısına en fazla siyaseten muhalefet edebilirsiniz. Ben bu ülkede yargının bağımsız ve adil olduğuna inanmıyorum dersiniz ve bu sonucu kendi vicdanınızda geçerli saymazsınız. Lakin spor yargısının verdiği karara da ben katılmıyorum. İzlediği yol ve yöntemle inandırıcılığını kaybetmiştir. Fenerbahçe’yi aklamak isterken süreci işletiş biçimiyle mahkûm etti dersem özetlemiş olurum sanırım.

Kitabınızdan benim çıkardığım sonuç şudur; Bir yandan siyaset-cemaat-Fenerbahçe savaşımına dair ayrıntılar sunulurken  diğer yandan Fenerbahçe üstü kapalı bir şekilde suç işlemiş ve bunun örtülme nedenleri ayrıntılı bir şekilde anlatılmış gibi duruyor. Bu ikisi biraz çelişik değil mi?

Bakın iki farklı karar mekanizması söz konusu. Sportif ve Adli karar. Adaletin doğru bir şekilde sağlandığı konusunda şüphelerimiz olabilir. Ahmet Şık yargılanırken  ben orada yargının doğru ve adil olmadığına nasıl inanıyorsam burada da benzer şeyler söz konusu olabilir ya da bu ihtimalin peşinden gidebiliriz. Yalnız futbol yargısı başkadır. Düşünün ki birileri size on bin saatlik bir telefon kaydı gönderiyor. Kimden geldiğinin en ufak bir önemi dahi yok. Siz bu delillerin niteliğine bakmadan kanaati oluşturmak üzere harekete geçersiniz. Hedefiniz ortadadır. Futbol yargısı delillerin nereden ne şekilde geldiğini bir tarafa bırakır önce o delillerle ilgilenir. Bir şey var mı yok mu? Etik Kurulu’nun ilk raporu ile ikinci raporu arasında dağlar kadar fark var. İlk Etik Kurulu Raporu bizim bahsettiğimiz şekilde düşünüp kararını verdi. Yıllar yılı hep şike oluyor söylentileri “belge yok bilgi yok” diyerek bertaraf edilmişken bugün bu deliller neticelendirilmeliydi.  İncelersin bunları ve dersin ki “Temiz”.  Lakin verdiği karardan ziyade TFF’nin süreci işletmesi Fenerbahçe’yi mahkûm ediyor.

TFF deseydi: Her şeyi inceledik, baktık, ettik ve kararımız şudur: Temiz. Ben kabul ederdim ama elbette 58. madde değiştirilmeden. Oysa sadece bu maddenin değiştirilme isteği dahi Fenerbahçe’yi suçlu göstermeye yetiyor.  Yani çok açık ve çok net bir şekilde TFF ve siyasi iktidar Fenerbahçe’yi çeşitli nedenlerden dolayı küme düşürmemek için 58. maddedeki “teşebbüste dahi küme düşer” ifadesinden dolayı yasa değişikliğine gitti. Başka türlü Fenerbahçe ligde ancak yasaları çiğneyerek kalabilirdi ki açılacak davalarda iş çok daha başka yere gidebilirdi.

Aziz Yıldırım yargıdaki savunmasına etik kurulunun kendisini aklamasını delil olarak yerleştirdi. Bu aynı zamanda o raporun içerisinde yöneticilerini suçlayıp mahkum eden kararı da onamak olmuyor mu?
Aziz Yıldırım bu süreci çok iyi bir şekilde yönetti. Başka birisi olsa sonuç çok daha vahim olabilirdi Fenerbahçe için. Lakin işte bu kendisini aklamak için Etik kurulunun raporunu dosyasına delil olarak koyması yediği gollerden birisi oldu. Birkaç hata yaptı, bu onlardan birisiydi. Beklenti kendisi aklanmış olsa da “Ben o Etik Kurulu Raporunu tanımıyorum” yaklaşımıydı. Aynı zamanda 58. Maddenin değişmesi Fenerbahçe’nin şike ve teşvik suçunun teşebbüs ederek eylediğinin kurumsal kanıtı oldu. Bunun da önüne geçmesi gerekiyordu.