Eyvallah Gezim

|

Eyvallah Gezim A Eyvallah Gezim

BARIŞ İNCE
 
Ağaçlara, çiçeklere, otla böcekle bozulan suni dengeye, buna şaşana, zaten hep inanana, çadırlara, sabah baskınlarına, kıvılcımlara, yangınlara, yangını harlayanlara, “kızım neredesin”lere, “anne olay var”lara, “amaniiinnnn”lere…

Barikatlara, sıvı Talcid ve su karışımlarına, “limon işe yaramıyo”lara, 5 liraya uyduruk yüz maskesi satan kazıkçılara, sapanlara, kuşlara, siyah beyazlılara, iki ayyaşa, iki milyon ayyaşa…

“48 saat sürerse hükümet düşüyormuş lan”lara, marjinallere, orijinallere, tedirginlere, laikçi teyzelere, ayılana limonlara, bayılana gazozlara, çeviklere sodalara, yanan arabalara, sincap gibi kaçanlara…

Kürtlere, Türklere, Lazlara, Gürcülere, “birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan şu günler”e, badem bıyıkların diken diken olmasına, AVM’ye, faşo ağaya, memleket yanarken Türkçe şarkı söyleyen Afrikalı çocuğa, bunu görünce sevinç çığlığı atan o kafaya…

“Bir bağımlılık varsa o alkoliktir”lere, “500 bin kişiyi Kazlıçeşme’ye çıkarırım”lara, “Bir kamyon adam yığarım”lara, “Birkaç çapulcunun halkımızı tahrik etmesine pabuç bırakmayız”lara, ‘sakin ol şampiyon’lara…

“Yayalım lütfen RT pliiiiz”lere, “takipçim artar mı lan acaba”lara, sosyal medyaya, yandaş medyaya, ayyaş medyaya, “çapulcuyuz, sen rahat ol”lara, delikanlı medyaya, rezalet medyaya, Fatih Altaylı’yla ÖpeRek programına, buz parmak dondurmasına…

Devrimci Müslümanlara, devrimci olmayan Müslümanlara, Müslüman olmayan devrimcilere, devrimci olmayan Müslüman olmayan kimilerine, “senin dininden bana ne”lere, “bu sene de ne din yaptı be”lere, dışarıdan bilinç verenlere, içeriden bilinç tepenlere…

“Bu gaz başka gaz abi”lere, gazdan etkilenmeyenlere, sürekli gaza gelenlere, kendini naza çekenlere, birden vazgeçenlere, dayanamayıp geri gelenlere, ne zamandır görmediklerimize, zaten hep gördüklerimize…

Gaz bombasını tutup atan eldivenlilere, TOMA’ları püskürten cengaverlere, “ben biraz arkada durayım en iyisi”lere, “arada kaynar sonra da giderim”lere, “gidip iki bira mı içsem”lere, “lan kızla da yeni tanıştık tırsak zannetmesin”lere…

“Polisler rozetleri atıp hep istifa etmiş biliyon mu”lara, “Cumhurbaşkanı ‘ben bu köşkte daha da oturmam’ demiş duydun mu”lara, “Tayyip İngiliz gemisine binip kaçmış haberin yok mu”lara…

“Çarşı polisi denize dökmüş”lere, “polis uzaya kaçmış”lara, azıcık abartmalara, kekini kabartmalara, “çevik 5 dakikaya buradaymış”lara, “lav silahı kullanıyormuş”lara, havalanan mutlu ‘yusuf’çuklara…

1 Haziran’a, 2 Haziran’a, 3 Haziran’a, o günlerde doğanlara, o günlerde ölenlere, 15-16 Haziran’a, tarihimize, asfalyası atan İzmirlilere, asabi Ankaralılara, sopalara, TOMA’lara, ‘oha’lara, “bu kadar da olmaz”lara…

“Sol şunu yapmalı”lara, “sol bunu yapmalı”lara, solun ‘akil’lerine, “gel bana takil”lerine, “AKP aslında demokrat abi”lere, “gericilik diye bir şey yok ki”lere, konuştukça batanlara, battıkça çıkanlara, yine gelip aramızda bitiverenlere…

Parklara, meydanlara, tazelenen imanlara, yorulmalara, oturmalara, kolundan tutup kaldırmalara, sonunda bizden yana esen rüzgara, gözyaşlarıyla büyüyen ağaçlara, yüzünü silenlere, hep yüzü gülenlere, ‘inadına’ diyenlere, umudu büyütenlere…

Kaldırım taşlarına, altındaki kumsala, duvarlara, üzerindeki yazılara, bize, size, onlara, direnmeyi öğreten On’lara, bir parktan tüm ülkeye yayılan bahar havasına, bugünün çapulcularına, dünün eşkıyalarına...

Topluca eyvallah Gezim...