Kor alev almaya başladı Kazım

|

Kor alev almaya başladı Kazım A Kor alev almaya başladı Kazım

Kazım Koyuncu'nun ölümünün 8. yılında, Dilek Dindar yakın arkadaşı Koyuncu'ya Gezi Direnişi'ni anlattı.

Dindar; 'Artık kolay lokma değiliz. Kursaklarında kalırız, kimseyi feda etmeyiz öyle kolay… ' derken,  mektubunu 'Bu daha başlangıç' ifadeleri ile bitirdi.

İşte Dindar'ın Koyuncu'ya mektubu;
 
'Sevgili Kazım

 
Sana Taksim’den, hani çok sevdiğin Mis Sokak’tan yazıyorum. Bilirsin Taksim’den hiç haz etmezdim. Ama beni utandırdı, şimdilerde Taksim tarih yazıyor. Biliyorum bir yerlerden bizi görüyorsun ve yaşananlardan haberdarsın. Ama gaz bulutundan dolayı gözünden kaçanlar olmuştur diye baştan anlatayım olup biteni.

'Kor alev almaya başladı'
 
Tekel Direnişi’nden, Van’dan, Uludere’den, Reyhanlı’dan, Emek Sineması’nda, 1 Mayıs’tan başlamayacağım ama biliyorsun bugünlere ta oralardan geldik. Hele şu “Kentsel Dönüşüm’ hikayesi içten içe yanan bir kor gibiydi.

“İstanbul Finans Kent” rüyası adım adım Taksim’e  doğru geldi. Bu aklı evveller senin çok sevdiğin bu yeri zenginlere peşkeş çekmeye; yoksulu, emekçisi, sanatçısı, yazarı, ötekisi, berikisi kim varsa kentin dışına atmaya kararlıydılar. Tabi bir de ideolojik yapılarıyla tüy dikmeye… Ama kor alev almaya başladı.
 
Velhasılı mesele 2 ağaca geldi dayandı. Gezi Parkı’na girmeye kalktıklarında insanlığın onurunu 2 ağaca yüklemiş bir avuç insan (gerçekten bir avuç) bedenleriyle duvar oldu dozerlerin, makinaların önünde. Aralarında Sırrı Abi de vardı. Anlayacağın namus belledik, terk etmedik sevdamızı. Sonra fidanlar ektik sanatçı dostlarınla. Şevval de oradaydı, Hilmi de.. Ferhat, Nejat, Harun (Tekin), Devrim (Fetih filminden), Orhan Abi, İbrahim Abi, Ayla, Oktay ve daha birçok dostun. Bayrağı senden almış Karadeniz’in genç müzisyenleri taşıdı fidanları üstelik. Sen de oradaydın, biliyorsun. Elleriyle diktiler fidanları.

'Her yer ÇAPULCU doldu'
 
O fidanlar büyüdü büyüdü ve Taksim’de yüzbinlerce fidanla buluştu. Her biri “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz” diye haykırdı. Ve Türkiye’nin dört bir yanından boy verdi o fidanlar “Her yer Taksim her yer direniş” diye.
 
Korku duvarı aşıldı. Yüzbinlerce genç, ellerinde zeka silahları yerle yeksan ettiler korku imparatorluğunu. Her yer Çapulcu doldu. Çapulcu Ayşe, Çapulcu Ahmet, Çapulcu Müslüman, Çapulcu Gay… Sünnet çocuğu da çapulcu oldu, profesör de. Ha unuttum söylemeyi, ÇAPULCU diye bir kavram girdi dünya literatürüne. Hazretler birgün “3-5 çapulcu bunlar” dedi, her yer çapulcu doldu. TV’si bile kuruldu: ÇAPUL TV… Zevat her ne laf ettiyse gerçeğin ve mizahın gücüyle gitti ellerinde patladı.
 
Günler süren pervasız saldırıların ardından yeniden girdik Gezi’ye. Polisin Taksim’i terk ettiği bir hafta boyunca özlemini duyduğumuz bir dünya kuruldu Park’ta. Adına ‘Taksim Komün’ü dedi birileri. Eh haksız da sayılmazlardı. Sokakta gazın suyun altında birbirleriyle ilk kez tanışan ötekiler bu kez dayanışmayı ördü Gezi’de. Eşkıya, Çapulcu, Devrim… bir düzine market kuruldu. İhtiyacı olan aldı, fazlası olan verdi. Anlayacağın paranın hükmü sona erdi. Hiç değilse bir süre.
 
Sokak çocukları sorup duruyordu, ne kadar devam edecek böyle diye. Çünkü ilk kez horlanmıyorlardı. Eşittik ve birlikte doyuyordu karnımız. Gerçi biliyorsun bunları zira Gezi Bostanının oradaydın. Gördüm seni, hınzırca bakıyordun tepeden…
 
Sahi Antikapitalist Müslümanlar da o taraftaydı, onları da gördün değil mi? Barikatlarda siper oldular sosyalistler, taraftarlar ve translarla birlikte. Taraftarlar deyince ÇARŞI’yı da görmüşsündür elbet. Seninkilerin de hakkını yemeyeyim ama Çarşı tarih yazdı. Kah Taksim kah Beşiktaş… kah TOMA’nın üstünde kah önünde… Bir de marşları vardı ki kesin çok sevmişsindir, tam senlik:
 
Sık bakalım sık bakalım
Biber gazı sık bakalım
Kaskını çıkar copunu bırak
Delikanlı kim bakalım
 
Biliyorum hepsini gördün!
 
Polis şiddetinden hiç bahsetmeyeceğim. Malum sen de ben de iyi biliyoruz. Ama bu sefer öyle korktular ki, önlerine kim çıksa (hatta bazen duvara bile) su sıktılar, gaz attılar, mermi yağdırdılar. Anlıyorum aslında onları… Çocuklar korkusuzca “Polis simit sat onuruna sahip çık” diye yüzlerine haykırdıkça, gerçekle yüzleşmemek için çaresiz ha babam sıktılar.

'Şu bildik dış mihraklar meselesi'
 
Şu bildik dış mihraklar meselesine ise hiç girmeyeceğim. Ama dur, Brezilya ayağa kalktı bu arada ve bizimki orayı da dış mihraklara bağladı, iyi mi:) Bu kadarına artık senin mizahın da yetmezdi doğrusu.. Çok komikler yani. Ne diyelim Allah akıl versin...
 
Unutmadan sanatçı dostlarınla ilgili bir kaç ayrıntıyı daha anlatayım. Oyuncusu, ışıkçısı, yönetmeni, müzisyeni, yazarı, tiyatrocusu… sanattan bir duvar ördüler TOMA’ların önünde. Gerçi aralarında “hadi sarılın öpüşün de bitsin bu iş” diyenler de vardı (sen tanırsın onları) ama büyük çoğunluğu tek yürek haykırıyordu: “Bu daha fragman film yeni başlıyor”

'Kursaklarında kalırız'
 
Diyeceğim o ki, Emek Sineması’ndan bu yana sanatın gücünün herkes farkına vardı. Sanatçılar da toplum da… Tabii korkudan Afrika’da soluğu alanlar da. Bilirsin sanata düşmandılar zaten ama şimdi topyekün kabusları oldu. Öyle korkuyorlar ki, akla zarar kurgularla hedef gösteriyorlar şimdilerde. Biliyorsun bizim Memet Ali’yi (Alabora) hedef göstermeye yeltendiler. Şimdi sen “akilli olun” diye bağırıyorsundur onlara ama kaygılanma. Artık kolay lokma değiliz. Kursaklarında kalırız, kimseyi feda etmeyiz öyle kolay…
 
Çok uzattım yine farkındayım. Hem zaten ”Ajluktan başım ağrımaya başladı”. Kaç gündür gaz dışında bir şey yemedim diyeceğim ama biliyorum ki inanmazsın:) Neyse şimdilik bu kadar. Bizim sosyalistleri, avukatları, doktorları… hepsini gördün zaten. Uzun uzun yazmayacağım. Ama sen de duydun değil mi:
 
BU DAHA BAŞLANGIÇ…'


(insanhaber.com)