Şimdi 'Mutlu' musunuz?

|

Şimdi A Şimdi

ONUR EREM/BİRGÜN

Ellerinde mahkeme kararıyla 6 Temmuz Cumartesi günü Taksim Gezi Parkı'na girmek isteyen binlerce kişiye  yönelik polis saldırısında basın kimliğini göstermesine karşın coplanmaktan kurtulamayan BirGün muhabiri Onur Erem, o gece yaşadıklarını anlattı.


Cumartesi akşamı 18:00 civarında polis Taksim Meydanı’ndaki anıt etrafındaki kitleye saldırmaya başladığında oradaydım. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, halkın erişimine yasadışı bir şekilde kapattığı Gezi Parkı’nın halkın istediği tarihte değil kendi emrettiği tarihte açılmasını onur meselesi yapmıştı. Önce Taksim Meydanı’ndan, ardından Gezi Parkı’ndan "kovulan" halkın anıt etrafında toplanmasına da artık tahammül edilmiyordu. Kalkanlarıyla yaşlı-genç demeden herkesi iten polislerin yüz ifadeleri bundan ne kadar haz aldıklarını yansıtıyordu. Polisle bu kadar yakın temasa girmeyeli 2 hafta olmuştu, ama yüzlerindeki o ifade hiç değişmemişti. Eylemcileri öldürseler bile tutuklanmayacaklarını bildiklerinden insanların üstüne yürürken eğleniyorlardı.

TRAFİK KOMEDİSİ
Önceki eylemlerden alıştığımız şekilde polis önce meydanı boşalttı, sonra İstiklal ve Sıraselviler’in girişine barikat kurdu. Sıraselviler’de araç trafiğini tıkayan polis ekibinin amiri İstiklal Caddesi’ndeki kalabalığa “Caddedeki yaya trafiğini tıkıyorsunuz, dağılın yoksa biz dağıtırız” anonsu yaptı. Birkaç dakika sonra, 5 metre uzaktan bile duyulmayan bu anonsun arkasına sığınarak İstiklal Caddesi’ne saldırı başladı.
Polis cadde üzerinde insanların üstüne rastgele plastik mermi yağdırarak terör estiriyordu. Kafelerde oturanlar ve turistler dahil olmak üzere bölgedeki tüm insanlar bu vahşetten payını aldı.

HASTANEYE GİTMEK DE YASAK
Bu vahşeti Caddesi’nin başında yer alan Meşelik Sokak’tan görüntülerken polis sokağa plastik mermiler, gaz bombaları ve TOMA’yla saldırdı. Sokakta ilerleyerek sığındığım yere kadar geldiler. Etrafımı çevirmeye başladıklarında onlara basın kartımı gösterdiysem de coplanmaktan kurtulamadım.Sonra ortamda yayılmakta olan kimyasal gazların arasından acıyla geçerek İstiklal Caddesi’ne vardım.

Aklıma gelen ilk şey Taksim İlkyardım’a giderek bu saldırıyı rapora geçirtmekti. Takism meydanı ve Tarlabaşı'nda polisler tarafından engellendikten sonra İstiklal’e döndüğümde şans eseri oraya gelen 2 ambulanstan birine atlayarak Taksim İlkyardım’a gittim. Hastaneye vardığımda bir iç savaş manzarasıyla karşılaştım. Her tarafta yaralı insanlar vardı. Sıramı beklerken içeriye girdiği alışveriş için gittiği bakkalda kafasına gaz kapsülü gelen bir adam, gazdan etkilenerek bayılan ve bilinci kapalı bir şekilde gelen kalp hastası bir kadın ve kafası gaz kapsülüyle yarılan bir başka adam daha geldi. Acildeki tek doktor hastalara yetişmekte zorlanıyordu.

MISIR ANAYASASI BİZİMKİNDEN ÖNEMLİ!
Belime yediğim cop darbesi son yıllarda yaşadığım en büyük acıydı. Ama hastanedeki diğer yaralıları görünce bunun ne kadar ufak olduğunu, daha doğrusu polisin insanlara ne kadar büyük acılar yaşattığını bir kez daha anladım. Polis insanların yaşama hakkına kast ederken çekinmiyordu bile. Yaşama hakkının yanında, anayasada tanımlanan çok sayıda hak ihlal edildi o gün: Gösteri ve yürüyüş hakkı, seyahat özgürlüğü, ifade özgürlüğü, haber alma özgürlüğü... AKP’nin anayasayı çekinmeden çiğnerken AKP’lilerin aynı saatlerde Mısır’daki cuntanın anayasayı askıya almasını tam gaz eleştirmesi ise ikiyüzlülüğün vardığı son nokta oldu.