Gezi direnişinde ‘gazeteci’ olarak nasıl ayakta kalınır

|

Gezi direnişinde ‘gazeteci’ olarak nasıl ayakta kalınır A Gezi direnişinde ‘gazeteci’ olarak nasıl ayakta kalınır

Dünyanın her yerinde en kanlı savaşlarda bile gazetecilerin sahip olduğu dokunulmazlık hakkı, Gezi direnişini takip eden gazeteciler için pek mümkün olmadı. Son olarak geçen hafta sonu, aralarında gazetemiz muhabiri Onur Erem’in de olduğu 12 gazeteci polis şiddetine maruz kaldı. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) “Güvenlik kuvvetlerinin, habercilere göz yaşartıcı gaz veya plastik mermi sıkarak, darp veya hakaret ederek, görüntülerini silmeye zorlayarak görevlerini kötüye kullanmaya ısrar etmelerini kınıyoruz” açıklamasıyla durumu özetledi. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda Gezi Direnişi’ni izleyen gazeteciler için hayatta kalma yollarını özetlemek istiyorum. Ayakta kalma derken hem fiziki saldırılardan korunma, hem de işini muhafaza etme gibi iki hayatta kalma yolunu kastediyorum.

1-ESNAF GİBİ DAVRAN

Gezi direnişinde polis şiddetine maruz kalmamak için direnişçileri hedef alan esnaflar gibi davranmak kâfi. Böyle bir durumda sırt çantanızda pala, silah yahut sopa niyetine fırça sapı kullanmak yararlı olabilir. Palalı esnaf hakkında yapılan yasal işlemde “paladan” hiç söz edilmemesi bir fikir verebilir pekâlâ. Gazeteci olarak bile çok yasal riske sahipken, cinnetin eşiğinde esnaf rolü yaparak cezadan yırtabilirsiniz. Esnaf gibi davranırken, direnişçilerden yana olan esnaflar gibi davranmamaya dikkat etmek şart ama. Öyle esnaf da az değil zira.

2-28 ŞUBAT ŞİFRESİNİ UNUTMA

Halihazırdaki iktidarın en büyük mağduriyet destanı olan 28 Şubat’ı akıldan çıkarmamak lazım. Daha bir ay önce hükümete askeri vesayeti bitirdiği için teşekkür etmiş olmak önemsiz. Polisin şiddeti, medya üzerindeki baskı filan nafile şeyler. 28 Şubat şifresi her kapıyı açar unutma. Hükümete her eleştiriyi 28 Şubat’çılık de, etiketle geç. Olayı 27 Mayıs tertibine kadar götürebilirsin, henüz Kenan Evren hüküm giymediği için 12 Eylül’ü atla ama, oradan arıza çıkarabilirler ‘netekim’.

3-DOĞRU SORULAR VE MUHATAPLAR SEÇ

Hiç kuşkusuz gazetecilik soru sorma mesleğidir. Gazeteci olduğunu unutturmamak için elbette soru sormaya devam etmek gerekir. Bu yüzden Gezi direnişinde öldürülen Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş ve Abdullah Cömert’i sorup cevabını almadan önce taciz ve saldırıya uğrayan başörtülü kadını sor. Her iki sorunun birlikte sorulabileceğini unut, ikinciyi seç. Aynı şekilde Valiliğe soru sormak yerine sadece Taksim Dayanışması’na sor. Mahkeme kararını gizlediniz mi diye Dayanışma’ya sor, mahkeme süreci devam etmesine rağmen, “oraya kışla yapacağız” diye açıklama yapan Başbakan’a sorma. “Valilik orayı yarın açacaktı bugün niye insanları topladınız?” diye Dayanışma’ya sor, Valilik açtıktan birkaç saat sonra giden insanları gazlayınca suspus ol. Nasılsa başka bir soru daha bulursun. Soru sormak serbest, muhatabını bu örneklerdeki gibi iyi seçersen tabii.

4-SENARYO TEKNİKLERİ ÖĞREN

Gezi sürecinde hiç kuşkusuz senaryo yazma kabiliyeti olan gazeteciler kazandı. Memet Ali Alabora’nın hedef haline getirilmesinden telekineziye, faiz lobisinden Otpor’a geniş bir vaha var orada. İşi Gezi’deki ağaçla röportaj yapmaya kadar götüren Mevlüt Yüksel kadar sulandırmadığın sürece iyi senaryo iş yapar bu süreçte.

5-MISIR DARBESİNE BAĞLA

Mısır’da hazır darbe olmuşken Gezi’cileri de Mısır’daki darbecilere özenen bir grup olarak genelle. Hayatında dış haber okumamış olman önemli değil. Nasılsa kimse dış politika bilmez salla sallayabildiğin kadar. Hasbelkader Gezi’yi desteklemişler içinden uç örnekleri seç, tüm Gezi direnişini onlara eşitle. İktidar tarafındaki Melih Gökçek, İsmail Türüt, Takvim, Akit gibi uç örnekleri görmezden gelmeye dikkat et ama, iş sulanınca inandırıcılık azalıyor.

KESİN BİLGİ: HEPSİ ÇALIŞIYOR

İşte 5 maddede özetlenebilecek Gezi direnişinde gazeteci olarak ayakta kalma yolları. Kesin bilgi: Hepsi denendi %100 çalışıyor. Denemeyenlerin hali ortada sadece Gezi sürecinde işsiz kalan gazetecilerin isimlerini alt alta yazsak tek başına yazı olur. Evet, bu yazıdaki metotları uygulamayan gazeteciler için bugünler belki zor geçecek. Olsun; ileride çocuklarına “Gezi direnişinde işte öyle işsiz kalmıştım” diye onurla anlatacakları bir hikâyeleri var artık ki, o hikâye gazeteciliğin şeref madalyası yerine geçer.


ÜMİT ALAN