Yine de soracağım: Alper Görmüş'e çıplak sorular

|

Yine de soracağım: Alper Görmüş A Yine de soracağım: Alper Görmüş

Alper Görmüş 11 Temmuz 2013 tarihinde T24 sitesindeki yazısına “Yine de soracağım: Taksim Dayanışması’na Çıplak Sorular?” diye başlık atıp, “Taksim Dayanışması'nın, Taksim Yayalaştırma Projesi'nin 6 Haziran'da mahkeme kararıyla iptal edildiğini bildiği halde bunu kamuoyundan “gizlediği” yönündeki ithamlar hiç temelsiz değil...” iddiasında bulunuyordu. Görmüş, Dayanışma üzerine kurduğu yazıda “Dayanışma bunları gizlemese, belki de ölümler, yaralanmalar olmazdı” imasında bulunmayı da ihmal etmiyordu. Doğrusu ağır bir imaydı. Tepkiler sonucu ikinci bir yazı yazmak zorunda kalan Alper Görmüş, iddialarına çekingence devam etmekle birlikte ‘minik’ bir ayrıntıya da değiniyordu. Bu ‘minik’ ayrıntı, ölüm ve ciddi yaralanmaların 6 Haziran’dan önce olduğunun hatırlatılmasıydı. Görmüş “maddi hata yapmışım” diyerek kenarından özür diliyor, Dayanışma’dan kuşkulanmasını ise “Gazetecilik kuşku mesleğidir” diye fiyakalı bir nedene bağlıyordu. Kaldı ki, Dayanışma da mahkeme kararının kendilerine 3 Temmuz’da açıklandığını belirtmiş, gizleme iddialarını yalanlamıştı.

Alper Görmüş’ün konu üzerine yazdığı dün yayınlanan üçüncü yazısı ise ‘şaşırtıcı bir şekilde’ hükümete yakın basının Gezi haberlerinin eleştirisi şeklindeydi. İş bu yazı üzerine, bu haftaki Köşe Vuruşu’nda Alper Görmüş’ün Taksim Dayanışması’na yaptığını yapmak, yani kendisine çıplak sorular yöneltmek istiyorum.

MADDİ HATA NEDİR BİLİYOR MUSUNUZ?

Taksim Dayanışması’nın mahkeme kararını gizlediğini iddia ederek ölüm ve yaralanmaları önleyebileceğini ima etmiştiniz. Ölüm ve yaralanmalar mahkeme kararından önce çıkınca ise “maddi hata” diye özür dilediniz. Maddi hata, hata olduğu açıkça belli olan durumlarda –örneğin; 1 milyon dolar yerine 1 dolar yazılması gibi- kullanılan bir terimdir. Dayanışma gizlemese “belki de ölümler yaralanmalar olmazdı” gibi temel ve ciddi bir iddianın maddi hata olmasına imkan var mı sizce? Maddi hatanın anlamını mı bilmiyorsunuz, yoksa işinize mi öyle geliyor? Özrünüzü “maddi hata” gibi küçümseyici bir ifade olmadan yinelemeye ne dersiniz?

16 TEMMUZ’A KADAR NİYE BEKLEDİNİZ?

Medya üzerine eleştiri yazıları yazan ve gerektiğinde T24 gibi bir yazı mecrasını dilediğinde bulabilen bir yazar olarak, hükümete yakın medyayı eleştirmek için 16 Temmuz’a kadar beklemenizin sebebi nedir? Medyanın ve özellikle Yeni Şafak gazetesinin sizin de bahsettiğiniz rezillikleri bu kadar ötelenebilecek kadar önemsiz midir? Bu yazının, Taksim Dayanışması’nı suçlayan ve sonunda bir kısmından özür dilemek zorunda kaldığınız iddiaların ardından gelmesindeki samimiyetsizlik sizi de rahatsız etmiyor mu?

YENİ ŞAFAK’IN TEKLİFİNİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ İÇİN Mİ SUSTUNUZ?

16 Temmuz tarihli yazınızda Yeni Şafak gazetesiyle yazarlık için anlaştığınızı fakat Kürşat Bumin’in kovulmasından 10 gün önce anlaşmayı bozduğunuzu yazmışsınız. Kürşat Bumin’in Yeni Şafak’tan kovulması en erken 3 Temmuz’da gerçekleşmiş olmalı ki 4 Temmuz’da T24’te bir yazıyla bildiriliyor. 10 gün öncesi en iyi ihtimalle Haziran’ın son haftası oluyor ki, eleştirdiğiniz Yeni Şafak haberleri bu tarihin çok öncesinde yayınlanmıştı. Acaba o günlerde o haberlere hiç ses etmemeniz teklifi hâlâ düşündüğünüz için miydi? Çirkin bir niyet okuma olduğunun farkındayım, ama sorulacak onca soru ve muhatap varken yekten Taksim Dayanışması’na sorduğunuz çıplak sorunun öncelik ve niyet açısından bundan bir farkı var mı?

SORULAR HOŞUNUZA GİTMEDİYSE…

Alper Görmüş’e soracağım çıplak sorular bundan ibaret değil, ama bu sıkıcı soruları daha fazla uzatmak istemiyorum. Sorular hoş da değil, farkındayım. Zaten bu soruları kendisinin kuşkulanma tarzını örneklemek için yazdım. Yazının başlığındaki “yine de” ifadesi, kendisinin Gezi direnişçilerinin Taksim’de ağır polis saldırısına (kendisi tarafsız olduğu için “müdahale” diyor) uğramasına karşılık bir lütfuydu. Ben de Gezi olayları başladıktan 1,5 ay sonra gelen medya eleştirisi için kendisine bu “yine de” vurgusuyla bir lütufta bulunmuş olmak istedim. Hepsi bu.


ÜMİT ALAN