Ötekilerin Postası’nı anlayabilmek

|

Ötekilerin Postası’nı anlayabilmek A Ötekilerin Postası’nı anlayabilmek

ÖTEKİLERİN POSTASI

Sevgili ailemiz, yaklaşık 9 aydır birçoğunuz 'Ötekilerin Postası' ismine iyi ya da kötü alıştınız. Hem sahiplenenler oldu hem de anlamaya çalışanlar, hem ihtiyatlı yaklaşanla, hem de doğrudan kucak açanlar. Bu ismin etrafında okuduğunuz haberleri, gördüğünüz fotoğrafları ve katıldığınız kampanyaları bir kenara bırakarak, Ötekilerin Postası’nın 9 aylık sürecini kendi kalemimizden sizlere anlatmak istedik.

12 Eylül 2012 tarihinde Türkiye cezaevlerinde başlayan açlık grevleri dönemini hatırlarsınız. Bu dönemde ana akım medyanın rolü her zamanki gibi grevleri kırmak, göstermemek, duyurmamak üzerine kuruluydu. Artık ana akım medyanın neden yandaş bir habercilik yaptığını anlatmamıza sanırım gerek kalmadı. Özellikle Gezi Parkı döneminde birçok insan bunu deneyimledi ve anladı. Açlık Grevleri başladığı zaman, medya yine suskuluğa bürünmüş ve tam kırk gün boyunca tek kelime etmemişti. Etmesine etmişti ama 'iktidar ne dediyse' onu söylemişti. 'Sadece 1 kişi açlık grevinde', 'gizli gizli yiyorlar'… İşte ana akım medyanın toplumları yanlış ve eksik yönlendirmesi ile bir karar vermemiz gerekiyordu. Ya ana akım medyayı sadece eleştirmeye devam edecektik ya da elimizdeki imkânlarla alternatif bir haber alma ağı oluşturacaktık.

Açlık Grevleri 40. güne geldiği zaman 'Açlık Grevi Postası' ismi ile Facebook’ta bir sayfa açtık. Bu sayfanın amacı cezaevlerindeki grevler hakkında gerçek ve tarafsız bilgileri toplayabilmekti. Sadece farkındalık yaratmak, dikkat çekmeye çalışmak ve bir insanın dahi ölmemesi için sorumluluk hissetmekti. Tabii ki grevler tartışılabilir, elbette yöntemler eleştirilebilir; 'ama nasıl olur da bir insanın ölümüne sessiz kalınabilirdi?' İşte bütün motivasyon kaynağımız da bunun üzerine kurulmuştu. Sayfa toplam 20 gün yayında olmasına rağmen gerek Kürt gerekse bu mücadeleyi destekleyen sol örgüt ve bireylerin buluştuğu, haber aldığı bir platforma dönüştü. Bu süreçte ortaya büyük bir birlikteliğin ve sosyal medyanın gücünü, başından beri bizlerle olan takipçilerimiz rahatlıkla okuyabilmişlerdir. Sonrasında siz takipçiler ve gönüllü muhabirlerimizin ortak kararıyla yaptığımız işin 'yurttaş gazeteciliği' olduğu, Türkiye’nin sorunlar konusunda zengin olduğu ve sayfanın isim değiştirerek devam etmesi gerektiği önerildi. Hiç kuşkusuz bu önerilerin temelinde sadece iki kişinin bile bir şeyleri değiştirebileceğinin somut örnekleri vardı. Sizlerin önerileriyle, sadece Kürt halkının değil birçok 'öteki'nin haklı taleplerini dile getirmesine aracı olmak amacıyla ismimizi 'Ötekilerin Postası' olarak değiştirip; statükocu devlet anlayışının görmezden geldiği, duyurmak istemediği her bir ötekinin sesi olmak için “Ötekilerin Postası” sayfasını açtık.

ÖTEKİLERİN POSTASI HEPİMİZİZ

Ötekilerin postası olarak yayın hayatına başladığımız zaman ne yapmak istediğimizi tamamen belirlememiştik. Bunun en büyük nedeni ise sayfa kolektif bir habercilik örneği gösteriyordu. Yani sayfa sadece iki kişinin dinamiğiyle ilerlememeli, aynı zamanda takip edenlerin katkılarıyla eleştiri, mizah, ironi ve farklı kültürleri de ortaya koyabilmeliydi. Şu anda bir elin parmağı diyebileceğimiz bir ekiple yayına devam ediyoruz. Biz adminler, sadece yayın akışını düzenleme konusunda orada var olduğumuzu belirttik ve her konuyu siz takipçilerimizle tartışarak sonuca götürmeye çalıştık. Bu aslında en zor yöntemdir. Zira bazı durumlarda devlet veya faşistlerin yanı sıra siz takipçilerimiz tarafından da defalarca sansürlendik. Yani hem öteki olarak bir araya geldik, hem de birbirimizi ötekileştirdik. İşte bütün bunlar farklı 'egemen olma' bakış açılarının sayfamıza yansımasıydı. Sizlerin ilk sansürü LGBT'lere( Lezbiye, Gey, Biseksüel, Trans) yönelikti. Bilinmelidir ki Ötekilerin Postası olarak bizler Kürt, LGBT, hayvan, doğa, Ermeni, işçi, öğrenci, inanan, inanmayan, atanamayan öğretmen ve daha sayamayacağımız birçok kimliğin bir arada nasıl olacağının örneğiyiz. Bütün bu sansürler karşısında geri adım atmak yerine, açıklayıcı bir metin yazarak farkındalık yaratmaya çalıştık. Herkesin ailesinde yada arkadaşları arasında LGBT bireyleri olmayabilir, ama LGBT bireylerinin de olduğunu defalarca sayfamızda anlatmaya çalıştık. Anlayanlar bizlerle birlikte olmaya devam etti, anlamayanlar ise tehdit etmeye… Bu süreçte bize gelen tehdit mesajlarına bile yapıcı bir dille LGBT haklarını anlatmaya çalıştık. Hatta 'Admin İbne' dediniz 'Evet ibneyiz' dedik. Tıpkı açlık grevlerinde 'Admin Kürt' dediğinizde 'Evet Kürdüz' dediğimiz gibi. Son gelinen durumda yarattığımız farkındalık (bununla ilgili birçok kişisel teşekkür mesajı aldık) ve LGBT'lerin de Ötekilerin Postası’nı farkedip sahiplenmesiyle artık bu konuda bir sansüre de uğramıyoruz. Nitekim buna benzer birçok durumdan bahsetmek de mümkün.

HANGİMİZ ÖTEKİYİZ?

Sansürlerin içerisinde en önemlisi Gezi Parkı direnişinde yaşanan tahammülsüzlüktü. Sayfamız açlık grevleri ile birlikte bugünlere geldiği için Kürt halkının yoğun olduğu bir sayfa oldu. Zaten öteki olarak bir kıyaslama yapmasak bile Kürtlerin ana akım medyaya olan güvensizliği yıllar öncesine dayanır ve Kürtler her zaman alternatif araçlara yönelmişlerdir. Gezi Parkı direnişi ile birlikte sayfanın takipçi sayısı bir anda, kontrol edemeyeceğimiz bir şekilde, birkaç gün içerisinde on binlerce arttı. Bu süreçte neler olduğunu sizler gibi biz de anlamakta güçlük çekiyorduk. İlk defa ana akım medyaya sırtınıı yaslayan Halklar da sosyal medyadan alternatif bilgilere ulaşmaya çalıştı. Bu durum sayfada hiç olmayan Ulusalcı ve Kemalist takipçilerimizin de artmasını sağladı. Yıllarca Kemalistler ve Ulusalcılar tarafından ötekileştirilenler şimdi kendini 'öteki' olarak görüyordu. Ötekilerin Postası’na gelen Ulusalcı ve Kemalist takipçilerimizle öncesinde sayfada olan Kürt takipçilerimiz arasında büyük tartışmaların yaşanması da kaçınılmaz oldu. Oysa eski takipçilerimizin bir türlü anlayamadığı, bizim dilimizin hiç değişmediği idi. Ötekilerin Postası’nın dili değişmiyor olsa da paylaştığımız haberlerin altındaki yorumlar değiştiği için zaman zaman sert atışmalara da neden oluyordu. Aslında toplumsal bir mutabakat beklemiyorduk ama bu defa farklı kimlikler Ötekilerin Postası’nı takip etmeye başlamıştı. Çünkü bizler her bir paylaşımımızda bir ötekiyi yakalamayı başarabiliyorduk.  Bazı Kürt takipçilerimizin Gezi Parkı’nı eleştiriyor olması, bizlerde şaşkınlık yaratmış olsa da bizler için 'acıları yarıştırmak' yerine 'mücadeleyi yükseltmek' her zaman daha önemliydi. Bu nedenle Ötekilerin Postası sadece yurttaş gazeteciliği yapmıyor aynı zamanda dijital aktivizm ve sivil itaatsizlik çalışmaları da gerçekleştiriyordu. Kürtlerin bizlere attığı 'onlar Roboski için yanımızda değildi biz de onlarla olmayacağız' ya da 'barış süreci zedeleniyor', 'siz bebek katilini seven bir halkı temsil ediyormuşsunuz' mesajları bizleri bir hayli üzmüştü. Bizler geri bildirimi çok önemseriz. Ancak bu mesajlar yapıcı değil, tamamen toplumsal olarak birbirini ayıran ve zıt kutuplara çeken mesajlardı. BDP’li vekillerin ve  Öcalan’ın Gezi Parkı mesajını açıklamasından sonra bu saldırı sona erdi. Bu defa Türk Halkının PKK ile ilgili paylaşımlara müdahale etmesi, tartışmalara yol açsa da, bizler Ötekilerin Postası olarak dilimizi değiştirmemeye de kararlıydık ve öyle davrandık. Yani Ötekilerin Postası inandığı değerler ile yoluna devam etti.

HEP BERABER DENEYİMLEYEREK ÖĞRENMEK

Bizler de birçok şeyi deneyimleyerek öğreniyoruz. Şüphesiz ki her olayda bizler değişiyor, takipçilerimiz değişiyor. Bizler hiçbir zaman bilinçlendirmek lafını kullanmadık. Çünkü kimsenin sosyal medya üzerinden bilinçlendirilmesini gerçekçi bulmuyoruz. Amacımız sadece 'farkındalık' yaratmaktır. Bir kişinin dahi önyargılarından sıyrılması, bizleri mutlu edecek bir durumdur. Bu nedenle sarfedilmesi gereken cümleler ayrımcılığa giden değil iktidara ve kapital düzene karşı hep birlikte sesimizi yükseltmek olmalıdır. Unutmayın ki bizler yoğun bir mesai programı harcıyoruz ve sizler de gönüllü muhabirliklerinizle bu mücadelenin merkezinde duruyorsunuz.

O kadar güçlü bir haber platformuna dönüştük ki, birileri rahatsızlık duymaya başladı. İşte tam da bu noktada yaptığımız işin ne kadar değerli olduğunu da hissettik. Eğer birileri rahatsızlık duyuyorsa bizler iyi işler yapıyoruz diye düşündük.Hatta defalarca “verdiğimiz bu rahatsızlıktan dolayı mutluyuz” diye açıklamalar yaptık.

SAYFAMIZ NEDEN KAPATILDI?

Amatör ruhumuzla yayın akışımızı sürdürmeye çalışırken defalarca Facebook sansürleri ile boğuşmaya ve yayınımızı devam ettirmeye çalıştık. Birçok üniversitede paneller ve konferanslara katıldık, kendimizi ifade etmeye çalıştık. Sonra bu panellerden birinde yandaş medya tarafından hedef gösterildik, facebook tarafından 'saçma sapan' gerekçeler ile sansürlendik. Artık bir etki gücümüz vardı ve bunu hızlıca kesmeye çalışıyorlardı.

Gezi Parkı döneminde günde 1.700.000 kez tıklanan bir sayfayı Facebook 05 Temmuz günü “pornografik paylaşımlar yapıldığı” gerekçesiyle yayından kaldırdı. Üstelik takipçi sayımız 138.000’di. Sonrasında birçok sahte hesap açıldı ve takipçilerimiz deşifre edilmeye çalışıldı. Bunun önüne geçmek için 3 gün sonra yeniden bir sayfa açarak hem facebook protestolarına başladık. Bu kez daha güçlü ve daha kararlı geliyoruz dedik. Sansürlerle, baskılarla hiçbir bireyin haber alma özgürlüğüne engel olunamazdı. Hem yayın akışımızı sürdürdük hem de facebook yönetimine itirazlarımızı yaptık. 'Ötekilerin Postası Susturulamaz' diyen takipçilerimizle birlikte sesimizi yükseltmeye çalıştık. Bu süreçte Facebook’a yaptığımız itiraz değerlendirildi ve Facebook Türkiye Yönetimi bir açıklama maili gönderdi. Açıklamada 'pornografik nedenlerle kapatılmadığı, bu nedenle özür dilendiği' yazılıydı. Olayı sistemsel bir hata olarak kabul etmemizi istiyorlardı. Peki yayına ne oldu? Gelen cevapta ise kısaca şu yazıyordu: 'Pornografik olmasa da yaptığınız paylaşımlar daha önce birkaç defa kaldırılmış ve hak ihali yaptığınız belirlenmiştir. Bu nedenle sayfanız yeniden iade edilmeyecek ve bu karara itiraz hakkınız da bulunmamaktadır'

BU SANSÜR HEPİMİZE

Kısaca Facebook yönetimi şunu söylüyor: 'size bir açıklama yapmak zorunda değiliZ, pornografik diye saçmaladık, siz bu işin üzerine gitmeyin, neden kaldırıldığınızı biliyorsunuz.' Evet bizler Kürt halkının taleplerini dile getirdiğimiz için, LGBT bireylerin haklarını dillendirdiğimiz için, bu ülkede Ethem Sarısülük’ün katilleri aramızda dediğimiz için, Tecavüz edenlerin serbest bırakıldığı yargıyı eleştirdiğimiz için defalarca kez uyarıldık. İşte Facebook bu nedenle bir açıklama yapamıyor. Bu sansür Ötekilerin Postası’na değil, haber alma özgürlüğü olan herkese uygulanmış bir sansürdür. Şimdi bu baskılara bu yıldırma politikalarına rağmen açtığımız yeni sayfamızla (www.facebook.com/PostasiOtekilerin) yeni bir dönem başlatmak istiyoruz.

NE İSTİYORUZ?

Amatör ruhumuzu kaybetmeden daha profesyonel bir çalışma şekli ile yolumuza devam etmek istiyoruz. Sırtımızı sermaye ve holdinglere dayamadan, bireylerin desteklediği bir yurttaş gazeteciliği haber ajansına dönüşmek istiyoruz. Çünkü çok yoğun emekler harcanıyor ve bu emeklerin devam etmesi için bu işi profesyonel bir zemine oturtmamız şart. Kendi ofisi, canlı yayın stüdyosu, kendi teknik ekipmanları olan bir oluşum hayal ediyoruz. Hayal ettiğimiz yapı, hem kolektif dayanışmayı artıracak hem de ezber bozacak bir yapıdır. Bugüne kadar çoğu haber ajansını gönüllü muhabirlerimiz sayesinde atlattık ve gerçekleri bizi takip edenlerle paylaştık. Şimdi hedeflerimizi bir basamak yukarı çıkarmak ve ezber bozan anlayışımızı daha sağlam hale getirmek istiyoruz. Böylelikle Facebook vb. sistemlere de DUR diyeceğiz. Bizler kendi özel yaşamlarımızdan tavizler veriyor olsak da, bir kişiye ulaşmanın mutluluğunu da yaşıyoruz. Ötekilerin Postası sansürü delmeye, ötekileştirilmiş Halkların sesini duyurmaya, daha güçlü ve daha kararlı devam edecek.

Dayanışmayla…