AKP'nin babalar günü hediyesi!

|

AKP A AKP

OSMAN ÖZTÜRK

Taksim'de oturduğu evde maruz kaldığı gaz bombası dumanı sonrası solunum yetmezliği şikayetleri artan ve babalar gününde yaşamını yitiren Selim Önder'in kızı Ayşe Önder'den mektup var

TTB'YE GÖNDERİLEN MEKTUP
Sayın Türk Tabibler Birliği, Bu yazı politik ya da siyasi değil, insanlıkla ilgilidir. Hükümetin emri, Polis Teşkilatının eliyle 31 Mayıs Cuma günü, Taksim ve civarında yaşayan insanları hiç umursamadan, biber gazlarının şuurlu olarak insanlık dışı oranlarda kullanılması ve etkileriyle ilgilidir.

ŞİKAYETLER GAZDAN SONRA

Babam 88 yaşındaydı ama dinçti, hayat doluydu. Kendi çapında bile olsa yavaş yavaş yürüyüşünü yapar, sazlarını çalar, çalışır, üretir, beste yapar, kitap okur, pazara bile giderdi bizimle. Babamın ölümle sona eren 2 haftalık serüveninde tüm şikayetleri gaza maruz kaldıktan sonra başladı.

***

Selim Amca’yı da öldürdüler!


AKreP’ler, TOMA’lar, biber gazlı, yangın köpüklü tazyikli sular…

Kalkanlar, coplar, çivili sopalar…

Plastik mermiler, gerçek mermiler, gaz mermileri.

Yakın mesafeden hedef gözeterek vurulanlar…

Kolları, bacakları, kafatasları kırılanlar, gözleri kör edilenler.

Berkin Elvan’lar, Mustafa Ali Tombul’lar…

Hâlâ yoğun bakımda uyutulanlar.

Mehmet Ayvalıtaş’lar, Abdullah Cömert’ler, Ethem Sarısülük’ler, Ali İsmail Korkmaz’lar…

Öldürülenler.

Zulüm bu kadar büyük, şiddet bu kadar vahşi olunca biber gazının öldürücü etkilerine maruz kalanları, kalıp da hayatını kaybedenleri, onların geride bıraktıklarını, acılarını, kederlerini takip edemez olduk.

Bugün sizlerle, bütün suçu Taksim’de oturmak olan 88 yaşındaki folklorcu, emekli müzik öğretmeni Selim Önder’in kızının TTB’ye gönderdiği mektubu paylaşmak istedim.

Unutmayalım, diye…

Unutmayalım ve affetmeyelim, diye!..

***

“Sayın Türk Tabibler Birliği,

 Bu yazı politik ya da siyasi değil, insanlıkla ilgilidir. Hükümetin  emri, Polis Teşkilatının eliyle 31 Mayıs Cuma günü, Taksim ve civarında yaşayan insanları hiç umursamadan, biber gazlarının (ne gazları olduğunu Allah biliyor sanırım) şuurlu olarak insanlık dışı oranlarda kullanılması ve bunun etkileriyle ilgilidir.

Ne çok gaz kullanıldı o gün inanamazsınız, sanki insan değil dağ taş vardı karşılarında... Sanki oralar yerleşim alanı değildi! Sokaklarımızda yürüyemedik, evlerimizin içinde bile oturamadık, nefes alamadık!

Hükümetin, müdahale ediyoruz adı altında, gazla insanları öldürmeye çalışacaklarını ne düşünebildik, ne tahmin edebildik, ne de hayal edebildik...

Bu yazının altında ne bir ideoloji, ne faiz lobisi, ne mason locası, ne de dış kaynaklar vardır.

Bu yazının altında bizim acımız, yanan yüreğimiz vardır.

Bu yazı insanlık namına yazılmıştır. Yaşadıklarımızı bilin, haberdar olun diye yazılmıştır.. Lütfen sizler de bu amaca uygun kullanın!

***

 Bu ülke için 88 yılını harcamış bir adamın hayatı söndü!! Kolumuz kanadımız yolundu...

Babam 88 yaşındaydı, kalp hastasıydı, damarları tıkalıydı ama dinçti, hayat doluydu. 88 yaşındaydı ama kendi çapında bile olsa yavaş yavaş yürüyüşünü yapar, sazlarını çalar (folklorcü, emekli müzik öğretmeni idi), çalışır, üretir, beste yapar, kitap okur, pazara bile giderdi bizimle. 88 yaşındaydı ama otobüse binip İstanbul'u gezerdi.. 88 yaşındaydı ama namazlarını eğilip kalkarak kılardı olabildiğince. 88 yaşındaydı ama aşı yapar, ağaç diker, ağaç budardı. En önemlisi ise, 88 yaşındaydı ama ekmek sahibi olsunlar diye hâlâ müzik dersi verirdi imkanı olmayan çocuklara, sınavlara hazırlar, enstrüman çalmayı öğretirdi, iyi bir hayatları olsun diye çabaladığı minicik öğrencileri vardı, bir kuruş almadan..

***

Babamın ölümle sona eren 2 haftalık serüveninde tüm şikayetleri, Taksim'de şuurlu olarak insanlık dışı boyutlarda kullanılan gazlara maruz kaldıktan sonra başlamıştır.

Bu gazlar ortalığa sıkılırken belli ki mahalle sakinleri, yoldan sokaktan geçen, işi olan, evine giden, ekmek alan, mesela Cuma'dan gelen (bizzat annemle babam, Eminönü’nde Cuma namazını kılıp, Mısır Çarşısı’ndan bal alıp eve gelmeye çalışırken gaza maruz kalmıştır) vatandaş düşünülmemiş ya da umursanmamıştır.

 Bu gazlar öyle çok atıldı ki yalnızca sokaklarda değil, evimizde de etkilendik. Örneğin babam, hem evimize gelmek için Taksim'e geldiğinde (31 Mayıs 2013 öğleden sonrası; lütfen dikkatinizi çekerim; o mahallede yaşadığımız için, evine gidebilmek için Taksim'den geçmek zorunda kalmıştır, Taksim otobüsü kapatıldı diye Taksim'e girmemiş, Taksim yolcularını Harbiye taraflarında indirmiştir) hem de evimizin içindeyken (özellikle Gezi Parkı’nı basıp çadırlardaki insanlara sıktıkları sabah), namaz kılmaya kalkıp camı açtığında etkilenmiş ve fenalaşmış, takibeden günlerde sık sık solunum yetmezliği yaşamaya başlamıştır. Sanırım zaten ara ara Ventolin inhaler 100 mcg kullanan kalp hastası 88 yaşındaki bir insana bu gazlar pek de iyi gelmemiş, nefes sorunu kalbe intikal etmiş, halihazırda var olan tüm sıkıntılarını tetiklemiştir.

***

31 Mayıs öğleden sonrası, sokakları o halde görünce, İnönü caddesinin bir paralel sokağında verem savaş dispanserinin oralarda ve meydanda, garanti bankasının önünde duran polislere koşup, bizzat benim 88 yaşında ve kalp hastası babam var, evlerimizde bile oturamıyoruz, bu sokaklardan yürümek zorundayız, babam bu sokaklardan geçecek, nasıl geçecek, böyle atmayın, insan var karşınızda dediğimde, bir gruptaki polis empati uyandırmaya çalışmayın dedi, diğeri ise haklısınız ama yukarıdan böyle emir geliyor dedi..

 Ayrıca, bu hengame içinde eve gelmeye çalışırlarken, annemle babam Park Otel’in yanında, Kutlu sokağa inen tadilat halindeki kullanılamaz durumdaki merdivenlerden inmeye çalışmış, başbakanın çapulcu diye nitelendirdiği insanlar, kimseye aldırmadan hâlâ gaz atmaya devam eden polisten kaçmayı bırakıp, annemle babamın sokağa inmelerine yardımcı olmuş...

***

1 Haziran'da İzmir'e gittiği halde maalesef aldığı gazın etkileri geçmemiş, o gazların kendisini bozup nefesinin düzelemediğini bizzat kendisi dile getirmiştir. ‘Ayşe, o gazlar bana dokundu, bir şey yaptı, bozdu beni çocuğum, düzelmedi nefesim, iyi değilim o günden beri’ demişti telefonda (2 Haziran, Amerika'ya gittiğim gün). Solunum yetmezliğiyle başlayan süreç kalp kriziyle son bulmuş, 14 Haziran'da yoğun bakıma kaldırılmış, 16 Haziran Pazar günü hayatını kaybetmiş, yaşamını yitirmiştir.

Hükümet ve polis teşkilatının bize babalar günü hediyesi olmuştur...

 Sonuç olarak, babamın ölümü kalp hastası yaşlı bir adamın kalp krizi geçirmesi gibi görünse de, tüm şikayetleri gazdan sonra başlamış, babam da hastanelik olana dek bunu bu şekilde çevresine anlatmıştır.

 Biz babasız kaldık, annem kocasız kaldı.

İçimizde yangın var bizim, dinmeyen, her sabah katlanarak büyüyen...

 Ayşe Önder”