Bir solgun kadın: SELÇUK BARAN

|

 Bir solgun kadın: SELÇUK BARAN A  Bir solgun kadın: SELÇUK BARAN

TOMRİS SAKMAN - TAYFUN TOPRAKTEPE

60’lı yılların ortalarında “Haykırmalıyım,” diyerek başlamıştı yazmaya Selçuk Baran. “Söylemeliyim. Sonra da bu yetmemeli. Haykıracak sözüm olmalı. Haykırmalıyım. Ve söyleyecek sözüm başkaları için olmalı. Kendim için söyleyeceklerimi ancak çok sonra başkalarına duyurabilirim.” Edebiyat dünyasına adım attığında -erken yaşlarda başlamıştı yazmaya ama okurlarla paylaşması ancak 1968’de, otuz beş yaşında olabilmişti- büyük bir coşkuyla karşılandı Selçuk Baran. İlk romanı Bir Solgun Adam, 1974’te Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nda mansiyon aldı ve bir yıl sonra basıldı. 1977’de yayınlanan Anaların Hakkı adlı öykü kitabıyla 1978 yılında Sait Faik Hikâye Armağanı’nı Adnan Özyalçıner’le paylaştı. Bu öykü kitabını 1984’de Kış Yolculuğu, yine 1984’de Tortu, 1989’da Yelkovan Yokuşu ve 1992 yılında Arjantin Tangoları adlı öykü kitapları izledi. Orhan Pamuk’la Mehmet Eroğlu’nun birinciliği paylaştığı 1979 Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nda, Bozkır Çiçekleri adlı romanı mansiyon aldı. Ama Baran bu romanı ancak 1987 yılında bastırabildi.

BİR YAZMA KIRGINI

İnci Aral’ın cümlesiyle “Bir yazma kırgını”dır Selçuk Baran. Necip Tosun ise onunla ilgili bir yazısında düşüncelerini şöyle belirtir: “Dergilerde düzenli olarak yazan, yazı kurullarında yer alan, öykü davası güden bir yazar değildi. Ne kendi sanatı hakkında konuştu ne de genel sanat ortamında boy gösterdi. Dergilerden, yayınevlerinden hep uzak durdu. Bir edebiyat mahfilinde yer almadı. Daha çok kitaplarıyla göründü. Önemsenmek için özel gayretleri, çıkışları olmadı. Belki de günümüz yazarlık imgesini beğenmedi, önemsemedi. Ama kıyıcı edebiyat dünyası bu inceliği fark edemedi.”

KENDİ CÜMLELERİYLE SELÇUK BARAN

Hukuk kariyerini yarıda bırakan Selçuk Baran’ın büyük bir aşkla evlendiği eşiyle arasındaki çözülmez sorunlar, aradığı mutluluğu evlilik hayatında da bulamamasına neden olur. Çünkü Arjantin Tangoları’nda da yazdığı gibi, “Aşk, evlilik için kullanılmaz.” Küçük yaşlardan beri yazmaya-okumaya duyduğu ilgi, eşiyle aşkının getirdiği mutsuzluk, çocukların ve evin sorumluluğunun Selçuk Baran’ı sürüklediği nokta umutsuzluktu. Günlüklerine karaladığı cümleler ise bu umutsuzluğun seslenişleriydi: “Kitap okumayalı küçük şeyler düşünmeye alıştım, ufkum daraldı. Hayatı kıyasıya yaşayamadığımdan şikâyetçiyim. Buna sebep, derinliğine duyuşlardan yoksun oluşum mu, yoksa çok çeşitli duygular arasında bocalayışım mı? Bazen uslu, akıllı bir kedicik oluveriyorum. Çocuklarım ve kocamın sevgisinden başka bir şey istemem gibime geliyor. Sonra çapraşık, ne olduğunu tam kestiremediğim fikirler; ne olduğu meçhul hisler beni sımsıkı kavrayıveriyor. Onları çözebilsem belki rahat ederdim. Ama o kadar az vaktim var ki. Hepsini şuurumun altına itiyorum. Orada boğuşup duruyorlar. Bu boğuşmadan vücudum yorgun ve halsiz düşüyor.”

Kitaplarında şimdiyle geçmiş arasından doğan çatışmaları, kaybedilen, biten sevgileri, hayatın yorduğu umutsuz insanların iç sıkıntılarını, geçmişle hesaplaşmalarını anlatmayı tercih eden Selçuk Baran’ın kişisel hayatı da eserlerinden farklı değildir: “Geçenlerde yaşamam için mutlu olmamam gerektiğine karar vermiştim. Şimdi de insanları sevmek için onlarla duygu alışverişinde bulunmamın gereksizliğine inanıyorum. Böylece dostluk önemini yitirdi. (tabii böyle olunca aşk da...) Galiba hiç dostum yok benim. Yalnız bazen sessiz bir okur olmaktan sıkılıyorum. Sadece karşımdaki söylemesin, beni de dinlesinler istiyorum. Bir gün hiçbir işe yaramadığımı kabul etmiştim. İşte şimdi de en bilinçli, en gerçek haliyle yalnızlığı kabul ediyorum. Ama bu yalnızlık ucuz edebiyatçıların sıka sıka suyunu çıkarttıkları o gizliden gizliye özlenen yalnızlık değil. Benim yalın katıksız durumum. Bundan ne kurtulmaya ne de yararlanmaya kalkışacak değilim. Sadece gereklerine uygun olarak yaşayacağım yalnızlığımı.”

Selçuk Baran edebiyat dünyasında coşkuyla karşılanmış ve ödüller almıştı ama o, okuyucularına yakın duramamanın mutsuzluğunu yaşıyordu. Yazdıklarını edebiyat çevrelerinin ve ödüllerin değil okuyucuların tartmasını istiyordu. Hem yukarıda Necip Tosun’un cümlelerinde geçen sebeplerden hem de okuyucusuna yakın duramadığı kaygısıyla Selçuk Baran 1994 yılında artık yazmamayı seçti. Ölümünden birkaç ay önce, Tanzimat’tan Günümüze Yazarlar Ansiklopedisi ekibi tarafından kendisine gönderilen Bilgi Formunun 'Eklemek istediğiniz başka bilgiler' bölümüne düştüğü not şöyleydi: “Başarısız bir yazar olduğumu kabullendiğimden, 1994'te yazmamaya karar verdim. O günden beri, herhangi biri olarak hayattan keyif alıyorum.” Gazeteci-yazar Berat Günçıkan'ın "Gölgenin Kadınları” kitabında da Selçuk Baran’ın yazmayı bırakmasıyla ilgili şu cümleleri yer alır: “Bir fikir veriminin etki yapabilmesi için, der Thomas Mann, eser sahibinin kişisel hayatıyla çağdaş neslin genel kaderi arasında gizli bir yakınlık, hatta eşitlik bulunmalıdır. Toplum, kendisinin, bir sanat eserini niçin şöhrete ulaştırdığını bilmez. (...) ama alkışın asıl sebebi, tartıya gelmeyen bir şeydir: Yakınlık duygusu. Demek ki ben, okuruma yakın olmayı beceremedim. Bu yüzden çekilmeyi yeğledim. Gerçi insan başkaları için değil, kendisi için yazar. Ama kendim için yazdığım sekiz kitap, yalnız kendim için olacaksa, yeterlidir diyorum.”

BİR SOLGUN ADAM
Bir Solgun Adam romanı belki de Selçuk Baran’ın kendi yalnızlık destanıdır. Baran, kendisi için çok özel bir çalışma olduğunu söylediği Bir Solgun Adam’la ilgili olarak konuşurken kendini anlatmaktadır: “Biliyorum, umutsuzluğu kimseler üstüne almıyor. Öyle ya, sosyalizm varsa umutsuzluk gündem dışı olmalı. Ama ben umutsuzum. Solgun Adam’ı yaşıyorum her gün. Dünyada bir yabancıyım. Her sabah yabancı gözlerle uyanıyorum. Gün boyu kendimi gizleyerek insanlarla ilişkimi sürdürüyorum; yabancılığımı bir günah gibi taşıyarak ve gizleyerek. Korkunç çabalar harcıyorum. Akşama doğru başkalarını kandırdığım gibi kendimi de kandırmayı başarıyorum; öykülerdeki umut dolu karşı koyuşu yaşıyorum.”

SELÇUK BARAN ÖYKÜ ÖDÜLÜ
1999 yılında hayata sessiz ve küskün veda eden Selçuk Baran adına İstanbul Galapera Kültür ve Sanat Derneği tarafından bu yıl birincisi gerçekleşen öykü ödülünün ilk sahibi “Ocakta Yemeğim Var” adlı dosyasıyla Hakkı İnanç oldu. Ödül seçici kurullarında yer almama kararını “Yaşarken ve yazarken inceliği, duyarlığı, değeri handiyse çiğnenmiş sevgili dost” dediği Selçuk Baran için bozan Selim İleri, ödülün seçici kurul başkanlığında yer aldı. Kurulun diğer üyeleri ise Sezer Ateş Ayvaz, İlknur Özdemir, Mehmet Zaman Saçlıoğlu ve Turhan Günay’dı.
“Bir an önce unutun beni. Tek istediğim, bir zamanlar yaşamış olduğumu unutmak.” diyen Selçuk Baran’ı unutmamak, insanın içinde saklı dramlara incelikle dokunan cümleleriyle tanışmak isteyenler yazarın tüm kitaplarını Yapı Kredi Yayıncılık etiketiyle bulabilirler.