Arundhati Roy ve umut yürüyüşü: Ormanların içinde

|

 Arundhati Roy ve umut yürüyüşü: Ormanların içinde A  Arundhati Roy ve umut yürüyüşü: Ormanların içinde

MELİKE FUTTU

Hindistan... Beynimizin bir köşesinde Hermann Hesse’den kalma bilgilerle mistik (ya da ruhani, adına ne derseniz) olduğuna inandığımız uzak bir diyar. Bu mistik havaya bir de ‘pasif direniş’le bağımsızlığını kazanmış ülke olması özelliği eklenince, zihnimiz bizi çoğu zaman gerçekleşmiş bir ütopya yanılgısına kadar sürükler. Temelini “Basit yaşa başkaları da var olabilsin” şeklinde kurmuş bu ülkenin, ‘başkaları’nın varlığını umursamayan politikalar güdüyor olmasını öğrenmekse sizi hayal kırıklığına uğratabilir.

Küçük Şeylerin Tanrısı romanıyla ve savaş karşıtı duruşuyla tanınan Arundhati Roy’un kaleme aldığı son kitabı Dağılmış Cumhuriyet, Osman Akınhay çevirisiyle Agora Kitaplığı’ndan çıktı. Daha önce yine Agora Kitaplığı’ndan çıkan Çekirgeleri Dinlemek, Ya Çek Defteri, Ya Cruise Füzesi ve Sokaktaki İnsanın İmparatorluk Rehberi adlı kitapları bulunan Roy, Orta Hindistan’da Maoist gerillalarla geçirdiği günleri ve izlenimlerini aktarıyor. Pasif direnişin egemenlik kurduğu Hindistan’da, silahlı mücadelenin pasif direniş karşısındaki duruşunu verdiği yazınsal savaşla Dağılmış Cumhuriyet’te anlatıyor. Aynı zamanda, kendimizi kitapta geçen yer, zaman ve mekân bağlamından soyutladığımızda, ülkemizin siyasal gerçekleriyle yüzleşme imkânını sunuyor.

Kitap, Hindistan’daki sıradan insanların, köylülerin, toplumun en aşağı tabakasında duran insanların nasıl birer ‘gerilla’ya dönüştüğünü anlatıyor. Hem de bunu bizzat yerinden, o insanların içinden ve onlarla vakit geçirerek, birlikte yürüyüp eğlencelerine, mücadelelerine eşlik ederek yapıyor.
Kendilerini ‘Maoist’ olarak tanımlayan bu insanların fikirlerinin özünde Hindistan devletini yıkmak olsa da, şu anda sadece hayatta kalmak uğruna silahlarına sarılmış olduklarını öğrenmek bir yerden tanıdık geliyor kulağa.Bu insanların bir kısmı Hindistan devleti tarafından köylerden kentlere göç ettirilmiş, "modern kent insanı için kabul edilemez davranışlar sergilemekle” suçlanan sıradan insanlar. Topraklarına geri dönmek istediklerindeyse, köylerinin yerine barajlar ve mermer-taş ocaklarıyla karşılaşmışlar.

Ülkenin başbakanı 9 Haziran 2009’da yaptığı, “Şayet solcu aşırılık ülkemizin, muazzam doğal maden kaynaklarının ve başka kıymetli zenginliklerinin bulunduğu önemli kısımlarında boy atmaya devam ederse, bu durum yatırımın iklimini kesinlikle etkileyecektir,” şeklindeki açıklamasıyla, Hindistan hükümetinin bu insanlar hakkındaki asıl kaygı ve korkusunu gözler önüne açıkça seriyor.
Bu gerilla ordusunun büyük çoğunluğunu oluşturanlar, açlık sınırlarında yaşayanlar. Bunlar Hindistan’ın bağımsızlığının ardından eğitim, sağlık gibi sosyal hizmetlere kavuşamamışlar.
Roy’a göre, Maoistleri pasif direnişe itmek budalalık. Her şeye sahip olma imkânlarının ellerinden alındığı bir ülkede, bu insanların sahip olduğu son şeyi, yani topraklarını da ‘kalkındırmak’ amacıyla ellerinden aldığına ikna etmeye çalışan, fakat öte taraftan bütün bir ülkeyi, ülkenin dağlarını, madenlerini, nehirlerini uluslararası çokuluslu şirketlerin çıkarları doğrultusunda peşkeş çekmeye hazır bir hükümet var ortada.

Topraklarından edilen kişilerse, en üst otoritelerin ağızlarından dökülen lafların masumiyetine inanmadıkları için, son çare olarak silahlarına sarılıyorlar. Toprakları neo-liberal politikalara yem edilmiş bu insanlar, çoktan hükümet tarafından en büyük tehdit olarak belirlenmiş ve hedef gösterilmiş durumda. Öyle ki, Hindistan başbakanı Maoistleri, “ülkemizin iç güvenlik bakımından karşı karşıya olduğu en büyük tehdit” olarak etiketlemiş.

Bu noktada, şiddetin gerekliliğini sorgulayanlara Roy -şiddetin faydasızlığını gözden kaçırmadan- şu soruları yöneltiyor: “Kabul ama başka neyi yapmalarını önerebilirim ki? Haklarını aramak için mahkemelere başvurmalarını mı? Alacaklarını Yeni Delhi’de, başkentte, devlet dairelerinde kovalamalarını mı? Hep barışçıl gösteriler düzenlemelerini mi? Nöbetleşe açlık grevine gitmelerini mi? Merkezi hükümetle eyalet hükümetlerinin ve onların kontrolündeki resmi/paramiliter askeri güçlerin saldırıları, baskınları ve cinayetleri karşısında bunların hepsi gülünç kalmıyor mu?”

Kitabı okuduktan sonra aklıma bazı sorular takılıyor: Kafamızda mistisizmiyle büyüttüğümüz Hindistan, adına küreselleşme denen, neo-liberal politikalarla ruhaniliğini mi kaybediyor? Şiddeti tekelinde meşrulaştırmış düzene karşı gelmek terörizm mi? Bütün bu anlatılanlar size de tanıdık gelmiyor mu?
Arundhati Roy’un, "Mr. Chidambaram’ın Savaşı”, "Yoldaşlarla Yürümek” ve "Damla Damla Devrim” başlıklı üç makalesinden oluşan Dağılmış Cumhuriyet başlıklı kitabı, bütün bu sorulara kendinizce bir cevap bulabilmeniz açısından oldukça iyi ve ikna edici bir kaynak niteliği taşıyor. Alternatif bir dünya modelinin kıvılcımlarının nerelerde atılabileceğine dair önemli bir çalışma...