YEŞİL KİTAPLAR

|

YEŞİL KİTAPLAR A YEŞİL KİTAPLAR

‘Sihirli’ tohumların tek bekçisi
BANU Bozdemir, öykülerinde çevreyi korumanın önemini insancıl ve mizahi bir dille anlatıyor.
Kalemcik, Mert’in çantasından bir parkın bankına düşmüş ve bankın tahtaları arasına sıkışıp kalmıştı. Kalemcik oradayken 50 yıl geçmiş, Dünya’yı kavuran kuraklıklardan sonra bütün ağaçlar yok olmuştu. Sonra bir gün Ekin ve dedesi Kalemcik’i buldular. Böylece ta Kaf Dağı’na kadar giden bir serüven başladı. Şimdi Kalemcik, hem Dünya’da kalan son kurşun kalemdi hem de Dünya’ya ağaçları ve yeşil doğayı geri getirecek ‘sihirli’ tohumların tek bekçisi! Çevre duyarlılığıyla hayal gücünü birleştiren, inanılmaz bir öykü…
"Artık kalemlerimiz olmasaydı dünya nasıl olurdu? Banu Bozdemir, bu sorunun yanıtını bizlere masalsı bir dille, 'Son Kurşun Kalem'in dilinden anlatıyor. Bir kurşun kalem, elli yıl kaybolduktan sonra ortaya çıkıp tüm dünyanın yeşermesini sağlıyor. Bunu yaparken küçük arkadaşı Ekin, ona yardım ediyor. Bize de onların bu yolculuğunu izlemek ve yeşilimize, dünyamıza sahip çıkmak kalıyor.”

Kâbuslar, afetler ve düşler...
BU kitap kâbuslar, afetler ve düşlerle ilgili bir kitaptır. Kitap ayrıca gündelik hayatla, hayatlarımıza süreklilik ve içerik katan rutinler hakkındadır.
Ünlü sosyolog Anthony Giddens,İklim Değişikliği Siyaseti adlı kitabında henüz sistematik bir iklim değişikliği siyasetinin ulusal ve uluslarası ölçekte oluşmadığına dikkatimizi çekiyor. Bu kitapta Giddens, iklim sorunu karşısında yeni bir siyaset oluşturma için gerekli olan kavramları ve koşulları sunarak, iklim değişikliği konusunda önemli bir boşluğu doldurduğunu iddia ediyor.

Hayatı dönüştürebilmek için...
DÜNYA günümüzde öyle bir hale geldi ki, nüfusunun yarısından fazlası şehirlerde yaşıyor ya da yaşamak için mücadele veriyor. İnsanlar, mevcut ekonomik modeller yüzünden sürekli artan bir tüketim anlayışının şekillendirdiği hayatlar yaşamaya zorlanıyor. Her yaştan, her çeşit meslek ve dünya görüşünden milyarlarca insan, birbirine benzeyen şehirlerde, benzer temel ihtiyaçlara erişmeye çabalayarak hayatlarını geçiriyor.
Şehir yaşamı kimimiz için bir tercih, bazılarımız içinse zorunluluk. Ama kesin olan bir şey var ki, toplumun her kesiminden insanın daha iyi bir hayat sürebilmesi, doğal kaynakları çok daha az tüketen, sürdürülebilir, eşitlikçi ve
işbirliğine dayanan bir kültüre yönelmemize bağlı. Bunun için toplumun her kesiminden insanın sorumluluk alması gerekiyor. En büyük ve en önemli değişimlerinse halk tabanında gerçekleştirilmesi şart. Ufukta beliren krizlerden bu insanlar sorumlu olmasa da, gerekli değişimlerin boyutu ve derinliği onlara bağlı.
Elinizdeki kitap işte bu noktalara dikkat çekerken, yaşamsal gereksinimlere erişim ve bunların kontrolünü mümkün kılan yetenek, teknoloji ve taktikler hakkında bilgiler veriyor. Gıda, Su, Enerji, Atık Yönetimi ve Toprağın İyileştirilmesi ana başlıkları altında ilerlerken her satırında şunu vurguluyor:
Yaşadığımız yere sahip çıkmak ve nerede olursak olalım hayatı dönüştürmek bizim elimizde.

Ekolojik bir manifesto
TOROS dağlarında yöre halkının uğursuz saydığı, bu yüzden kimselerin gitmediği bir kanyon ve burasını yurt edinmiş, türünün son örneği, yaşamının son demlerini süren bir pars. Bir gün başlarında Ali Hoca ve bir grup üniversite öğrencisi bu kanyonu keşfe gelir.
Bir yanda, yaşamını Anadolunun son kalan parslarını bulmaya adamış, aynı zamanda aktif bir çevre savaşçısı ve gerçek bir bilim insanı olan Ali Hoca. Bir yanda da en büyük düşmanı insanoğlu ile son bir mücadele yaparak, bitmekte olan yaşamına görkemli bir veda etmeyi düşünen, bu dağların gerçek efendisi olan bir pars.
Biri dağların birisi şehirlerin iki yalnız varlığı bu kanyonda bir araya gelerek ortak bir kaderi paylaşırlar.
Arka planda son yıllarda giderek derinleşen ekolojik tahribatı ve sosyal sorunlarıyla bir Türkiye manzarası.
Anadolu’nun hoyratça yok edilen doğasına bir ağıt ve ekolojik bir manifesto.
Doğanın sessiz çığlığına duyarsız kalmayanlar için...
• • •
"...Ali Hoca ve Pars göz göze geldiler. Parsın gözleri, ay ışığında mücevher gibi parlıyordu. Birbirlerinin düşüncelerini okuyorlardı sanki. Bir an kendisi Pars; Pars da Ali Hoca olmuş gibiydi. Hoca, Parsın ne yapmak istediğini anladı. Bu hayvan, kendisini öldürtmek istiyordu ve bunun için de kendisini seçmişti."