Soğuk Yara’dan Yaşasın İsyan’a

|

Soğuk Yara’dan Yaşasın İsyan’a A Soğuk Yara’dan Yaşasın İsyan’a

MAZLUM VESEK mazlumvesek@mynet.com

Şair Tuğrul Keskin’in Everest Yayınları’ndan çıkan 30 yıllık şiir serüveninden seçilen 60 şiirlik ‘Soğuk Yara’ kitabının çıktığını duyduğumda kendisini arayıp kitapla ilgili konuşmak istediğimi söyledim. Yanına gittiğimde heybemde 3-5 soru vardı. Şiir ve coşku dolu bir sohbet muhakkaktı. Ancak Tuğrul Keskin, söyleşimizde daha fazlasını verdi. 1980’den beri şiirleri yayımlanan, Babek, Kanda’har kitapları ile isyanı ve Ortadoğu’yu anlatan; elbette aşk ve sokak şiirleri de yazan Keskin, bambaşka bir kitapla karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Soğuk Yara’nın heyecanı soğumadan komünist mücadele tarihinin özgün örneklerinden birini yazmaya hazırlanıyor: Zito i Epanastasis. Yani Yunanca “yaşasın isyan”. Bu nereden mi çıktı,  sözü Keskin’e bırakıyorum...


»30 yıldan seçtiğiniz 60 şiirin yer aldığı kitaba ‘Soğuk Yara’ adını verdiniz. Biz biliriz ki, her şiir evladıdır şairin. Ayırt etmez onları. Siz, ‘Soğuk Yara’ demişsiniz kitabına adına. Neden Soğuk Yara?
Zaman her yarayı soğutur. Bizim kuşağımız sıcak yıllardan geçti. Sıcak ve acılı yıllardan. Ölenlerimiz oldu. Kardeşlerimiz, canlarımız, aşklarımız kaldı o geçtiğimiz yıllarda. Pek çok eski yoldaşla yollarımız ayrıldı. Bir bakıma, bir kısım eski arkadaşların inançları kaldı o yıllarda. Geçtiğimiz bu yeni zamanı anlamakta da kimi arkadaşlarımız zorlanır oldular. Çünkü geçmişte inandığımız, uğrunda hapis yattığımız, işkence gördüğümüz ve acı ki kimi kardeşlerimizin hayatına mal olan değerlerimiz, bugün saldırı altındadır. Eskiden arkadaşımız olan kimi insanlar, artık sol değerlerin öyle çok da önemi kalmadığını söylüyor. Bir yurdu sevmenin, o yurt içindeki insanları sevmenin değeri kalmadığını söylüyorlar. Bu söylemler ve kimi “temenniler” çok yaralayıcı elbette. Anlayacağın yeni yeni öyle yaralar açılıyor ki bağrımıza, eski yaraları “soğutalım” bari dedim, galiba...

»Kitaba seçtiğiniz şiirlerin seçimi sanıyorum tümden size ait. Şüphesiz yıllardır okuyucularla kurduğunuz diyalog bunda etkili olmuştur. Ama özellikle bu kitaba aldığınız şiirleri seçerken nelere dikkat ettiğinizi bilmek isteriz.
Hayır bana ait değil. Kitaptaki şiirleri Dr. Hatice Şimşek Keskin seçti. Yani eşim. Onun hafızasında yer etmiş ve birlikte gittiğimiz etkinliklerde istenmiş yahut üstüne konuşulmuş şiirleri bir araya getirmek istedi. Sonrasında ben de kimi şiirleri ekledim elbette. Daha çok insanlarda karşılığı olan şiirleri önerdim. Kitap üç bölümden oluştu. Bütün bölümler deki şiirler, kendi içlerinde izlek oluşturan yahut birbirine sesler taşıyan şiirlerdir. Sözgelimi ilk kitabım “Bir Suyun Kıyısında” dan da şiir var bölümlerde, son kitabım “Kanda'har” dan da. Şiirler ardı ardına sıralandı. Yani temayı kitapların zamanlarından çok, şiirlerin sesleri belirledi. Üçüncü bölüm hariç. Çünkü o bölümde “Babek” ten şiirler var. Biliyorsun “Babek” bir destan çalışma olduğu için bölüm oluşturdu. Özellikle almak istedim “Babek” i. Zorlu mücadele günlerindeyiz yeniden. İstedim ki Babek, yeniden umut olsun hepimize...

»Özellikle Arif Damar’ın sizde ayrı bir yeri olduğunu biliyoruz. Arif Damar yaşasa bu kitaba hangi şiirleri almanızı isterdi?
Elbette Arif Damar hem şiiriyle ve hem de hayatıyla her zaman yoldaşım olmuş bir büyük şairdi. Ölümü üstünden bunca zaman geçti, hâlâ çok özlerim “Barikat”ımı. Yaşarken “Kanda'har” ı çok sevdi o. Üstüne yazdı, konuştu filan. Sanırım “Kanda'har” ın olmasını isterdi. Sonra “Soğuk Yara” adlı şiiri, Kalk ve “Ah Ki” nin kitapta olmasını isterdi elbette.

»Sizin şiirlerinizde toplumsal muhalefet ve mücadele önemli unsurlar. Ancak, büyük toplumsal eylemlerde, mücadele alanlarında, grevlerde; hâlâ Nâzım Hikmet, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin gibi şairlerin şiirleri daha çok söyleniyor ve coşkuya ortak ediliyor. Günümüz şairi, günümüzün mücadelesini çok iyi yazmadığı için mi bu durum söz konusudur?
Bu gibi durumlarda belirleyici olan, ezber oluyor sanırım. Nâzım, Ahmed Arif, Enver Gökçe, şüphesiz ki büyük şairler. Toplumsal meselelerde düşünmüş, savaşmış, yazmış şairler, okunmaları kadar normal bir şey olamaz. Fakat bununla sınırlı olmadığını düşünüyorum. Nihat Behram'ın, Ataol Behramoğlu'nun, Ahmet Telli'nin, kimi yerlerde benim ve daha pek çok şairimizin şiirlerinin okunduğuna tanık oldum. Bir de unutmamak gerek meydan şiiri başka bir iş. Mutlaka yüksek ses gerektiren şiirler. Eğer toplumsalcı kanatta durup, savaşanlarla omuz omuza değilse bir şair, elbette şiirleri de meydanlara taşınamıyor. Ayrıca ve üstüne üstlük toplumsalcı sesi yüksek şiirleri, kimi şiir yazıcıları şiirden de saymadıkları için, yaklaşılması zor bir alan. Çünkü bu tür şiirlerde en yalın olanı yazmak gerekir. Basit olanı değil ama yalın olanı. Basiti yazmak kolaydır bilirsin, herkes yazar, bir işe yaramaz. Fakat yalın olanı yazmak zordur, az insan yazabilir ve çok işe yarar. Sanırım böyle bir şey...

»Mahmut Temizyürek sizin arkadaşınız ve sizin kuşağın şairi diyebileceğimiz bir şair. Onun şiiriyle ilgili sempozyum kitabında da yazınız var. Bu tür çalışmalar şüphesiz çok yararlı oluyor. Sizin şiirlerinizle ilgili böyle bir çalışma söz konusu olabilir mi yakın zamanda?
Bilmem, ümit edelim ki olsun. Çünkü bir şairin, şiiri üstüne derinlikli konuşulması, o şairin kimi katmanlarda kalıcılaşmasını sağlayabiliyor. Şiirin derinlikli algılanmasını sağlayabiliyor. Olursa fena olmaz. Fakat Türkiye’de hem de yaşarken bir şairin böylesine bir durumla karşılaşması pek de olağan değil…

»Toplumcu Türk şiiri, özellikle isyanları şiire aktararak hatırı sayılır bir külliyat oluşturdu. Nâzım Hikmet ve Ozan Telli aklıma ilk gelenler. Siz de Babek’i yazdınız. İsyanları yazmak, bu toprakların mücadele bilincine ve hafızasına neler kattı? Örneğin, Şeyh Bedreddin, Baba İshak ya da sizin yazdığınız Babek daha çok konuşulur-araştırılır oldu mu?
Bir düşünün, Nâzım, Şeyh Bedreddin'i yazmasa, böylesine büyük savaşımdan haberdar olabilir miydik? Biraz güç. Şeyh Bedreddin Destanı'nın şiire kattıkları (özellikle geleneksel şiirimizin, yeniden söylenişine) şüphesiz önemlidir. Fakat toplumsalcı algılara katkısı eşsizdir. Çünkü ortaklaşmacılık kültürünün tek başına Marx'tan başlamadığını öğrendi bence solcular. Bu önemsenmeli. Çünkü ortakçı kültürün geçmişi 200 yıl değil elbet, sonuçta Mazdek 409'da katlediliyor. Bu tarihten alırsanız ortak kültürü 1600 yıl gibi upuzun bir zaman çıkıyor karşınıza. Bunları ve halk isyanlarına ilişkin pek çok şeyi, sol kültür, yazılmış bu destanlardan öğrendi, öğrendik. Bu tür çalışmaları hâlâ ve sonsuz önemsiyorum. Sanırım bu türle yazılabiliyor geçmişteki acıları. Ya da bana hep öyle gelir…

»Neden bütün şiirleri değil de seçme şiirler karşımıza çıktı? Bütün şiirler için erken mi?
Bütün şiirler daha başka bir şey. Dediğin gibi çok da erken. Hem o kalınlıkta kitabı kim alsın, çok pahalı oluyor. Şimdilik kitaplarımız tek tek basılmalı daha. Bir de üretim içindeyiz, ağrılarımız var. Yurdumuzdan, yurdumuz insanının emeğinden sızan ağrılar. Bunları yüksek sesle söylemeye ve yazmaya gereksinim var daha.

»Son olarak, gündeminizde şiire dair ne gibi bir çalışma var?
Yeni kitap hazırlığı var. Değişmezse (ki değişmesini istemiyorum) adı “Zito i Epanastasis” olacak. Yaşasın isyan demek bu, Yunan'ca. Nereden çıktı şimdi bu diyorsun sen. Şuradan: Anadolu'nun işgali sırasında iki yüzü aşkın Yunan komünisti, Anadolu'nun işgalinin İngiliz Emperyalizmi'nin bir sonucu olduğunu, işgalin ve savaşın bir İngiliz kışkırtması olduğunu, bunun için de Anadolu'nun kendileri gibi yoksul olan halkını öldürmeyeceklerini, kısaca savaşmayacaklarını anlatan bir manifesto yayınlarlar. Yunan hükümeti bu bildirideki görüşlerinden vazgeçmeleri için ağır baskılar yapar. İki yüz komünist bildirideki düşüncelerinde ısrar eder. O zamanlar işgal kuvvetleri komutanlığı, Balçova sahilinde. 1920 yılında yargılanmaya başlayan komünistler, 1921 yılının ilk günü ölüme mahkûm edilirler. Bu iki yüz yürekli, yiğit komünist Balçova açıklarında kurşuna dizilerek katledilir. Bizim bundan hiç haberimiz olmadı biliyorsun, ta ki elime bu manifesto geçinceye dek... Derinden yaralandım. Hayır parçalandım bu hikâyeyi öğrenince. Dedim ki, canlarını bu topraklarda bırakmış bu yiğit insanların diliyle çıksın son kitabım. İşte “Zito i Epanastasis” böyle oluştu. Yayıma hazırlamaya çalışıyorum ve sanırım bu yılsonu gibi yayınlanacak.