Geleneksel sıradışı bir ‘oyun’

|

  Geleneksel sıradışı bir ‘oyun’ A   Geleneksel sıradışı bir ‘oyun’

MELTEM ÖZKEKLİK KORKMAZ

Bu sezon Şehir Tiyatroları hele de böylesi zorlu bir süreçte oldukça cüretkâr bir tavır sergileyerek yeni bir 'Oyun'u daha bünyesine katıyor. Beckett’in yazdığı, Şahika Tekand’ın ise yeniden yorumladığı ve yönettiği ‘’Oyun’’ festivalden sonra izleyicisi ile bir kez daha aynı sahnede buluştu.
'Oyun'un konusu kadın erkek ilişkileri üzerine kurulmuş. Varlığını aldatmaca ve yalan döngüsüyle sürdüren ilişkileri açık etmeyi hedeflemekte ve tabi ki bu ilişkinin kahramanlarının kendini tekrar eden, sıkışmış, hapsolmuş, iletişimsiz hallerini de…


Oyun’un sahneleme biçimi hem çok geleneksel hem de sıra dışı. Sahneleme, Şehir Tiyatroları izleyicisi açısından oldukça sıra dışı ve hatta yer yer anlaşılmaz bir çalışma olarak algılanırken, Şahika Tekand’ı takip eden izleyiciler içinse gelenek hiç bozulmuyor. Çünkü Şahika Tekand öncesinde olduğu gibi bu çalışmasında da rejiyi ışık üzerine kuruyor, ışık ve oyuncular birbiriyle adeta yarışıyor. Işık, karanlık ve gölge Tekand’ın sahnelemesinde yine başroldeler. Hemen belirtmek gerekir ki; küçük bir ışık ya da replik hatasının dahi bütün ahengi bozacağı hassas bir sahneleme olmasına rağmen hem oyuncular hem de ışık masası bu konuda kusursuz sayılırlar. Söylemeye gerek var mı bilinmez?.. O akılcı ışık tasarımını tabii ki Şahika Tekand yapıyor.


ÜÇ  KATLI BİR AŞK ÜÇGENİ

Oyuncular sahnede duvarı baştan aşağı kaplayan üç katlı yapıda, derinlikli bölme kutularda birbirlerini görmeden ve de herhangi bir temasta bulunmadan oturarak konumlanmakta ve oyun boyunca da bu pozisyonlarını korumaktalar. Sahnedeki bölmeli yapı üç kattan oluşmakta çünkü oyun bir aşk üçgeni üzerine kuruludur. Her katta aşk üçgeninin bileşenlerini temsil eden oyun kişileri yer almaktadır. Birinci kadınlar, erkekler ve ikinci kadınlar…
Metnin dili de, tıpkı reji gibi oyunun iletisine hizmet eder niteliktedir. Çünkü metin, birbirinin aynısı olan repliklerin tekrarından oluşur. Oyun kişileri oyun boyunca birbirleriyle ilişkili olmasına rağmen birbirinden bağımsızmışçasına repliklerini söylüyorlar. Bu durum iletişim kuramayan, kendi iç dünyasına hapsolmuş insanı anlatmak adına oldukça yararlı bir yöntem gibi durmaktadır. Aslında genel olarak oyunun sahnelemesi, dekoru, dili bir Beckett metininin iletisine gayet uygun görünmektedir. Bu yönüyle Şahika Tekand rejisinin oldukça tutarlı olduğu söylenebilir. Ama ne yazık ki böyle bir sahneleme bile Beckett’i tamamlamaya yetmemiş gibi görünüyor. Bu çalışmanın, doğru ama eksik bir Beckett yorumlaması olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek.


YORUMLAMADAKİ AKSAKLIKLAR

Eleştirmen Vivian Mercier’in dediği gibi "Beckett teorik olarak imkânsız bir şeyi, hiçbir olayın geçmediği ama yine de seyircinin koltuğuna yapışıp kaldığı oyunlar yazmayı başardı." İşte tam da bu noktada Tekand’ın yorumlamasında bazı aksaklıklar olduğu söylenebilir. Çünkü bu çalışmada ne yazık ki seyirci açısından böyle bir durum söz konusu değildir. Aksine izleyicinin oyundan koptuğu, oyunun takibinin güçleştiği anlar rahatlıkla gözlenebilmektedir. Bunun sebeplerinden biri oyuncuların hızı ve giderek sabitleşen ritimleridir. Oyuncular öylesine hızlı ve yüksek tonda konuşuyorlar ki zaman zaman ne söylediklerini anlamak neredeyse imkânsızlaşıyor. Dahası bu hızlı ve yüksek tempolu ritim zamanla izleyicinin kulağını yoran, onu baskılayan ve anlaşılmayan bir gürültüye dönüşmeye başlıyor. Üstelik sürekli yüksek tempoda devam eden konuşmalar oyun ritminin aynılaşmasına neden oluyor ve oyunu tekdüzeliğe sürüklüyor. Yönetmen bunu bilinçli olarak mı yaptı bilinmez ama kuvvetle muhtemel bilinçli bir çalışma gibi görünüyor. Çünkü çalışma bir Beckett metni olunca çok konuşan ama buna rağmen iletişim kuramayan, birbirini dinlemeyen, anlamayan insanların oluşturduğu 'anlamsız' gürültüyü duymak elbette mümkün. Ama bu anlaşılması güç konuşma biçimi, seyircinin söyleneni anlamaması pahasına, oyun boyunca değil de yer yer yapılarak bu vurgu verilemez miydi diye sormadan edemiyorsunuz.


Ayrıca şunu da hatırlatmakta fayda var; Tekand aslında altı sayfalık olan Beckett’e ait ana metinden, aynı repliklerin tekrarı ile yüz dört sayfalık bir metin ve sonucunda bir saatlik bir performans yaratmış. Ama yarattığı bu yeni yorumlamanın, metinin iletisini bütünüyle koruyabildiğini söylemek pek de mümkün görünmemekte.


PROTESTO KISMI ZAYIF KALDI

Tekrarlar bir Beckett oyunu için elbette çok anlamlıdır. Hatta eylemsizliği gösteren en etkili yöntemlerden olsa gerek… Ama böylesi bir yorum, 'Oyun'un eleştirel yanını zayıflatmakta. Bir eleştiri sunmaktan ziyade sadece bir durumu ortaya koyuyor. Oyun kişilerinin içinde bulunduğu 'saçma' durumu sadece göstermekle yetiniyor. Bu da oyunun akıcılığını baltalamakla beraber oyunun iletisinin havada asılı kalmasına da neden olmakta. Oysaki Beckett sadece eylemsizliği ve saçmalığı göstermekle yetinmez, aynı zamanda saçmalığın, eylemsizlik halinin eleştirisini de sunar izleyiciye. Beckett oyunlarında elbette bir çözüm reçetesi sunmaz izleyiciye. Ama unutmamakta fayda var ki; Beckett her ne kadar nihilist ve 'sözsüz' görünse de söyleyecek sözü fazlaca olan en büyük protestoculardan biridir aslında. Bu yorumlamanın ise protesto kısmı oldukça zayıf görünmektedir.


Söz konusu metin bir Beckett yorumu, yönetmen de Şahika Tekand olunca doğal olarak tiyatro izleyicileri için beklenti ve merak yükselmekte. Birçoklarının da bildiği üzere Tekand bugüne kadar çalışmalarında eleştirel tutumunu hep koruyan, olayları ters yüz etmekten hiç çekinmeyen, ezber bozan bir tiyatro anlayışına sahip. Ama bu oyunu izledikten sonra ezber bozma biçiminin, artık kendisi bir ezbere mi dönüşüyor diye düşünmeden de edemiyorsunuz…
'Oyun'un, bu sezon adından çokça söz ettirecek çalışmalardan biri olacağı çok açık. Zaten şimdiden konuşulmaya başlandı bile… Daha önce bir Şahika Tekand çalışmasıyla karşılaşmamış olanlar için Şehir Tiyatroları’nın sunduğu bu değerli fırsatı kaçırmamak gerekir. Şimdiden iyi seyirler…