Düşman diye bir şey yok düşmanı biz yaratıyoruz

|

Düşman diye bir şey yok düşmanı biz yaratıyoruz A Düşman diye bir şey yok düşmanı biz yaratıyoruz

CANAN AYDIN

‘T epenin Ardı’nda bir silah var elden ele dolaşan.  Maço erkek kültüründe karşılık bulan ‘at, avrat, silah’ üçlemesinin  çekirdek aileden toplumun damarlarına kadar ince ince nasıl sızdığını anlatan. Bir düşman var ki Tepenin Ardı’nda günah keçisi yaratmanın, faile kılık uydurmanın en kestirme yolu. İktidarların dayatmasıyla dünyanın her yerinde benzer mekanizmaların, benzer şekilde işlediği; üzeri örtülen günahlar karşısında susmak, yüzleşememek… Evet konuşmaya, daha çok konuşmaya ve nihayet yüzleşmeye ihtiyaç var. İşte Emin Alper tam da bunu yapmış. Hem de çekirdek bir ailenin bütün fertlerini merkeze alıp, erkek egemen dünyayı Tepenin Ardı’ndan yansıtarak...
Yurtdışı ve yurtiçinde pek çok ödül alan Tepenin Ardı filmi, Türkiye’de bağımsız filmlerin gösterileceği salonların kalmaması nedeniyle  seyirciyle buluşmakta da zorluk yaşadı. Yapımcıları arasında genç yaşta kaybettiğimiz yönetmen Seyfi Teoman’ın da bulunduğu film, tüm zorluklara karşın birkaç salonda da olsa bugün vizyona girdi. Emin Alper’e Tepenin Ardı’nda olanları sorduk.

»Filmin uyandırdığı duygulardan başlamak istiyorum. Filmde yaz mevsimine ait, insanın içinde umut uyandıracak her şey var; toprak, güneş, su... Ancak nedense sıkıntılıyız…
Son yıllarda sinemada taşra manzaraları estetize edilerek fazlasıyla kullanıldı. Filmin başında doğanın o estetize halini görüyoruz gibi ancak sonra bunun bir yanılgı olduğunu, tam aksine biraz klastrofobik hatta neredeyse cehennem gibi bir mekâna dönüştüğünü görüyoruz. Filmin bu yanını seviyorum.
Tabii hikâye de biraz öyle gerektiriyordu. Filmin en başından itibaren doğayı, biraz düşmanlık hissini, tehdit hissini yaratmak için kullandık. O aileyi bir tür kapalı bir laboratuar mekânında daha iyi inceleyebilmek için, o vadinin yarattığı klastrofobik atmosferi baştan beri çok önemsedim. Doğayı biraz da o amaçla kullandık.

»Tam da bunu söylüyorum, seyirciye nasıl oluyor da böyle bir sıkıntı geçiyor?
Büyük ihtimalle hikâyedeki karakterlerin birbirlerinden sürekli bir şeyleri saklamaya çalışmaları, birbirleriyle yüzleşememeleri, arkadan iş çevirmeleri seyirciyi yavaş yavaş o hisse doğru götürüyor. Seyirci bir yandan karakterlerin göz göre göre felakete doğru gittiğini görüyor. Ama bir türlü karakterler bunu açığa çıkarmıyor. Bu durum da sıkıntı yaratıyor sanırım.

»Filmin önermesi biraz da içimizde yarattığımız düşman. Gerçek düşman kim?
Düşman diye bir şey yok. Düşman bizim yarattığımız hayali bir şey. Gerçek, ama bizim icat ettiğimiz bir gerçek. Sorunlarımızla gerçekten yüzleşebilsek, meselelerimizde gerçeği kavrayabilsek düşman diye bir şey kalmaz bence. Kendimizi de birbirimizi de düşman bulamayız o zaman. Problemlerimizin gerçek kaynağıyla yüzleşmedikçe düşman yaratmak kolayımıza gidiyor. Niye bir insan türü başka bir insan türüne farklı yerde yaşadığı için düşman kesilsin ki yoksa! Ne olabilir ki bunun sebebi? Niye bir ülke yurttaşı diğer bir ülke yurttaşının varlığını kendine tehdit olarak görsün. Bu anlamda yaratılmış bir şey düşman.

»Karakterleri arkadan, enseden takip ediyoruz. Bu şüpheye, takip edilmeye; düşmanın arkanda olmasına dair bir gönderme mi?
Biraz öyle. O sahneleri daha çok tedirginlik havasını artırmak için tercih ettim. Filmde üç tip çekim kullandık. Birincisi tepeden, ikincisi enseden, üçüncüsü de yakın plan. Kişilerin psikolojisine daha yakından girebilmemiz için yapılan yakın plan çekimler. Tehdit; acaba birisi mi var, yukardan birisi bakıyor mu hissini güçlendirmek için yukardan çekim, bir de gerilim unsurunu yavaş yavaş hissettirecek arkadan çekimler. Estetik olarak da bu tip çekimlerin izleyiciye daha iyi geçtiğini düşünüyorum ve statik uzun takip sahnelerini çok seviyorum.
Bu yöntemi mesela Gus Van Sant en çok kullanan yönetmenlerden. Çok sevdiğim çekimlerdir. Hem estetiktir hem de tedirginlik yaratmada önemli bir işlevi var.

»Özellikle erkek karakterlerin yoğunlukta olduğu bir film. Bu, iktidarın erkek egemen olduğu anlamına da gelir mi?
Düşman yaratma, şiddete eğilimli olma, birbirimizin suçlarıyla çok da yüzleşememe özellikleri genellikle erkeklere özgü meseleler. Bu filmin aynı zamanda bir erkeklik eleştirisi, erkek bir cemaatin eleştirisi olsun istedim. Bu nedenle de daha çok erkekler hedef tahtasına kondu.

»'Tepenin Ardı', bu topraklardan beslenen bir hikâye. Bu toprakların insanının gerçeği. Ancak film yurtdışında da çok ilgi gördü. Bunun nedeni ne sizce?
Hikâyenin evrensel bir yanı da var ve bu evrensel yanı algılandı. Cemaat dünyanın her yerinde cemaat. Kesinlikle Türkiye kaynaklı bir hikâye, ama dünyanın her yerinde benzer mekanizmalar, benzer şekilde işliyor. Günahlar benzer şekilde kapatılıyor. Düşmanlar benzer işlevleri görüyor. Dolayısıyla bu dünyanın her yerinde çok kabul gördü. Ama sorunlu coğrafyalarda, özellikle siyaseten sorunlu Ortadoğu, Bakanlar, Asya gibi coğrafyalarda biraz daha fazla ilgi gördü gibi geliyor bana.

»'Zafer' ile tanıştığımız o ilk sahnede ne olduğunu pek de anlayamıyoruz. Halisünasyon mu görüyor, gerçek mi pek bilmiyoruz. ‘Zafer’ karakterinde askerde yaşadığı bazı olaylardan dolayı şizofren bir profil çizilmiş. Filmin afişinde  de yer alan o sahneyi biraz anlatır mısınız?
Doğanın herkes için temsil ettiği bir şeyler var. 'Faik' için mülkiyet belki. 'Caner' için erkekliğini ispatlama gibi... 'Zafer' için doğa Güneydoğu’yu hatırlatıyor. Sudan çıktığı o an anıları depreşiyor. En mutlu olduğu, en şakalaştığı anında bile savaşa dair bir anısını hafızasında görüyoruz.

»'Tepenin Ardı' bir metafor aslında. İsimler ise ‘Zafer’ ‘Faik’ gibi… Bir filmin adı ve karakterleri neye göre belirleniyor; siz nasıl karar verdiniz?
Tahmin edebileceğiniz gibi hepsi değil ama ‘Zafer’ için isim bilinçli konuldu. Orada bir ironi var. Onun dışındaki karakterlerin isimleri tamamen tesadüf. Filmin  adına gelince bu hikâye taslağını yıllar önce yazmıştım. O zaman bir aile dramıydı. Benzer bir lokasyonla küçük bir ailenin başından geçenler diyebileceğimiz bir hikâye. O zaman ismi yoktu. Türkiye’ye dair derdi olan, daha metaforik dertleri olan bir hikâye değildi. Yıllar sonra böyle bir iş yapalım dediğimizde bu hikâyeyi tekrar hatırlayıp yeniden yazdım. Mesela ilk versiyonunda olmayan Yörük hikâyesi, ikinci versiyonunda kendiliğinden çıktı. Yörükler çıkar çıkmaz da ‘Tepenin Ardı’ da kendiliğinden geldi. Anahtar şey Yörüklerdi galiba. Filmin başından sonuna kadar Yörüklerin gölgesini bir düşman olarak hissettiğimiz hikâye belirginlik kazanınca filmin ismi de ortaya çıktı.

»Her yönetmen algıladığı dünyadan seslenir. Filminizle bunu anlattınız. Ancak bunu kelimelerle nasıl ifade ediyorsunuz… Filme dair cümleniz ne?
Ne yazık ki korkularımız, ikiyüzlülüklerimiz ve birbirimizle yüzleşmek konusunda gösterdiğimiz zaafiyet ve iktidar karşısındaki pasif konumumuz bir düşman icat etmemizi kolaylaştırıyor ve o düşmana bir kurtarıcı gibi sarılıyoruz. Daha sonrasında da telafi edilemez trajedilerin, savaşların doğmasına yol açıyoruz.

»Filmi izlerken yoruluyoruz. İzleyici bu filmi neden görsün?
Yorucu bir film olduğu için gelsinler. Hazır lop filmleri izlemekten sıkıldılarsa biraz kafa yormak için, biraz alternatif anlatım biçimleriyle karşılaşmak için farklı katmanları olan bir filmle karşılaşmak için izlemelerini tavsiye ederim. Bir de film sıkıcı değil, değil mi? Yorucu ama sürükleyici bir tarafı var. Seyirciden aktif katılım bekliyor. Filme aktif katılmak, kafa yormak, düşünmek istiyorsanız gelin derim.

***


Bize faili iktidar söylüyor

»Film boyunca silahların patladığını duyuyoruz. Ancak silahın kimin elinde patladığı konusunda hep bir şüphemiz var. Neden buna şahit olmuyoruz?
Filmin yapısı onu gerektiriyordu. Az çok kimin silahı kullandığını bilsek de tam olarak görmememiz hep bir soru işareti bırakıyor; acaba kim yaptı? Faillerin kim olduğunu sorgulamamız açısından , o gizem unsurunu ayakta tutması gibi bir işlevi var. Şunu biliyoruz ki failler oradan birisi. Bunu kesin olarak biliyoruz. Yörükler olmadığını çok iyi biliyoruz.

»Biz bir yerde silahların patladığını, savaşın olduğunu biliyoruz, failleri az çok kestiriyoruz. Ancak iktidarın size söylediği kadarını biliyoruz. Tıpkı Türkiye’de yaşanan sıcak gündemde olduğu gibi.
Öyle bir yanı da var çünkü iktidar söylüyor. Biz görmüyoruz, bizim kafamızda soru işaretleri var ama iktidar için soru işareti yok. Çünkü iktidarlar söylüyor. Filmde de iktidar ‘Faik’ karakterinde karşılık buluyor. Faik, yaşanan her olumsuzluğu ‘Yörükler’in yaptığını söylüyor. Ama biz hiç ikna olmuyoruz. Seyirci de öyle olmadığını biliyor. Ama o hep dolduruşa getiriliyor.