Geçmiş avuçlarımızdan kayıp gidiyor

|

Geçmiş avuçlarımızdan kayıp gidiyor A Geçmiş avuçlarımızdan kayıp gidiyor

ZAHİDE SOLMAZ

Doğduğu toprakları, evini, yaşamını bırakarak belirsiz bir göçe zorlanan insanlar büyük metropollerde sistemin dayattıklarıyla var olmaya çalışırken, ya geride kalanlar sorusu geliyor akla. Bir yaz ayına sığdırılan ‘geçmiş’ içinde neleri barındırıyor? Bu soruların yanıtını genç fotoğrafçı Tahir Bozkurt’un objektifinden izliyoruz.
 Bozkurt’un “Kültürdeki  İzler” adlı sergisinde, Bizlerin büyük şehirlerde, kapitalizmin gölgesinde geçmişimizden nasıl uzaklaştığımızı ve bu bölgelerde yaşayanların sessizliğine dikkat çekiyor.
Büyük şehirlerdeki hızlı tüketimin bizleri nasıl sağır ve dilsiz bıraktığını ve kapitalizmin gürültüsünden nasıl  kaybolup gittiğimizi genç fotoğrafçının  karelerinde, kendi geçmişimiz ve kültürümüzle yüzleşince görüyoruz.
Tahir Bozkurt ile  Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde açılan ‘Kültürdeki İzler’ adlı sergisi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik…

»’Kültürdeki İzler’ sizin ilk kişisel sergisiniz. Serginizi Dersim’de açmanızın özel bir nedeni var mı?
Öncelikle yaşamımın bir bölümü Dersim’in dağ köylerinde geçti. Arkasından tabii ki o gölgelerin kaderi haline gelen kaçınılmaz İstanbul göçü geldi. Dolaysıyla sosyal bir çalışma yapıyorsanız eğer ilk önce bildiğiniz ve  tanıdığınız  coğrafyadan başlıyorsunuz. Aynı zamanda büyük şehirlerde had safada yabancılaşmanın olduğuna tanık da oluyorsunuz. Özellikle küresel kapitalizmin en etkili olduğu metropollerde yaşayınca o mekanların kültürdeki yansımalarına ve etkilerine de şahit oluyorsunuz. Dolaysıyla mekan-kültür ilişkisi önemli o yüzden de kırsal bölgeler bu yabancılaşmanın ve bozulmaya şehirlere nazaran daha az tahribatla kendini koruyor.
Şehirlere göç etmiş bizler; bu göç etkisini tersine çevirmezsek ve geride bıraktığımız; köylerimizde kalan yıkılmış, harabeye dönmüş evlerimize geri gitmezsek, o bölgelerin de zamanla yok olması kaçınılmaz olacak diye düşünüyorum. Bu terk edilmişlik kültürlerin inançların ve mekânların dokularıyla birlikte kaybolmasına yol açacaktır.
Son kültür taşıyıcıları olan dedelerimizin, nenelerimizin yalnız bırakılması, göç ettiğimiz şehir karmaşasında onları unutup sessiz sedasız kaybolup gitmemesi için bu çalışmayı bölgede açmaya karar verdim. Bizler büyük şehirlerin o koşuşturmasına ve kirli tüketim sürecine dahil olduk ve her şey avuçlarımızdan kayıp gidiyor.

»Söylediklerinizden yola çıkarsak hızla tüm insana ait tarihsel değerler bir bir yok oluyor.  Sizin fotoğraflarınıza baktığımızda  geleneksel kıyafetlerin hala kullanıldığını, taş mekanların hala ayakta olduğunu görüyoruz. Sanırım kapitalizm tam olarak o bölgede amacına ulaşamamış…
Bu fotoğrafları çekerken o bölgede yaşayanların özellikle yaşlıların, terk edilmiş bir kültürü devam ettirdiğini göstermek istedim… Şehirlerde ya  da Avrupa’da yaşayan köylerine sadece tatil amaçlı gelen o şehir yaşamını bu gölgeye götürerek o dokuyu bozuyorlar. Kiremitli evlere pembe panjur takınca ne de güzel oluyor! O bölgeye ait o dokunun, o ruhun temsili olan taş binalar yerini şerirlerdeki mekanlar referans alınarak yok ediliyor.

»Sergiyi, İstanbul Kartal’da açmanızın özel bir nedeni var mı ve sergiyi başka bölgelere de taşımayı düşünüyor musunuz?
 Sergiyi İstanbul’un farklı semtlerinde de açmayı düşünüyorum. Ama öncelikle Dersim’de de açacağım. Ama neden Kartal sorusuna şöyle cevap vereyim; Erzincan, Sivas, Dersim gibi bu bölgelerden göç edenler genellikle belli semtlere yerleşiyorlar. Ben de Kartal’da yaşıyorum ve bu bölgeye Dersim’den gelip yerleşenler çok. Bu sergininde burada açılmasını uygun buldum. Çünkü bir kültürü devam ettirmenin yolunun hatırlatmaktan geçtiğini düşünüyorum. Tekrar görmek, hafızayı tazelemek, geride bıraktıklarının ne kadar önemli oluğunu anlatmak istedim. Yaşamaktan vazgeçtikleri köylerde yaşayanların yalnız olduklarını ve onları beklediğini bilmelerini istiyorum.

»Dersim’in birçok hikâyesi var. Bundan sonraki projenizde Dersim üzerine mi olacak?
Dersim bölgesini sadece ele alarak bu çalışmayı tamamlamayı düşünmüyorum. Bu bir proje ve devam edecek. Genel itibariyle Kürt halkının yaşadığı bölgelerin, İç Anadolu bölgesinin, Karadeniz bölgesinin  yani kırsal bölge insanının temel sorununu ele almak istiyorum. Aynı zamanda ülkede tarım politikasının olmayışı, var olanında  kapitalizme hizmet ettiğini anlatmak ve köylerde hiçbir şey üretilmez oldu. İşte bu nedenle farklı bölgelerden de bu çalışmayı genişletmeyi düşünüyorum.