Camus doğumunun 100’üncü yıldönümünde Tiyatro Hal’de

|

 Camus doğumunun 100’üncü yıldönümünde Tiyatro Hal’de A  Camus doğumunun 100’üncü yıldönümünde Tiyatro Hal’de

Tiyatro Hal Albert Camus’un doğumunun 100. yıldönümünde, diğer alternatif tiyatrolara alternatif olarak bir klasiği, Albert Camus’un Adiller (Les Justes) adlı eserini sahneliyor.
Tiyatro literatürümüze daha önce Doğrular ismiyle girmiş olan oyun, yine bir devrimi konu alan Sidikli Kasabası Müzikali oyununun yönetmeni Oğuz Utku Güneş’in ikinci rejisörlük çalışması.


Adiller, beş sosyalist devrimci gencin Çarlık Rusyası döneminde halka yapılan eziyetlere karşılık Büyük Dük’ü ortadan kaldırmak için giriştikleri suikastı konu alıyor. Bombayı Dük’ün arabasına atma görevini üstlenen Yanek, arabada çocukların ve Düşesin de olduğunu görünce “masumların yüzünü paramparça edemeyeceği” için suikastı gerçekleştiremez ve yoldaşlar büyük bir vicdan, ahlak ve adalet tartışmasına girerler. “Adiller” 1900’lerin başında Rusya’da geçen gerçek bir olayı anlatıyor. Camus gerçekte yaşamış olan bu kişilerin arasına bir de, devrimde ahlak ve sınır tanımayan Stepan kurgu kişisini yerleştiriyor. Böylece Camus adalet kavramının ne olduğunu, yolları ideolojileri yüzünden ayrılan J. P. Sartre cephesinden de sorguluyor.


Siyasi bir devrimi konu almasına rağmen bir aşk ve insanlık metni olan Adiller için Albert Camus şunları söylüyor;
"İnsanoğlunun üstlenebileceği görevlerin en acımasızında, vicdanlarının onmaz sızısını duyan bu kadın ve erkeklere duyduğum saygı ve hayranlık dolayısıyla yazdım bu oyunu. Bu insanları anmanın nedeni; onların haklı başkaldırılarını, zorlu dayanışmalarını bir 'düşünce' uğruna öldürmeyi ve ölmeyi kabullenmek için harcadıkları sınırsız çabayı gösterebilmek."
Adiller’i, TiyatroHal’in kendi sahnesi olan Mecidiyeköy SahneHal’de sezon boyunca her cuma saat 20.30'da izleyebilirsiniz.

***

KİM KİMDİR?


1913 yılında, Cezayir’de, bir tarım işçisinin oğlu olarak dünyaya geldi. Cezayir Üniversitesi’nde zor koşullarda sürdürdüğü felsefe öğrenimini sağlık nedenleriyle yarıda bıraktı. 1938’de Paris’e gitti, ilk eserleri Tersi ve Yüzü ile Düğün bu dönemde yayımlandı. 2. Dünya Savaşı sırasında, direniş örgütünde etkin bir rol oynadı. Edebiyat dünyasına asıl girişini, 1942’de yayımlanan Yabancı adlı romanı ve Sisifos Söyleni başlıklı felsefi denemesi belirledi. Birbirini tamamlayan bu iki yapıtta, varoluşçu izler taşıyan “saçma” felsefesini geliştirdi.
Savaşın sonrasında Naziler’e karşı Fransız Direnişi’ne katıldı ve “Combat” adında bir gazete yayımlamaya başladı. Ancak 1947’de gazeteciliği bırakarak bütünüyle edebiyata yöneldi. 1947’de yayınlanan Veba adlı romanı, 50’lerde kaleme aldığı Başkaldıran İnsan ve Yaz başlıklı denemeleri, Düşüş, Sürgün ve Krallık isimli yapıtlarında hem edebiyat hem de düşünce alanlarında yetkinliğini ortaya koydu. Bu dönemde, varoluşçuluktan çıkardığı sonuçlarda Jean-Paul Sartre’dan ayrılan Camus, başkaldırma ahlâkı ve insan varoluşuyla ilgili düşüncelerini tiyatro oyunlarıyla da dile getirdi. Mutlu Ölüm ve İlk Adam adlı romanları ölümünden sonra yayınlandı.


Camus, 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan “Düşüş” için değil, idam cezasına karşı yazdığı “Réflexions Sur la Guillotine” makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir’de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Bu tutumu, Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı.
Bugün 20. yüzyıl edebiyat ve düşünce dünyasının en önemli adlarından biri kabul edilen Albert Camus, 1960 yılında bir araba kazasında yaşamını yitirdi.