Kürtçe müzikte dipten gelen dalga

|

 Kürtçe müzikte dipten gelen dalga A  Kürtçe müzikte dipten gelen dalga

ERTUĞRUL MAVİOĞLU

Politik arenada anadilde eğitim, anadilde savunma, anadilde kamu hizmeti gibi tartışmalar süredursun, dipten gelen dalgalar gibi hiç fark ettirmeden konser salonlarını dolduran genç bir kuşak var ki, Kürtçe müziğe kattıkları yeni tını ve ritimlerle daha önce hiç yapılmayan tartışmaların da önünü açttılar. Bütün Kürt sanatçıları gibi dengbejlerden beslendiklerine hiç kuşku yok ama alışıldık folklorik öğelerden hayli uzaklar. Aşka, hayata, ayrılığa ve savaşa dair cümlelerini flamenko, blues, reggae, rock ve pop tınılarıyla yoğurup yeni bir kulvar açma derdindeler.
Bu yeni eğilimin yolcularının tek ortak özelliği daha önce bilinmeyen ve yeni olduğu için hiç de ticari bulunmayan farklı tınılarla müzik yapmaları değil. Tam da sektörün ticari açıdan tatmin edici bulmaması nedeniyle ilk bilinirliklerini sosyal medya sayesinde sağladılar. Yaptıkları demoları youtube ve facebook’a yükleyip hiç de küçümsenmeyecek bir dinleyici topluluğu yarattılar kendilerine. Kürtçe müzikte daha önce pek rastlanmayan bu yöntemin, şimdilerde geçer akçe olduğunu ispatlamakla kalmadılar, üstelik hiç de küçümsenmeyecek bir dinleyici kitlesine sahipler artık. Diljen Roni, Raperin ve Mirady genç Kürt müziğinin üç  yeni temsilcisi, şimdi söz onlarda...

Diljen Roni: Kürtçe reggae olmaz diyorlardı
BU genç sanatçılardan biri Diljen Roni. Cizre’de doktor. Kendi deyimiyle doğma büyüme Botanlı. Kürtçe albümlere ilgi olup olmadığı tartışmalarından hayli uzakta, çünkü “Kürdüm, Kürtçe düşünüyorum, bu dille duygulanıyorum. Yasaklanması ya da serbest kalması beni ilgilendirmez, şarkılarımı Kürtçe yaparım” diyor. Zaten hükümet cephesinden ne açıklama gelirse gelsin, Kürtçenin serbest olduğuna inanmadığı şu sözlerinden belli:
“Kürtçenin serbest olduğunu da düşünmüyorum. Üniversitelerin konservatuvar bölümlerinde Kürt müziğine ilişkin bir eğitim yok örneğin. Gerçekten bu imkân olsa, şimdikinden çok daha gelişkin bir müzikaliteye ulaşmak mümkün olacak. Irak Kürdistanı’nda müzik okulları açıldı, serbestlik en üst düzeyde, artık senfoni orkestraları bile kurulmaya başlandı. Türkiye’de de bu serbestlik olsa Kürt müziğinin de önü açılacak, çok gelişkin üretimler ortaya çıkacak. Yani sorun çok konuşulduğu gibi sadece anadilde eğitimle sınırlı değil. Örneğin bundan yıllar önce Celadet Ali Bedirhan Kürtçe alfabeyi yapıyor, Kürtçe dergi çıkarıyor, bu dergiyi üç dört dilde yayınlıyor. Mem-u zin destanını Fransızcaya çeviriyor, sürgündeyken. Örneğin  Leyla Bedirhan ilk Kürt balerindir. Ama o dönemden bu güne belli kırılmalar yaşanmış, onlar olmasaydı belki daha farklı bir yerdeydik. Sürgünler, savaş bu kültürü her defasında sil baştan yaptı.”
Diljen Roni, ilk albümü Çend Gotinên Evînê’in ardından kısa bir süre önce Du Demsal (İki mevsim) ile yeniden müzikseverlerin karşısına çıktı. Ailesi, Osmanlı’ya kafa tutan Şeyh Bedirhan’ın aşiretinden geliyor. Kürtçe müziği uzun hava ve ağıttan ibaret sananların karşısına reggae tarzı ile çıkıyor:

“Kürt müziği diye bir sınıflandırma yapmak doğru değil. Kürtçe dilinde yapılmış müziktir bunun aslı. Bu nedenle sadece dengbejlikle ve folklorik tınılarla sınırlı olmamalı. Yaptığım müziğin caz ve regie özellikleri barındırmasının iki yönü var. Birincisi Kürt müziğinde evrensel normları yakalamak. İkinci yönü benimle ilgili. Ruhumun derinliklerinde hem kentlilik hem de köylülük var. Ciwan Hoca, Heyro Abbas, Koma Wetan’dan doğru uzanan bir gelenek bu. Üç ya da dörttür bu özgünlük. Ben de bu gelenek içinde beşinci olmak istiyorum. 12 yaşında kurşunlanarak öldürülen Uğur Kaymaz için de bir parça yaptım. Çünkü gözlerine baktığımda, kendi çocukluğumu gördüm. Ceylan Önkol için de aynı şeyleri hissediyorum. En son Roboski’de 34 kişi öldürüldüğü zaman bir belgesel yapıldı. Müziklerini Botanlı biri yapsın diyerek bana getirdiler. Belgeseli seyrettim ve içim parçalanarak müziklerini yaptım.

GİTARIN TELLERİNDEN ÇIKTI
Bir parça Baba Tahir’den. 936 yılında İran’ın Hamaden bölgesinde doğmuş, yani bin küsur yıl önce. Doğduğu bölgenin adıyla anılıyor ve Hamadani diye biliniyor. Kürtçenin Lori lehçesinde yazmış. İki dörtlük gördüm Hamadani’den. Sonra gitarımı elime aldım ve reggae çaldım. Böyle yapmak istediğim için değil, gitarın tellerinden öyle çıktığı için. Aslında parçanın sözleri de reggae müziğe uygun değildi. Ama bende öyle bir his uyandırdı. Çok riskliydi ama beğenildi. Sözlerin Türkçe karşılığı şöyle: “Ne söylesem söyleyeyim, hep sensin, söylediğim bütün kelimelerin aslı az çok sensin. Düştüm bir denize cevher bulmak için, bulduğum bütün cevherler sensin. Âşık olan candan korkmaz, âşık olan zincir ve zindandan korkmaz. Âşık olanın yüreği aç bir kurt gibidir. O, çobanın heyheyinden korkmaz”

HEP SIKINTI HEP İSYAN
Kürt müziğinde hep bir isyan var. Sıkıntı çekmişiz, bu sıkıntılara isyan duymuşuz. Reggae tarzın siyahların isyan duygularına denk düştüğünü biliyorum. Kürtlerde de dengbejlik kültüründe var bu. Çocukluğumuzda çok dinledim bunları. Hâlâ dinlediğimde dalıp gidebiliyorum. İlk albümde de hip hop yapmıştım. Mirade Kine’den bir parçaydı. O zamanlar hip hop bu kadar bilinir bir tarz değil. Fakat orijinal kaydına baktım tam bir hip hop tarzı yapmış Mirade Kine. Bir kadını tarifliyor ve hip hop ritmiyle yapıyor bunu. Demek ki halkların içinde bulunduğu zorluklar, birbirlerinden habersiz olsalar bile ritimlerini birbirine yaklaştırıyor.

ARABESK SANIYORLAR
Kürt müziğine dışarıdan birisi baktığı zaman, sadece Türkler değil, Kürtler ve başkaları için de söylüyorum arabesk sanıyorlar. Oysa bizim dengbej kültürümüzde Arap kültüründen eser yok. Onlar olmasaydı tarihimizi öğrenemezdik ve aslında onların sözünde hip hop, caz, reggae ritimlerini bulabiliyorum. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin müziklerinin zayıf olduğuna inanç, bu kültürün iyi bilinmemesinden ve asıl olarak da çalınmış olmasından kaynaklanıyor. Dilimiz uzun bir dönem yasaktı. Sonra Celal Güzelses, İbrahim Tatlıses gibi isimler çıktı ve bizim geleneksel şarkılarımızı Türkçeye uyarladılar. Herkes bu parçaları Türk halk müziği zannetti. Mesela Türkçede ‘dılo’ diye bir söz yok ama  ‘dılo dılo yaylalar’ Türk halk müziği sanılıyor.”

Mirady: Pop yapan ‘öteki’ görülüyor
MİRADY de Kürt gençleri arasında hayli popüler. Batıda pek tanınmıyor ama Diyarbakır’da, Hakkâri’de hangi konsere gitse etrafında kalabalık bir hayran kitlesi var. Pop müzik yapanların Kürtler arasında yıllarca ‘öteki’ olarak görüldüğünü söylüyor Mirady. Oysa ona göre de müzikte tek tarz içinde sıkışıp kalmak saçma. Üstelik internetin bu kadar yaygınlaştığı, televizyon kanallarının çeşitlendiği bu topraklarda pop müzikten uzak durmak imkânsız. Albümlerle, reklam kampanyaları ile değil, sosyal medyada yaygınlaştırdığı klipler üzerinden tanınan Mirady, kısa bir süre önce yılan balığı anlamına gelen ‘Marmasi’yi çıkardı. Mirady, Kürtçe müzik macerasını anlattı:

“Dünyada yaygın olan müzik pop tarzı. Diğer yandan Kürt halkının dinlediği müzik geleneksel. Yavaş yavaş bizim tarzlarımızla tanışmaya başladılar ve seviyorlar da. Bestelerim, şarkılarım ne şekilde işlenmesi gerekiyorsa zaten tarzı da belirliyor. Raperin ile yakın düşünüyorum. Tek tarz diye bir şey yok. Dünyada müzik koca bir endüstri olmuşken, bizim gibi halklarda pop yapanlar ‘öteki’ durumuna düşürülmeye çalışılıyor. İnsanlarımıza başlangıçta Ciwan Haco da farklı geliyordu. Zaman ilerledikçe, internetin yaygınlaşması, televizyon kanallarında daha fazla yer verilmesiyle pop da Kürt halkının tercihleri arasına girdi. Klipler eskisinden çok daha kolay yaygınlaşıyor. Bunun da etkisi oldu kuşkusuz. Youtube, facebook üzerinden kolaylıkla kitlelere ulaşabiliyorsunuz. Bunun iyi ve kötü tarafları var. Klibi olmayan parça neredeyse dinlenmiyor. Müziğin endüstrileşmesi belki yeni olanı görünür hale getirdi ve bu iyi bir gelişme. Fakat geleneksel müzik endüstrileşme yüzünden hızla hayatımızdan çıkıyor, bu çok kötü.

POP MÜZİĞİ GENÇLER DİNLİYOR
Bir ayrımcılık yapmak istemiyorum ama yaptığım müzik, kullandığım enstrümanlar şarkılarımın gençler arasında daha fazla dinlenmesine neden oluyor. Kürt müziğini etkileyen olaylar var. Dilimizi de unutturmaya yönelik olaylar toplamı bunlar. Dolayısıyla üzerimize bir görev de yüklüyor. Dili, kültürü sadece yaşatmak değil, geliştirmek gibi bir görev bu. Bir şeyler söylenecekse slogan düzeyinde kalmamalı. Mesaj farklı yollardan da verilebilir. Yeni çıkan albümüm Marmasi’de (yılan balığı) bunu yaptım. 90’lı yıllarda bölgede onlarca Kürt grup kuruldu. Büyük bir çoğunluğu da çok başarılı oldu. Şu an ise Kürt müziğinde bireyler daha önde.

EVDE KÜRTÇE KONUŞULMAZDI
Babam memurdu ve bu nedenle Kürtçe pek konuşulmazdı. Darbeden sonra doğup geçirdiğim bir çocukluk dönemi var. Sadece köyden bir misafir gelince evde Kürtçe konuşulduğunu düşünün. Yani zorunluluktan. Dilimiz üzerindeki yasak ve yaratılan korkuyu çocukluktan beri üzerinde taşıyorsan, duyguların da ona göre şekilleniyor. Şu anda da özünde değişen bir şey yok. Yine Kürt çocukları yasaklarla doğuyor ve duygularını da bu şekillendiriyor.”


Raperin: Facebook’tan konser salonlarına
RAPERİN öncce facebook üzerinden tanındı. Şimdi konser salonlarını dolduruyor ve artık dumanı üstünde tüten bir albümü var: Xapinok! Ailesi müzisyen, neredeyse bütün kardeşleri bir enstrümanı profesyonelce çalıyor. “Bu yüzden ben biraz geri durdum, müziğe yeteneğim olmadığını düşünüyordum ki arkadaşlarım teşvik etmeye başladılar” diye anlatıyor bir buçuk yıllık müzik serüveninin nasıl başladığını. Bütün Kürt sanatçılar gibi Nizamettin Arıç ve Ciwan Haco’dan etkilenmiş. Fakat diğer tüm yorumculardan bir adım öne çıkıp beste yapmaya başlamış. Xapinok’un 11 parçasından 9’u kendi bestesi. Yaptığı müziği ‘pop’ diye tanımlıyor ama parçaları arasında melankolik olanlar da var, tam tersine flamenko tarzında olanlar da. Raperin, daha yorumcu olmaya bile tam olarak karar vermemişken, nasıl hızla hayran kitlesi oluştuğunu ve yaptığı müziği anlattı:

AİLENİN EN YETENEKSİZİYDİM
“Aile içinde hiç bir enstrüman çalmayan ve en yeteneksiz olarak görülen bendim. Belki de o nedenle müziğe biraz uzak durdum. Onların profesyonelliği yanında sönük hissettim kendimi. Sonra arkadaşlarım teşvik etmeye başladılar. Bir yıldan biraz uzun süre önce demolar hazırladım. Bu demoları youtube’a yükleyip insanların beğenisine sundum. Fakat daha sonra Facebook’u daha sık kullanmaya başladım. Sosyal medya sayesinde insanlar kısa sürede yaptığım müzikle tanıştılar ve sevdiler. Nihayet albümümü tamamlayıp Anadolu Müzik’ten çıkardım. Albümümün adı, Xapinok. Türkçe tam karşılığı yok. ‘Kandırıkçı kişi’ ya da ‘kandıran’ demek. Çok Flamenko müzik dinlediğim bir dönemde yaptığım bu şarkı, albüme de adını verdi. Sanatçıların tek tarz müzik yapmasını pek mümkün bulamıyorum. Mesela sadece rock müzik nasıl yapılabilir? Hep isyan halinde mi bu insan. Hiç eğlenmiyor mu, hiç melankoliye düşmüyor mu? O nedenle albümüm rock ya da benzeri bir tarza ait değil. Tamamen kendi duygularım. Albümdeki on bir şarkıdan sadece biri etnik. Dokuzu benim bestem.

TEK SAZLA MÜZİK DEVRİ GEÇTİ
Genel olarak pop kabul edebiliriz. Kürtlerin pop müziği kabul etmedikleri gibi bir inanç var ama çok uçuk şeyler de yaptım, olumsuz bir tepki almadım. Tek sazla yapılan müzik yerine artık pop tarzı kabul edildi ama yine de benden uzun hava okumamı isteyen çok insan var. Ben tutup tutmayacağına da bakmıyorum, ne hissediyorsam onu yapıyorum. Biz genç sanatçılar, Kürt müziğini daha iyi bir noktaya taşımak gibi bir misyon da yükleniyoruz. Müzikal zenginliği artırdığında mutlaka bunun bir karşılığını görüyorsun. Siyasi ortam değişirse, müzik yapanların da dönüşeceğini biliyorum. Öldürülen bir çocuk olmazsa ben niye acı dolu bir parça yapayım? Şarkıların içinde bir yerlere mesaj verip para kazananlar az değil. Fakat bunlarla samimi olanları birbirinden ayırt etmek çok kolay. Savaş melankolik hisler yaratır. Barış ise eğlenceli ve hareketlidir. Ve ancak bunu hissederseniz yazabilirsiniz. Ben artık savaşın değil aşkın melankolisi ile müzikler yapmak istiyorum. Acı çeken çocukların melankolisi bitmeli.

KÜRT MÜSÜN DİYE SORARLARSA...
Ben 90’ların çocuğuyum. Babam zaman zaman evin pencerelerini naylonlarla kapatırdı. Yanında da büyük bir kutu bisküvi olurdu. Çocukken anlamazdık bunu ama her an bir saldırı olup kıtlık yaşayacağımızı düşünerek yapardı bunları. Çok duyarlı bir insan olmasına karşın ‘Okulda Kürt müsün diye soran olursa, hem Kürt hem Türk’üm diye yanıtla’ öğüdünü verirdi. O dönemin çocuğu olmak benim kişiliğimi de müziğimi de etkiledi.”