İnsanlar da, ülkeler de dayanabilmeli

|

İnsanlar da, ülkeler de dayanabilmeli A İnsanlar da, ülkeler de dayanabilmeli

YAĞMUR YAĞMUR

Karşılaşmalar... Yaşamda bazen öyle karşılaşmalar gerçekleşiyor ki heyecan ve mutluluk vermekle kalmayıp içinizdeki yaratma cesaretini açığa çıkartarak ilham verici oluyor. Ben de böylesi karşılaşmalardan birini yaşadım bu söyleşi vasıtasıyla. Fransa'da verilen Mecidis Ödülü dahil 10 büyük edebiyat ödülünün sahibi, New Yorker Kitap Kulübü Üyesi, San Francisco Üniversitesi Profesörü, Sunday Times gazetesi yazarı, Alaska'nın sert ve bir o kadar da eşsiz güzellikteki coğrafyasından birbirinden çarpıcı hikâyeler aktararak günümüz insanının trajedisini ortaya çıkartan, Amerikan edebiyatının genç kuşak en önemli isimlerinden, Caribou Adası ve Bir İntihar Efsanesi isimli eserleriyle yolu İstanbul'dan geçen, yazar, denizci, eğitmen David Vann ile muazzam bir sohbet gerçekleştirdik...

»Otobiyoğrafik özellikler taşıyan romanınız Caribou Adası'yla başlamak istiyorum. Alaska’nın ıssız biradasında geçen simgesel açıdan bir birlikteliğin kurtarılmasının çabasını irdeliyor diyebiliriz kitap. Aşk, umut ve umutsuzluk, doğanın çetin koşullarıyla baş etme, sevgi ve sevgisizlik üzerine zengin çeşitlemelerde... Roman nasıl bir dürtüyle kağıda dökülmeye başladı?
Üvey annemin annesi önce kocasını vurmuş sonra da kendisini... Bu çok ağır ve rahatsız edici bir hikâye! Bunun temelinde de evlilikleriyle ilgili yaşamış oldukları bir travma var. Adam başkasıyla birlikteymiş ve üvey annem bunu bir şekilde öğrenerek, evliliklerinin son 15 yılının yalan olduğu gerçeğiyle yüzleşmiş. Bu süreçte de intiharla ilgili notlar tutmaya başlamış ve kocasının çok zengin bir silah koleksiyonu varmış. Üvey annem bana annesinin tuttuğu bu notları verdiğinde şunu düşündüm: Bir insan nasıl olur da önce kocasını, sonra da kendisini öldürecek bir noktaya gelebilir? İntihar kavramıyla ilgili düşünmeye başlatan bir zamanlama oldu bu benim için. Bir de bu olay zincirleme bir şekilde benim babamın intiharıyla da kesişiyordu. Bu olaylardan 11 ay sonra babam da intihar etti. Bütün bu travmaların sonrasında kendimi bu kitabı yazarken buldum, sizin güzel saptamanızla söylemem gerekirse Caribou Adası tam anlamıyla "kağıda dökülmeye" başladı. Tabii romandaki karakterler tamamen değişik, üvey annemin annesini ve kocasını hatırlamıyorum, ancak; romandaki psikolojik gerçeklik duygusu aynı. Tetikleyici ana unsur da bu duygu oldu benim için.
 
»Bir İntihar Efsanesi'ne gelmek istiyorum. Bu eser dünya çapında tanınmanızı sağladı ve yine adından anlaşılacağı gibi kişisel bir mitosa dayanıyor. Parçalanmış bir ailenin geçmişine uzanıyor...
Bu kitabı yazdığım 10 yıl büyük bir keşmekeşti. Üzerinde en çok çalıştıklarımı değil de, çok hızlı yazdıklarımı kitaba aldım. İnce ince işlediklerimi ve çok fazla uğraştıklarımı önemli ölçüde eledim. Özellikle ilk hikâyeyi çok hızlı yazdım. Son iki hikâyeyi de süreci tamamlaması açısından önemli buluyorum. Hikâyenin yarısında çok ilginç bir deneyim yaşadım. Gerçek hayatta babam intihar etmişken, buradaki baba - oğul hikâyesinde çocuk intihar ediyor. Bu tabii babamın intiharından sonra yazılmış bir kitap ve babamın intiharıyla ilgili öylesi çok fikirler vardı ki bu kitap da bu durumu bütün yönleriyle ele almış oldu böylelikle. Bunun kökeni 600 yıl öncesindeki bir edebi geleneğe dayanır. Tüm olaylar bütün yönleriyle ele alınır.

»Aslında bu kadar depresif hikâyeler olmasına rağmen içinde ümit de barındırıyorlar hikâyeler… Siz genel anlamda edebi maceranızı nasıl tanımlıyorsunuz?
Gerçekle kurgu arasındaki ilişkiyi anlatalım önce... Kurgunun ardında her zaman tecrübe edilen şeyler, yani gerçekler vardır. Deneyimler kurgunun çekirdeğini ve gücünü oluşturur. Bu anlattığım hikâyeler 30 yıldır vardı, orada duruyorlar ve beni rahatsız ediyorlardı. Kurguyla birlikte dönüşüm geçirdiler, farklı biçimler aldılar. Bu, doğanın özellikleriyle birlikte harekete geçer, suya bakarak yazmak gibi. Gerçek kurguyu harekete geçirir ve kurgu da dönüşür. Kurgunun bu yolla aydınlatıcı bir yanı vardır. İnsanların kendilerini anlamalarına yardımcı olur, çünkü tetikleyicidir. Trajediden bahsetmek isterim biraz da burada... Trajediyi ben karamsar bulmam, tam tersi teskin edici, rahatlatıcı bulurum. Çünkü; gerçek hayatta çok anlamsız gibi görünen bir felaket, trajedide bir anlama bürünür ve bizim hayatımızın bir anlamı olduğunu bize bir şekilde gösterir. Her şey tutarlıdır ve bir bütün içerisindedir. Amerikalılar'da hiç sevmediğim bir taraftır; hep mutlu ve güzel hikâyeler yazmaya çalışırlar, umut vermek isterler, ben bunu çok aptalca bulurum! Yazdıklarım için de Amerika'dan hep özür dilemek zorunda kalırım... Karanlığı göstermeden aydınlığı inandırıcı kılamazsınız.

»Yaşamdaki üzücü olayların hikâyeleri değişse de insanoğlu bunların paralelinde iki netice üretiyor ya bu tür olayların altında kalıp yok olmak ya da bunlardan güç ve ilham alarak kalıcı eserler vermek... Siz ikinci gruba dahilsiniz.
Tüm zeminler kayabilir ve siz de yaşam gücünüzü yitirebilirsiniz... Babam intihar etmeyip dayanabilseydi belki yeniden başlama gücü hissedebilirdi. Ben iki kez her şeyimi kaybettim ve cebimde bir kuruşum dahi yoktu ama yine de her seferinde kendimde devam edebilecek o gücü arayıp bulabildim. Bulduğumda da her şey eskisinden daha iyiye doğru gitti. Türkiye'de de örneğin; bir sürü medeniyet yok olmuş ama her seferinde kendisini yeniden yaratabilmiş... Yerine yepyeni medeniyetler gelmiş. İnsanlar da, ülkeler de dayanabilmeli.

»Eklemek istedikleriniz...
Kitaplarımın burada nasıl karşılanacağını çok merak ediyorum. Mesela; Tayvan'da Caribou Adası'ndaki Gary karakterine Budist kökenli okurlar çok farklı yorumlar getirdiler. Gary'i iyi veya kötü bir karakter olarak değil, "içinde büyük bir boşlukla yaşıyor ve o kulübeyi yaparak boşluğu doldurmaya çalışıyor" şeklinde yorumlayarak bir karakter tespitinde bulundular ve bunu duymak benim için ilginç bir deneyim oldu. Budist’lerin inançlarına göre de o boşluk doldurulamazmış. Farklı kültürler farklı açılımlar getireceklerdir ve bu da çok hoş bir şey diye düşünüyorum. Burada karakterlerim hakkında okurlar ne düşünecekler merak içindeyim.

***
‘Trajedilerde birbirine çok yakın olan insanların birbirlerini yok etmeleri işlenir’


»Karakterler arasındaki kırılma noktalarıysa çok yoğun. Bu olay örgüsünde öne çıkarmak istediğiniz temel noktalar nelerdi?
Daha çok çekim noktasıyla ilgili bir şey bu. Örneğin iki karakter Alaska'ya bir haftalığına geliyor önce ama; sonrasında orada temelli yaşamaya karar veriyorlar. Yunan trajedilerindeki gibi geçmişlerinden kaçmaya çalışıyorlar ancak; geçmişlerindeki yaşanmışlıklar yıkıcı birer unsur halinde daha fazla yüzlerine çarpmış oluyor. Çekim noktasıyla ilgili kendi hayatımla bağlantılı bir örnek vermem gerekirse de ben bir dönem gemilerde kaptanlık yaptım, ne öğretmenlik yapıyordum ne de yazarlık... Hayat bambaşka alanlara savurdu beni. Herkes istediği ve inandığı hayatı yaşayamayabiliyor. Geçmişteki yaşananların birikimi bu roman. Trajedilerde birbirine çok yakın olan insanların birbirlerini yok etmeleri işlenir. Kitapta da bunu, temel nokta olarak öne çıkarmaya çalıştığımı söyleyebilirim.