Behzat Ç.: Faşist mi, muhalif mi?

|

Behzat Ç.: Faşist mi, muhalif mi? A Behzat Ç.: Faşist mi, muhalif mi?

Televizyon her zaman kendi kült yapımlarını yaratır. Hızın uç boyutlara ulaştığı bu mecrada kısa zamanda eskiyen yapımlar belli bir süre sonra kenara çekilerek arkalarından gelen “gençlere” yol vermek zorunda kalır. Belki de televizyonda kalıcı olmanın formülü, vakti geldiğinde ortadan kaybolmayı bilmede yatar.

Emrah Serbes’in Her Temas Bir İz Bırakır ve Son Hafriyat romanları üzerine kurulan Behzat Ç. dizisi, aynı şekersiz sakızı sezonlar boyu çiğnemekten bunalmış izleyiciye yeni bir tat veriyor. Lafı dolandırmadan söyleyeceğini söylüyor, en azından şimdilik.

Dizinin genel yönetmeni Serdar Akar, özellikle Gemide filmiyle “kıyıdaki” izleyicinin aklına kazınmış bir isim. Erdal Beşikçioğlu ve Fatih Artman başta olmak üzere oyuncuların başarısını da hemen belirtmek gerekiyor. Ama iş, bir dizi ve onun art alanını oluşturan romanlar üzerine düşünmeye gelince, öznel beğeninin ötesine geçmek önem kazanıyor.

Emrah Serbes’in Son Hafriyat romanını geçen yıl okudum. Diyalog yazmadaki becerisi daha ilk sayfadan anlaşılan yazar, alışılmadık bir hamleyle erkek karakteri susturmuştu. İzleyici-okuyucu, susanın kadın olmasına aşinadır. Çünkü susmak, açıkça sisteme karşı duracak gücü olmayan öznenin, ataerkil dile ve diğer anaakım değerlere karşı pasif direnişidir. Erkek, dil kendisine ait olduğu için susmaz. Bu nedenle Behzat Ç.’nin sessizliği onun ilk ve temel muhalefetiydi.

Özellikle sinema izleyicisi için tekrar edilen bir genelleme vardır: Romanı sevenler, filmden hoşlanmazlar. Diziyi, Serbes’i “okumaya değer yazarlar” listeme ekledikten sonra izlemeye başladım. Yazarın satırlarının ardında yakaladığım sol tandansı ve muhalif duruşu dizide aradım.

Emrah Serbes’in Behzat Ç.’si ile ekrandaki arasında bazı temel farklar olduğu açık. Dizideki karakter, romandaki kadar marjinal ve ayrıksı değil. Serbes’in adını özellikle yarım bıraktığı Behzat, “tam olamamışlığından” dolayı derin ve çok katmanlıydı. Evliliği, kızıyla ilişkisi, gençlik aşkı, üniversite eğitimi yarım kalmış bir adam olan Behzat sustukça derinleşiyordu.
 
Ancak dizideki konuşma diyetinin belirgin kısalığının faturasını olduğu gibi dizinin yaratıcılarına çıkarmamak gerekiyor. Bu tarz farkların ardında, televizyon ürünlerinin acımasız bir kapitalist pazarda satışa çıkarılması yatıyor. Akar ile Beşikçioğlu’nun bir röportajlarında belirttiği gibi sansür de dizilerin yakasını bırakmıyor, çeşitli sınırlamaları beraberinde getiriyor.

Yayınlandığı mecra da hesaba katıldığında, dizinin övülmeye değer özellikleri olduğu kesin. Dizi, polisin sınıf bilincindeki aşınmayı incelikli bir şekilde gösteriyor. Behzat’ın eski karısının dediği gibi, amacı “egemen sınıfın çıkarlarını korumak” olan polislerin, söz konusu hâkim sınıfa dâhil olmadığının altını çiziyor. Memur eylemi sırasında Harun’un kendi çıkarlarına karşıt bir konumda olduklarını ifade etmesi, bu duruma belirgin bir örnek teşkil ediyor. Hayalet, mahallesindeki gecekonduları yıkmaya gelen polislere karşı çıkıyor, ancak mahalleli ile ortak bir direnişe giremiyor. Bunun yerine hem komşularına, hem de meslektaşlarına -fiziksel olarak- sırtını dönüyor.

Diziyi ataerkil yapıyı meşrulaştırdığı yönünde eleştirmeden önce Behzat Ç.’nin kadınlara yönelik şefkatine dikkat etmek gerek. Behzat, kadınlarla konuşurken daha sevecen bakıyor, evine gelen Şule’yi kabul ediyor, uyurken üstünü örtüyor, Bahar’ın her sıkıntısında ona destek olmaya çalışıyor, sorgu sırasında kadınlara daha anlayışlı davranıyor.

Kızı ve eski karısı tarafından faşist olmakla suçlanan Behzat Ç., yapısal eşitsizliklere vicdanını dinleyerek ve inisiyatif kullanarak karşı çıkıyor. Gerekli gördüğünde solcu bir genci serbest bırakıyor. Güçlü bir kadın figürü olan savcıya meydan okuyor. Doğru olduğuna inandığı şekilde eyleyebilmek için egemen olana karşı çıkıyor.

Dizideki şiddet kullanımına yönelik eleştirileri ise, her kurgu için geçerli olan inandırıcılık ilkesini gözeterek bertaraf edebiliriz. Devletin baskı aygıtlarının bu kadar “etkin” şekilde kullanıldığı bir ülkede, sorgu sırasında nazik davranan polis temsilinin dizi için önemli bir inandırıcılık problemi yaratacağı aşikar. Belki de dizi, tam tersi noktadan bakılarak bu hümanist ve “artist polis” temsilindeki gerçeklik sorunu nedeniyle eleştirilmeli.

Sonuç olarak, Behzat Ç.’nin şiddeti ve ataerkil yapıyı meşrulaştırdığı, faşist polis figürünü estetize ettiği eleştirisine hemen prim vermemek ve dizinin televizyon piyasası için nispeten muhalif bir ürün olduğunu kabul etmek gerekiyor.
 
Deniz TANSEL İLİC
Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi Araştırma Görevlisi

BirGün Eleştirel Kültür
ŞUBAT 2011