Sıra kültür ve sanatı ele geçirmeye geldi

|

Sıra kültür ve sanatı ele geçirmeye geldi A Sıra kültür ve sanatı ele geçirmeye geldi

BERFU AYDOĞAN/BİRGÜN

Sezonun açılmasına çok az bir süre kalmışken, ödenekli tiyatroların bundan sonraki kaderi hala belirsizliğini koruyor. Şehir Tiyatroları, sezon kapanır kapanmaz hayata geçirilen yönetim değişikliklerinin şokunu henüz atlatabilmiş değil. “Sanat kurumlarında özelleştirme” adı altında yaşanılan bu süreci ve işleyiş değişikliklerini, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Yönetmeni ve İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği (İŞTİSAN) başkanı Ragıp Yavuz’la konuştuk.

>>AKP Hükümeti’nin ödenekli tiyatrolarla ilgili hazırladığı yeni tasarı ve yönetmelik değişikliğinde ilk hedef Şehir Tiyatroları oldu. Bu süreç sizin açınızdan nasıl başladı?
Bu sene aralık-ocak aylarında, bu seneki repertuarımızla ilgili ulusal medyada çok ciddi saldırılarla karşılaştık. Oyunlarımızın içeriğiyle, geniş kitlelere ulaşmadığıyla ve özellikle de müstehcen olduğuyla ilgili bir sürü yazı çizi yapıldı. Biz de yine medya üzerinden belli yanıtlar verdik, bu yanıtlara devletin çok üst kademelerinden yanıtlar geldi. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Cumhurbaşkanlığı Sanat Kültür büyük ödülü sahibi profesörler, yandaş medyadan belli isimler devreye girdi. Bizim de bu saldırılara sahneden yanıt vermemiz olanaksızdı.

>>Sizin yanıtınız nasıl oldu?
Biz de ilk protestomuzu şubat ayında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin önünde yaptık. Bir basın bildirisi sunduk, başbakan bu bildiriye yanıt verdi. Medya da bu tartışmaya ilgi gösterdi ve bir gece ansızın nisan ayında nur topu gibi yeni bir yönetmeliğimiz oldu. Zamanlama da enteresandı, tam sezon kapanmak üzereydi. Sanatçıların bir kısmı tatildeydi, seyircimiz yoktu, yani ortalıkta kimsecikler yoktu. Ama bir konuda yanıldılar, şehir tiyatroları sanatçıları bütün yaz durmadı. Bunların en önemlilerinden biri de Sanat Maratonu’ydu. Yaklaşık 152 saat boyunca durmadan sahneden hiç inilmeden oyunlar oynandı, gösteriler yapıldı. Söylemek istediğimiz tek bir şey vardı: Bu yönetmelikle bu iş yapılamaz! Fakat tüm bu tepkilerimize herhangi bir karşılık almış değiliz.

>> Bu sürecin bir ürünü olarak ortaya çıkan ve bir takım kesimlerce “Özgür Tiyatro” kavramının bir karşılığı olarak gösterilen “Muhafazakar Tiyatro” kavramının karşılığı nedir? “Muhafazakar Tiyatro” kendine yer bulabilir mi?
Bu kişiler “muhafazakar tiyatro” kendine yer bulabilir değil, ‘bulmalı’ diyorlar. Bu soru zaten ilk kez bu yaz toplanan ve meslek örgütlerini bir araya getirme amacıyla kurulan “Tiyatro Platformu”nun organize ettiği çalıştayın oturum maddelerinden birini oluşturuyor: Ödenekli  tiyatrolarda özgürlük kavramı. Ben de bu platformun dönem eşsözcüsüyüm. Bana göre bu süreçte “ikilem” olarak  tanımlayabileceğimiz bir muhataplar diziniyle karşı karşıya kaldık.

>>Nedir bunlar?
Bir yandan siyasal otorite, “Siz ödenekli kurumsunuz, fazla ileri gittiniz, devletin olanaklarıyla dilediğiniz gibi sanat üretemezsiniz” diyor, diğer yandan iktidarla aynı düzlemde olduğu bilinen kimileri, “Ödenekli kurumlarda özgürlükten söz ve özgür sanat üretiminden zaten söz edilemez, ipler her zaman siyasi otoritenin elindedir!” diyor.  Öyle ki, bu yaklaşımın taraflarından ve sözde “akademisyen” özelliği taşıyan bir bölümü, özgür sanat üretimine karşı cüretle “Muhafazakar Sanat Manifestosu” hazırlıyor. Bu büyük bir çelişkidir! Önerim şu ki, “Ödenekli tiyatrolarda özgür sanat” cümlesindeki her bir sözcüğün anlamını tek tek inceleyelim. Görülecektir ki, karşımıza çıkan şey bir tiyatro sanatçısı için “olmazsa olmaz” değerde bir yaşam biçimini tanımlamaktadır. “Muhafazakar” sözcüğünün ise tek bir kelime anlamı vardır, o da: TUTUCU…

>>Bu kavramı ortaya atanların amacı iktidara yakın olmak mı? Bu yaklaşımı popülist mi buluyorsunuz?

Açık konuşmak gerekirse, bu kavramı ortaya atanların ve destekleyenlerin hiçbiri profesyonel tiyatro yapan insanlar değiller; çoğu bürokrat, siyasetçi. Akademisyen olanları da yıllardır bu hükümetten para kazandığını bildiğimiz kişiler. Ama tiyatro kanadından ödenekli tiyatroların özelleştirilmesi konusuna destek verenler çok oldu. Bu demeçleri de, yapısal işleyişten memnun olmadıklarını belirterek verdiler.

>>Ödenekli tiyatrolara yapılan bu müdahalede, bu kurumlarda senelerdir süregelen yapısal işleyişin bir payı var mıdır? Hükümeti bu kadar hızlı ve radikal bir müdahaleye götüren sebepler neler?
Nihai bir plana yönelik adımlar bence uzun süredir atılıyor. Bu müdahale gerekliliği bundan 12 yıl öncesine dayanıyor. 4 yıl kadar bir süre Şehir Tiyatroları’nın başında Kenan Işık yer alıyordu. Kenan Işık’ın görevinden ayrılmasından sonra Şehir Tiyatroları sekiz tane genel sanat yönetmeni değiştirdi. Mevcut siyasi anlayış, bu kurumda bir arayışa girmiş olabilir. Ama bunun sebebi, iktidara en sempatik görünen ve iktidarın felsefesinin sahnelere yansıyabileceği bir sanat yönetimi arayışıdır. Fakat bana göre 12 yılda sekiz genel sanat yönetmeninin değiştiği bir kurumda, bir sanat politikasından söz etmek mümkün değildir. Başbakan Erdoğan son seçimlerde tekrar iktidara geldikten sonra, artık çıraklık, kalfalık dönemini bitirdik, artık ustalık dönemindeyiz demişti.

>>İktidarın ustalık döneminin yansımaları nasıl oluyor?

Şunu gözlemliyorum ki hükümet yeni döneminde, devleti yeniden organize etme yönelimini üst yapıya sıçrattı. Hükümet kuvvetler ayrılığı ilkesini çeşitli uygulamalarla minimize etti. Yönetme dışında yasama ve yargı da iktidarın kontrolüne girdi. Artık bir hükümetten değil, bir iktidardan söz etmek zorundayız. Sonra üst yapılarda da bir takım değişikliklere gidildi. Bunlar eğitim, sağlık, spor, bilim ve giderek kültür ve sanattır. Çok enteresan ki Deniz Feneri Soruşturması’nın yapıldığı gün, ülke futbolda şike tartışmalarıyla sarsıldı. İş giderek kültür ve sanata geldi. Mehmet Aksoy’un heykelinin “şu ucubeyi yıkın!” emriyle yok edilmesinin ardından pek çok yaptırım devreye girdi ve enteresan günler yaşadık.

>>Sıra tiyatroya mı geldi?

Şimdi de tiyatro kullanılıyor. Şehir Tiyatroları’nın zaten yaramaz bir özgeçmişi var. Tarihinin bütün dönemlerinde muhalif bir yapısı var. 12 Mart ve 12 Eylül döneminde cezaevinde yatmış sanatçılar var. Bunlar Devlet Tiyatrosu’nda yok. Örneğin ben 14 yıl sürgün yaşadım. Bu yaramazlığa iktidar, bu kurumun yönetimine el atarak çıkar yol buldu ve şu an Şehir Tiyatroları’nı sanatçılar değil, bürokratlar yönetiyor.

>>Sanat kurumunun yalnızca sanatçılar tarafından yönetilebileceğini mi savunuyorsunuz?

Yeni yönetmeliğe göre Şehir Tiyatroları artık bir sanat kurumu tanımına sahip değil. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir şube müdürlüğü oldu. Bu kurumu yıllarca Muhsin Ertuğrul yönetti ve şu anda o koltukta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı oturuyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Biz de bu komikliğin üzerine zaten zamanında çıkıp “o zaman biz de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni yönetelim” demiştik. Elbette ki bu bir metafor. Yani demek istediğimiz şu: Bizim işimizi sadece biz yaparız!

>>Başbakan’ın ödenekli tiyatrolara olan temel yaklaşımı, “eğer bütçeyi biz sağlıyorsak, tiyatroları kendi tekelinize alamazsınız” şeklinde özetlenebilir. Yönetimde bürokratların da olması bir karşı önlem midir?
Ödenekli bir kurumda biz hiçbir zaman bize çamur attıkları gibi bir yönetim modeli teklif etmedik. Ödenekli kurumda sanat yönetmeni kurumun sadece “sanat” yönetimini üstlenmeli. Fakat bunun yanında bu kurumun 11 tane sahnesi, 1000’e yakın personeli var, bunların giderleri, atölyelerinin bütçeleri var. Biz bunları yönetmeye hiçbir zaman talip olmadık. Biz bunları yapamayız, kurumun müdürlüğü de bir sanat politikası oluşturmayı bilmez. Biz bir sentez teklif ettik.

>>Bu sentezin bir sonucu olarak oynanacak oyunların seçilmesinde de her iki tarafın ortak kararı mı söz konusu olacak? Repertuar seçimi için bir “edebi kurul” oluşturulmasına nasıl bakıyorsunuz?
Biz edebi kurulun varlığını kesinlikle reddediyoruz. Nisan ayına kadar edebi kurul diye bir şey yoktu, sadece repertuar kurulu vardı. Bu kurulun işi de kurumun ve dilimizin zenginliğine, bir literatüre ait oyunları saptayabilmekti. Çünkü şehir tiyatrolarına her birey kendi oyununu değerlendirmemiz için başvurabilir. Ben Mitos Boyut’un oyun yazma yarışmasında jüri üyeliği de yaptım. Her gelen oyunu değerlendirebilmek mümkün değil, bir eleme gerekiyor. Repertuar kurulu da yıllarca böyle bir eleme yaptı. Ama asla kurumun sanat vizyonuna müdahale edilebilecek bir yapısı yoktu. Yeni yönetmelikle, Muhsin Ertuğrul’un yıllarca mücadele edip kaldırttığı “edebi kurul” diye bir yapılanma geldi. Bu yapılanmanın en temel görevi, şehir tiyatrolarının o yıl oynayacağı oyunları saptamak ve genel sanat yönetmenine vermek. Genel sanat yönetmenin görevi de o yıl hayata geçirebileceklerini, görevlendireceği yönetmenlere verip bir program oluşturmak. Bu kabul edilemez.

>>Peki, yeni yönetmelikte sizleri en fazla rahatsız eden yetki sınırlamaları ya da değişiklikler nelerdir?
Biz iki cümle söyledik ve hala arkasındayız. Birincisi, “bu yönetmelik kabul edilemez”; ikincisi ise “bu yönetmelik bizim için yok hükmündedir”. Bu yönetmeliğin hazırlanışında Genel Sanat Yönetmeni’ne hiç danışılmadı ve hatta öyle ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Danışmanı’nın bile yeni yönetmelikten haberi yok. Bunu gerekçe göstererek bildiğiniz gibi Kenan Işık görevinden istifa etmiştir. Bazı sanatçılara danıştıklarını söylüyorlar ama kimler olduğu belli değil. Bu yeni yönetmelik, şu anki hükümetin işleyişinin bir parçasıdır. Hangi birinden söz edeyim ki, yönetim kurulunda iki tane “seçilmiş” üyemiz vardı, artık yok. Yönetim Kurulu’nun başkanı Genel Sanat Yönetmeni’ydi, artık değil. Yani ortada bir dava var. Düşünün ki davayı açan hâkim. Davanın taraflarından biri de savcı. Savcının da bir iddianamesi var. Bu öyle bir dava ki, hâkim de aynı kişi savcı da. Bu dava nasıl sonuçlanır? Elle tutulur hiçbir tarafı yok.

>>Yeni sezonda Şehir Tiyatroları oyuncularının bu süreçle ilgili sergileyeceği ortak bir duruş var mı? Mesela topluca istifa etmek ya da edebi kurulun seçtiği bazı oyunlarda oynamamak gibi…

Yeni sezonda oyuncuların ortak düşüncesini deklare edebilmeleri için oyuncuların kendilerini ifade edebileceği bir partilerinin olması gerek. Parti kararları bağlayıcıdır, fakat oyuncuların bir partisi yok. 23 Şubat’tan bu yana gösterdiğimiz tepkiler, verdiğimiz demeçler ortada. Aynı gün benim gazetede bir demecim yayınlandı. Bu demeçten ötürü hakkımda bir soruşturma açıldı. Ekonomik anlamda da ceza aldım. 4 Nisan’da Galatasaray Meydanı’nda bir miting organize ettik. 7000-8000 kişi vardı, şehir tiyatrolarının tüm çalışanları 1000 kişiyi bulmuyor. İçimizden olmayan birçok kişiden destek aldık. Bununla birlikte,19 tiyatro meslek örgütünün oluşturduğu bir yapılanma var. Bu yapılanma Türkiye’nin her yönüne yayılmış durumda. Ödenekli bir kurumun yönetmeliğinin değişmesi sanatsal değil siyasi bir olaydır. Dünyanın hiçbir yerinde siyasi bir değişikliğe sanatsal bir üretimle cevap veremezsiniz.

>>Nasıl cevap verebilirsiniz?

Biz yaptığımız tüm eylemleri sokakta yaptık, protestolarımız sahnede kendilerini ifade etmez. Sahnede söylediğimiz sözler, bu durumu değiştirmeye yetmez, bu değişimin de bir enstrümanı haline gelemez. Bu eylemlerimizde bizim birincil dereceden muhatabımız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’dır. Bu hedefi kaybetmemek istiyoruz. Yeni yönetmelik hazırlığımız var. Onların dayattığı yönetmeliğin niçin kabul edilemeyeceğini anlatacağız.

>>Siz Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı’nın belirlediği, kendi tercihiniz olmayan bir oyunu yönetir misiniz?
Hayır, yönetmeyi düşünmüyorum.

>>Son olarak, şu an yeni sezonun bütün repertuarı belli mi?
Belli olan birkaç oyun var, fakat yıllardan beri ilk defa bu dönemlerde bizim 11 sahnemizin 11’i de provada değil. Bunun gerekçesini açıklamak zorundalar. Bize “devletin parasını istediğiniz gibi kullanamazsınız” dediler. O zaman ben de, “neden o paraları bu sahnelerde 800’den fazla çalışanı istihdam ederek kullanmıyorlar” diye sormak isterim.