Sahnede özgürce şarkılar söylemek istiyorum

|

Sahnede özgürce şarkılar söylemek istiyorum A Sahnede özgürce şarkılar söylemek istiyorum

GÜLŞEN İŞERİ/BİRGÜN

Niyazi Koyuncu... Hepinizin yakından bildiği bir isim. Albümü yoktu ama Türkiye’nin dört bir yanında ve yurtdışında konserler verdi. Karadeniz’in asi müzisyeni oldu tıpkı abisi Kazım Koyuncu gibi... Hopa’daki düşlerini taşıdı yanında, eksikti belki, birlilkte düş kurduğu abisi yoktu çünkü ama biliyordu ki bir yerlerden ona bakıyordu... Ona yakışır bir kardeş olmak ise en büyük sorumluluğuydu.

Müziğe başladı ve kendini yeniden var etti. Koyuncu soyadını taşımanın ağırlığını hissetse de abisini sadace içinde yaşadı. Kendi yolunu bulmak içinse  Metropol Müzik etiketiyle ‘Muço Pa’yı çıkardı. Yılların birikimi, hayata karşı durduğu yer, yaşanmışlığı, acısı, aşkı... Hepsi Muço Pa’daydı.

Niyazi albümde Lazca, Hemşince, Gürcüce, Megrelce ve Türkçe şarkılar söylerken anonim ve derlemelerin yanı sıra kendi besteleri de yer alıyor....

Müzik yönetmenliğini Murat Çorak yaptığı, anonim, halk şarkıları ve bestelerin yer aldığı ‘Muço Pa’,  müzikal alt yapısı ve zengin kültürel birikimi ile müzik dünyasına ve Karadeniz’e yeni bir söz söyleyecek...

Bu sözü Niyazi Koyuncu’dan duyalım dedik ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde bir araya geldik. Biz biraz Koyuncu’nun serüvenini dinledik; kaygılarını, korkularını, yalnızlığını, kendini nasıl var ettiğini... Sokakta başladığı müziğe bugün o büyük sahnelerden nasıl seslendiğini...  “İyi müzik yapmalıyım, abim gibi müzik yapmalıyım diye değil… Benim değerlendirdiğim şey ona  yakışır bir kardeş olmak. Müziği herkes yapıyor,  oysa insan olmak zor bir şey. Onun sorumluluğu daha ağır basıyor bende” dediği abisi Kazım Koyuncu’yu...


-İlk albümün ‘Muço Pa’yla müzik piyasasına giriş yaptın. Biraz müzik serüveninden söz edelim mi?

Eskişehir’de 5 yıl yaşadım. Hayatımın en kötü, en güzel, en anlamlı bazen de en anlamsız günleriydi. Oraya gittiğimde kendimi var etmeye başladım, kendim olmaya başladım. Çünkü Eskişehir’e yeni gelmiştim, yalnızdım ve yeni bir hayat kurmam gerekiyordu.
İstanbul’da yaşasaydım her şey hazırdı ya da Hopa’da yaşasaydım...  Ama Eskişehir’de kimsem yoktu, o şehri kendimle birlikte var etmem gerekiyordu. Şansıma güzel insanlarla karşılaştım. Hayatımla ilgili pek çok şeyin kararını verdim … Gelecekle ilgili planlarımı yaptım.
Evet, aç kaldım, parasız günleri çok yaşadım ama her şey çok güzeldi. Küçük bir şehirdi ama biz içindeyken o şehri büyütmüştük.

-Sokak müziği de yaptın mı?

Yıllarca sokak müziği yaptım. O da arkadaşım Yusuf Çimen’in sayesinde oldu. Onun sokaktaki cesaretini görünce ben de sokakta müzik yapmaya başladım. Aslında hayatımın dönüm noktasıydı…

-Sokak ne anlam ifade ediyor senin için?
Sokağı sahneye iyi yansıttığımı düşünüyorum. Çünkü sokak cesaret isteyen bir yerdir, ne olacağı belli olmayan yerlerdir.  Sahneye çıktığımda o heyecanı o şekilde yenmeye başladım.
Sokakta müzik yapıyorsun,  milyonlarca insan geçiyor. Seni dinlemek isteyen dinliyor dinlemek istemeyen geçip gidiyor. Ama birinin yüreğine bir şey hissettirebiliyorsun bir şarkıyla. Dönüp bakabiliyor, ya da ağlayabiliyor özgürce…

-Hopa’dan direkt Eskişehir’e geldin, aslında müzikal olarak orada evrildin ama bir yandan da okuyordun?

Eskişehir’e gelmem ne okul için ne de müzik içindi.  Ben abimi kaybettiğimde 20 yaşında biriydim. O zamanlarda gitar çalıp şarkı söylüyordum ama çok hayalleri olan biri değildim. Kafam çok karışıktı ve abimi kaybettim onun üzerine… Ben Eskişehir’i kaçış olarak gördüm kendime. Ve orada kendimi var ettim. Ne olmam gerektiğini hissettirdi o şehir. Müzik bana ilaç gibi geldi.

Benim dünyam Trabzon’a kadardı… O ayakta kalma tecrübesini aldıktan sonra hiçbir şeyden korkmamaya karar verdim. Ben Hopa’da büyüdüm,  Anadolu’ya geldiğimde çoğu zaman farklı dilden veya farklı ırktan çok arkadaşım olmaya başladı. O insanları anlamaya çalıştım, Kürt bir arkadaşım vardı, Kürtleri tanıdım vs….

-Nasıl geçiniyordun?

Barda müzik yapıyordum, sokakta geçimimi sağlıyordum ve çok farklı gruplarla çalıştım. Politik bir grubumuzda vardı, özgün müzik yapıyordum.  Sonrasında ‘Seritana’ karanlıktaki ışık anlamına gelen bir grup kurduk. Lazca müzik yapmaya başladık. Sert müzik yapıyorduk.
Uzaktasın ve oradaki insanlara kendi dilinden ve kendi yörenden şarkılar söylüyorsun,  bu çok güzel bir duyguydu…

-Grupla birlikte İstanbul’a mı geldin?

Gruptan iki arkadaşla İstanbul’a geldim. Grubu burada bir süre devam ettirdik ama eski sıcaklığını sağlayamadık. Ben gruptan ayrıldım. Sonra da solo müzik yaptım.
Grup çok zordu zaten, herkes farklı düşünüyor ve bir yerde ayrılıyorsun;  ben de kendi içimden gelenleri söylemek istedim. Kendi içimdekini de ‘Muço Pa’ya sakladım ve orada var ettim.

-Grupta olmak zor dedin ama senin için en zor yani neydi?
Soy isimim korkutuyordu beni. İnsanların ne düşündüğüyle ilgilenmiyorum ama bazen hakkımda yazılanlara bakıyorum, iyi niyetli olamayanlar var.

-Kazım Koyuncu’ya benzediğin için mi?

Taklit ediyor gibi düşünüyorlar belki…  Ama o benim abim, benzemek kadar normal bir şey yok. Benimde onlara söyleyeceğim şey abim hayatta olsaydı kendi yapardı bu güzelliği bana. Onlar bu meselelerle kafalarını yormasınlar. Severlerse dinlerler, sevmezlerse dinlemezler. Herkes severse bir sıkıntı vardır zaten, ama hainlik kötü bir şey. En yakınımızdaki insanda yapıyor bunları.

-Albümden sonra pek çok televizyon kanalına konuk oldun… Kazım Koyuncu adı da sıkça geçiyor, bundan rahatsız oluyor musun?
Kendimle ilgili pek çok şeyi silmiştim hafızamdan, ama şimdi albümle birlikte televizyonlara çıkıyoruz ve arka fonda abim var, abisini kullanıyormuş gibi hava yaratılıyor… Bu çok hoşuma gitmiyor. İnsanlar önce albümü dinlesinler…

-Kazım Koyuncu senin abin… Benzemek doğal değil mi? Onunla birlikte anılıyor olmak...
Gurur duyuyorum ama insanlar iyi niyetli değil. Zamanla anlayacaklarını umut ediyorum;  çünkü iyi iş yaparsan karşılığını mutlaka alıyorsun. Kimin kardeşi olursan ol, ayakta da kalıyorsun. Doğru şeyler yapmaya çalışıyorum, müzik yapıyorum, olduğum ve durduğum yer belli.  Tüm bu sürecin zamanla aşılacağını düşünüyorum.

-Ama sen bunun böyle olacağını tahmin ediyordun değil mi?
Biliyordum evet…  Ama şunu söylemek isterim, abim çok büyük bir insandı. Kendinden asla taviz vermedi. Ne bir programa, ne bir klibe ihtiyacı duymadan düzgünce yaşadı ve düzgün olarak müzik yaptı,  bunu bir Karadenizli olarak yaptı…

-Kazım Koyuncu gibi bir müzisyenin kardeşi olmak zor o halde?

Elbette… Ama onun gibi birinin kardeşi olmak gururcu verici. Kazım Koyuncu gibi bir insanın kardeşi olmak, o müzik yapsın ya da yapmasın, öyle birinin kardeşiyim ve ötesi yok…

-Sorumluluk hissediyor musun?

Sorumluluğum var ama ben insanlar gibi değerlendirmiyorum. İyi müzik yapmalıyım, onun gibi müzik yapmalıyım diye değil… Benim değerlendirdiğim şey ona  yakışır bir kardeş olmak. Müziği herkes yapıyor,  oysa insan olmak zor bir şey. Onun gibi insan olmak, onun sorumluluğu daha ağır basıyor bende.
Ben bir iş yaparken hiçbir yerde abimin adını kullanarak iş yapmadım.  Abimi çok sevdiğim için ben de kalsın istiyordum, insanlara abimle ilgili çok şey söylemedim, onunla olan ilişkimi de anlatmadım.  Çoğu zaman sahnede de bazı sanatçılar, solistler gibi abimin adını ağzıma almıyorum çünkü içimde derin yaşıyorum.
Okuğum bir şarkıda ben zaten abimi yaşıyorum,  bu bana yeter. Bazen gökleri gösteriyorum,  yıldızları gösteriyorum; abimin orada, o an o şarkıyı duyduğunu hissediyorum…

-Abini düşünerek söylediğin şarkı hangisi?

‘Muço Pa’ kendimi var ettiğim bir şarkı. Buna da abim çok sevinecekti zaten. Abimde yaşasaydı her halde çok beğenirdi…

-‘Muço Pa’ kendi yolunu bulmanda bir adım diyebilir miyiz?
Tabii. Zaten bir soru bu... Muço Pa! (Nasıl yapayım?) Sadece kendime değil tüm dünyaya, tüm insanlığa sorduğum bir soru. Çünkü yaşadığımız sıkıntılar var ve ne yapacağını bazen bilemiyorsun. Benim birikimimdi ‘Muço Pa’, yaşanmışlıklarımdı, Eskişehir’deki  hayatımdı…  Benim varoluş hikayemin başlangıcı belki de…

-Uzun yıllardır müzikle uğraşıyorsun ve çok fazla konserler verdin albümün olmadan... Albümü neden bu kadar geciktirdin?
Bana göre geç değildi. Biriktiriyordum. Sağlam işler yapmak istiyordum ayrıca. Yoksa albüm dediğiniz hemen çıkar. Birde hayatımın zor süreçleriydi, müzikle ilgileniyordum ama abimi kaybettim, abimi kaybettğimde mi albüm yapsaydım! Zaman ve süreç önemliydi.
Ne yapacağımı bilmek istiyordum, beklemek bir anlamda bilmekte…  O yüzden bekledim. Karar veriyorsun ve yapıyorsun. Kalıcı bir şeyler yapmak istiyorum,  nefesimi bırakmak istiyorum bu yer yüzüne… Öyle bir derdim var…
Kutu kutu

VİCDANIMLA HAREKET EDİYORUM

-Albümde derlemeler var, anonim türküler…

Daha fazla bestem var aslında ama bu albüme iki tane beste koyduk. Anonim şarkılara özen gösterdik ama bir yandan da anonimden beslenmediğimizi göstermek için kendi bestelerime de yer verdim.

-Müziğini nasıl tanımlıyorsun?
Albümü illa rock, otantik kavramlarla yapmadım. O şarkı ne hissettiriyorsa onu verdik.  ‘Muço Pa’ benim bestemdi ve sert olması gerekiyordu,  ‘Deli Bulut’ ise Karadeniz gibi olması lazımdı, akıcı, deli gibi özgür akmalıydı… Sevdiğim besteleri ve sevdiğim şarkıları koydum. Biraz daha evrensel düşündüm.

-Kendine baktığında hayatın neresindesin?
Kendime inanıyorum ben. Bu albüm olmasa da kendime olan inancımı hiçbir zaman kaybettim. İnsanların vicdanları çok önemli, vicdanına güvenen biriyim. Diyarbakır’da da konser verdim, birleştirici bir insan olmak istiyorum şarkılarımı söylerken,  alan alır almayan almaz. Ama ben bir laz olarak özgürce o sahnelerden şarkılar okumak istiyorum.

-Hem müzisyen hem de politik olduğunu düşünüyor musun?
Ben vicdanımla hareket ediyorum, buna ister politik derseniz, isterseniz  apolitik. Benim doğrularımla herkesin doğrusu aynı olmayabilir,  “siyasetin ne kadar içindesiniz” diyorlar bazen,  ben de siyasetin içersindeyiz ama siyasetçiler kadar kirli değiliz diyorum. Çünkü bakıyorsun hepsi kirli… Bir sanatçı, bir edebiyatçı o siyasetçilerden daha güçlüler. Onları herkes dinlemiyor ama bizim yaptığımız işi herkes dinliyor. Biz birleştirici insanlarız.
Tabii ki durduğum bir yer var, vicdanımda var. Her şeyden önce insanım…

-Nefes aldığın yer neresi?

Uzun zamandır nefes aldığımı düşünmüyorum. Yalnızlığa ihtiyacım var.

-Kaçış nerelere?
Uzun zamandır Hopa’ya gitme sevdası var… Hopa’ya gideceğim nefes almaya…
Bir kargaşa var hayatlarımızda, ertelediklerimiz var,  hep daha iyi olacak diyoruz, iyi olması gerekiyor ama bakıyorsun ki bazen çok şey değişiyor, bazen aynı şeyler…

-Zamana inanıyor musun, çözer mi bu kargaşayı?
Zaman hiçbir şeye çözüm değil, eğer sen istersen zaman çözer… Beklemek güzel bir şeydir ama bazen neyi bekleyeceğin önemli…

-Korkuların var mı?
Korkular var tabii ki… Ayakta kalma korkusu, doğru adım atma… Yanlış yapmaktan korkuyorum mesela… Yaşamla ilgili kaygılarım var.