Tiyatroyu tiyatrocular yönetir

|

Tiyatroyu tiyatrocular yönetir A Tiyatroyu tiyatrocular yönetir

BERFU AYDOĞAN
berfuaydogan@gmail.com


Türkiye’de sanata ve sanatçıya vurulan son darbe olan “tiyatrolarda özelleştirme” çalışmalarıyla ilgili hazırladığım röportaj serisinin son gününde, sinemadan ve televizyondan da tanıdığımız İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu oyuncusu Serdar Orçin ile konuştuk.

-Hepimizin bildiği gibi, Şehir Tiyatroları geçtiğimiz nisan ayından beri hükümete karşı hayatta kalma mücadelesi veriyor. Şehir Tiyatrosu sanatçıları da bu süreçte sessiz kalmayıp, seslerini gerek eylemlerde olsun, gerek Sanat Maratonu’nda olsun her fırsatta yükselttiler. Siz 10 yılı aşkın bir süredir bu kurumda çalışan biri olarak bu sürecin nasıl değerlendirildiğini düşünüyorsunuz?
Darbe niteliğinde bir yönetmelik değişikliği yapıldı. Hiçbir Şehir Tiyatrosu çalışanının asla kabul edemediği bir yönetmelikti bu. Biz de tepkimizi gösterdik. Ama şu ana kadar bundan gerçekçi bir sonuç alamadık. Biz susmadık ve susmaya da niyetimiz yok. Bu yönetmelik bizi boşlukta bıraktı; ayakları yere basan bir yönetmelik istiyoruz. Herkesin kafası karışık, bu yüzden geçtiğimiz dönemlerde yaptığımız eylemlerde birçok ağızdan çıkan söylemler derdimizi anlatmakta güçlük çekmemize neden oldu. Halkımız belki de derdi çok iyi anlayamadı. Belki insanlar, “bunlar az çalışıp çok para kazanmaya çalışan ve maaşlarını kurtarmak için uğraşan insanların yaygarası” gibi algıladı bu süreci. Bizim en büyük yaralanmamız da bu oldu. Bunun yanı sıra, bu yeni yönetmelik sadece Şehir Tiyatrosu çalışanlarının değil, tiyatro yapan hiç kimsenin kabul edemeyeceği bir yönetmelik. Biz bunun için ses çıkarıyoruz. Bu, yarın öbür gün sanatın öbür alanlarına da sirayet edecek bir yaklaşım. Çok kısa bir süre önce Tiyatro Platformu adı altında bir çalıştay yapıldı ve bir bildiri yayınlandı. Bu dünya standartlarında bir manifestodur. Biz dünyanın her yerinde olan bir şeyi talep ediyoruz. “Rağmen” açılış buluşmasının anlamı da biraz bu. Biz her şeye rağmen perdemizi açmaya devam edeceğiz, ama bütün bu yapılanlara boyun eğdiğimiz için perdelerimizi açmayacağız. Yine elimizden geldiğince taleplerimizin karşılanmasını isteyeceğiz.

-Siz bu örgütlenmenin neresinde duruyorsunuz?

Bu örgütlenmenin benim için birinci ayağı İŞTİSAN. Şimdiye kadar yaptığımız eylemlerde hep beraberdik ama yine de bireyseldik. Şimdi İŞTİSAN yönetim kurulu üyesiyim, dolayısıyla öncelikli durduğum yer orası, ama geçtiğimiz aylarda bir Tiyatro Platformu kuruldu, bu bence müthiş bir şey. Oradan yine müthiş bir manifesto çıktı. Manifestoda şunları söyledik: ”Uygar bir ülkede devletin sanata desteği insana yatırımdır, vazgeçilemez. Bilim ve sanat özgürdür. Çağdaş ve uygar devlet sanatın özgürce üretilmesini sağlar, ama sanatın nasıl olması gerektiğine karışmaz. Sanatın içeriği ve biçimi siyasal iktidarların günlük politikalarının konusu değildir, olamaz. Devletin, hükümetin ya da yerel yönetimlerin sanat kurum ve kuruluşları için sanat politikası oluşturması düşünülemez. Erk ancak siyasi iktidarın değişiminden etkilenmeyecek kalıcı yönetim politikası ile sanata özgür bir ortam yaratmakla yükümlüdür. Sanat ve kültür alanlarında destek, yandaş beslemeye dayanan bir yemliğe ya da ihale ve rant sürecine dönüştürülmemelidir. Sanat kurum ve kuruluşlarının belirleyeceği objektif kriterlerle destek oranları oluşturulmalıdır. Her bir tiyatro kendini yönetir. Davul sanatçının boynunda, tokmak siyasetçinin elinde durumu tiyatro için ölümdür. Tiyatroyu tiyatrocular yönetir.” Bu manifesto 11 maddeden oluşan ve dünya standartlarında bir manifestodur. Burada bu sonucu ortak bir akıl doğurmuştur, bunun altına herkes imzasını atar. Bizim derdimiz maaşımız elden gidiyor değil. Burada sanatçıların devletten bekledikleri söz konusudur, sadece ödenekli tiyatrolar için değil, özel tiyatrolar için de... Dünyanın en önemli gösteri merkezlerinde resimleri, heykelleri sergilenen sanatçılarımız var. Bu sanatçılarımızın nasıl ve neden destek görmesi gerektiğinin de bir manifestosu bu. Pazar günkü buluşmada da bunları anlattık.

-Pazar günkü Şehir Tiyatrosu sanatçılarının düzenlediği “rağmen” açılış buluşmasının ortak duruşu neydi? Hükümete karşı gözdağı olarak algılanabilir mi?
Aslında söylemek istediğimiz şey çok net. Alternatif olarak üretilen yönetmelik taslağının bir muhatap tarafından gerçekten kaale alınması. Şu anda birinci amaç bu. Gözdağı vermek İŞTİSAN’ın yol hareket planında yok. “Rağmen” açılış, aslında biraz da onların yönetmeliği altında susup çalışmayacağımız anlamına geliyor. 5 aylık bu dönemde Başbakan'a kadar giden bu meselede aslında muhatap Başbakan ya da Bakanlık değildir. Muhatabımız belediyedir ama henüz belediyeden herhangi biri gelip bize “Ne istiyorsunuz?” diye sormadı.

-Peki, sunulan bu alternatif yönetmelik bir eskiye dönüş çabası mı, yoksa kurumda eskiden ters giden bir şeyleri de düzeltmeye yönelik mi?

Tabi ki, başkası düşünülemez. Bu olaylar patlak vermeden de Şehir Tiyatroları’nın işleyişi iyi değildi. Bunların başında da eski yönetmeliğimizin işleyememesi geliyor. Nurullah Tuncer döneminden beri yönetmelik bir türlü değiştirilemiyor. Buna da bir çözüm üretmek istiyoruz. Hiç kimsenin eskiye dönmek istediğini zannetmiyorum. Şimdiki beklentimiz, illa ki bir şeyler yenilecekse o zaman dünya standartlarında bir şey yaratmak. Hiç memur alınmayacak mı bundan sonra? Tamam, alınmasın ama tiyatroyu da tiyatrocular yönetsin. Burası birilerinin sözünü söyleyen bir yere dönüşmesin. Buna engel olacak bir mekanizma oluşturulsun. Bu da ancak işi erbabına bırakırsak olur. “Niye bizde Necip Fazıllar oynanmıyor?” cümlesinin hiçbir açıklaması yok. Çünkü öyle bir şey yok. Şehir Tiyatroları’nda Türk yazarların oyunlarına sık sık yer verilmiştir.

-Tartışmaların ardından Devlet Tiyatroları’nın bu yıl Necip Fazıl Kısakürek’in 'Reis Bey' adlı oyununu repertuvarına almasına ne diyorsunuz? Şehir Tiyatroları’nda da bu yıl Necip Fazıl oyunları görebilir miyiz?
Beklentilerin açık açık konuşulmasında bir zarar görmüyorum. Gündelik politikadan da örnek vermek gerekirse, iktidar partisi “bize oy veren insanların hakları yeniyor, eğitim hakları ellerinden alınıyor, bu mu demokrasiden anladığınız” diyerek o şekilde yaşam süren insanların eğitim haklarını savundular. Birilerinin de böylece hayatları kolaylaştı. Bize “hep böyle oyunlar oynuyorsunuz, biraz da şöyle oyunlar koyun” denilse, bu bir taleptir. Bu da oturulup konuşulur, asgari müşterekte buluşulur. Evet, Şehir Tiyatrosu bir repertuvar tiyatrosudur ve yelpazesi çok geniş olmalıdır. Burada koyduğunuz oyunları her tiyatroda koyamazsınız. Doğal olarak Gaziosmanpaşa seyircisine de hitap etmek zorundasınız, Kadıköy seyircisine de, Ümraniye seyircisine de… Çünkü oralarda sahnelerimiz var. Ama ısmarlama oyunların olması korkunç bir şey olur. Yelpaze geniş tutulacaksa, onların “bu ne müstehcen oyun, böyle oyun mu olur” dedikleri oyun da oynanmalıdır. Birinin herhangi bir oyunu görme hakkını elinden alamazsınız. Sanat asla idare etmez. Sanatçının bir nedeni olmak zorundadır. Onların öngördüğü metinleri ele alırken de onların istediği gibi sahneye koymak diye bir şey söz konusu olamaz. Öyle bir şey olursa, bunu asla kabul edemeyiz. Bu, boyunduruk altına almak olur. Şu an önerdikleri yapıya göre de ihaleyle oyunlar, projeler satın olalınacak. İhaleye fesat karışırsa buna kim engel olacak? Birdenbire mağdurlar gücü ele geçirdiğinde bunu kötüye kullanırlarsa bu korkunç bir şey olur.

-Bu mücadele sürecinde Şehir Tiyatrosu sanatçıları Devlet Tiyatroları’ndan ve özel tiyatrolardan gerekli desteği alabildi mi? Sezon açıldıktan sonra bu desteğin “benim kafam nasıl olsa rahat” düşüncesiyle azalacağını düşünüyor musunuz?
Azalacağını kesinlikle söyleyemem. Asla yalnız bırakılmadık. Kurumdan olmayan birçok kişi bu süreçte bize destek verdi. Ama koşulların farklı olmasından, onların söylemleriyle bizim söylemlerimiz arasında ufak tefek farklılıklar olabilir. Ama İŞTİSAN’ın şu ana kadar olan tavrı çok netti ve toplanma da İŞTİSAN çevresinde oldu. Bu süreçte yalnız olmadığımızı anladık ama aynı zamanda ne kadar geç kaldığımızı da anladık. “Neden daha önce bu kadar sık bir araya gelmemişiz” fikri oluştu. Bizler ki “birlikten güç doğar” diyen ve oyunlarında çoksesliliği savunan insanlarız ama birlik için biraz geç kalmışız. Neden “devletin tiyatrosu olur mu?” sorusunu daha önce toplanıp birbirimize sormadık diye düşünmüyor değilim. Ortak akıl oluşturmakta her zaman fayda var. Bağırmak da artık bir çözüm değil. Ne istediğini çok doğru bir biçimde ifade etmek gerekiyor. Eylem de çok önemli bir özellik. Bu olaylar, yöntem oluşturmak konusunda bir vesile oldu. Bir araya gelmek, ortak bir akıl oluşturmak ve hukuksal olarak mücadele etmek gerekiyor. O zaman damıtılmış bir fikir ortaya çıkıyor.

-Başbakan Erdoğan’ın “artık despot aydın tavrıyla milleti aşağılama dönemi sona erdi” sözleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce geçmiş dönemlerde ödenekli tiyatroların halktan uzak, böyle bir elitist tavrı var mıydı?
Şehir Tiyatroları adına böyle bir fikre katılmak mümkün değil. Çünkü bizim geniş bir yelpazemiz vardır. Bazı beklentiler ve şikâyetler her zaman olabilir. Biz seyirciden her zaman katılımcı olmasını isteriz ve Şehir Tiyatrosu seyircisiyle çalışanı arasında bir ilişki, bir bağ vardır. Seyirci gelip “ben bu oyundan hiçbir şey anlamadım” diyebilir. Ama bu demek değildir ki o oyun hemen kaldırılmalıdır. Bir oyun Türkiye kültürü ve yaklaşımına uzak olabilir ama başka biri gelip de hiç bilmediği tarzda bir oyun izlemekten zevk aldığını söyleyebilir. Bu bir çoğunluk meselesi değil. Seyircinin düşüncelerini belirttiği bir sistem oluşturulabilir. Bir denetleme kurulu oluşturulur ve seyirci tepkilerini takip eder. Bir oyunun az seyircisi varsa kötü oyun, çok seyircisi varsa iyi oyun olduğu anlamına gelmez. Buna genel sanat yönetmeni karar verebilir. Zaten biz tutup da hiçbir zaman sadece çok ufak bir kesime hitap eden oyunlar yapmıyoruz. Bizde asgari müşterek gözetilir, fazla uçlara gidilmez. Ama sürekli dümdüz giden bir tiyatro olmak zorunda mıyız? Bir tarafını yavaştan ilerletmek gerekiyor. Zaten yurtdışına gidip buradaki oyunları eleştiriyoruz, “hâlâ bunları mı yapıyoruz” diye. Bu yüzden dünya tiyatrosunu takip etmek mecburiyetindeyiz.

-Siz Şehir Tiyatroları’nın dışında ekranda da, sinemada da iş yapan bir oyuncusunuz. Yeni yetişen konservatuvar öğrencilerinin, ödenekli tiyatrolara yapılan bu hükümet müdahalesi nedeniyle bundan sonra özel tiyatrolara ya da ekranlara doğru bir kayma yaşayacağını düşünüyor musunuz? Bu durum ödenekli tiyatroların kadrolarında çeşitliliğin azalmasına neden olur mu?
Yüzde yüz böyle bir kaygının içindeyim. Bu ortak kaygılarımızdan biri. Ödenekli tiyatrolar, konservatuvarlarda yetişen öğrencilerin mezun olduktan sonra çalışmak için başvurdukları ilk yerlerdir. Buralar bir fırsattır. Fakat buralar sadece tek bir düşüncenin temsilcisi olmaya başlarsa, konservatuvar öğrencilerinin de azalacağına yüzde yüz eminim. Televizyon piyasası zaten bu meslek hakkında pek fikri olmayan genç arkadaşlarımız için bir parlama alanı olmuşken, yarın öbür gün bu işin eğitimini alan insanların daha da azalacağını göreceğiz. Bu da bizim zaten zor olan mesleğimizi daha da karanlığa doğru götürür. Çünkü konservatuvarlar artık olmazsa olmazlarımız arasında. Üç beş yıl sonra bu kurumdan her birimiz elimizi ayağımızı çekmek durumunda kalırsak, konservatuvarlarda da bir tek tipleşme görülebilir. İsteyen herkes konservatuvarda okuma hakkına sahiptir ama kötü olan tek şey çeşitliliğin azalmazı olur.

-Peki, siz bu olumsuzluklardan sonra Şehir Tiyatroları’nda devam etmeyip mesleğinize sadece televizyonda ya da sinemada devam etmeyi düşünüyor musunuz?
Ben hep dışarıda birtakım işler yapma şansına sahip oldum. Şu anda bulunduğum yerden vazgeçmek ya da sonuna kadar mücadele etmeden gitmek niyetinde değilim, ta ki “buradan git” denilene kadar. Ben gözümü burada açtım. Bana “mesleğin nedir?” diye sorduklarında, oyuncuyum değil, tiyatrocuyum diyorum. Bu benim için vazgeçilmez bir şeydir. Ben kendimi şanslı hissediyorum çünkü bu kurumun dışında da çalışma fırsatları buldum. Bir gün vazgeçersem dışarıda da tiyatro yapmaya devam ederim.

-Bu süreç özel tiyatrolardaki çeşitliliği artırabilir mi?
Zaten bir çeşitlilik var ve çoğalacağını da düşünüyorum. Doğal bir özelleşmeye doğru gidiliyor böylece. Bundan sonra zaten ödenekli tiyatrolarda da daha fazla çeşitliliğe gitmek mümkün olabilir. Bizim niyetimizin eskiye dönmek olmadığını söylemiştim. Ekonomik anlamda dışarıda yapılamayacak ama daha kaliteli yapımlar olsun istiyoruz. Bugün artık yenilenmek gerekiyor, yani bir reform olacaksa bu yeniliğe doğru olsun. Bizim beklentimiz de tam olarak budur.