Şekerin söylediği...

|

Şekerin söylediği... A Şekerin söylediği...

Hikâye bir ‘favela’da, Rio de Janeiro’nun işçi mahallesi Bangu’da başlıyor, İstanbul Bahçelievler’de bitiyor. Şöyle: 1673’ten 1889’a kadar şeker kamışı üretilen Bangu’da 1890’dan itibaren pamuk üretimine geçilir. Sonraki 10 yılda peşpeşe açılan dokuma fabrikaları sayesinde ortaya dünyanın en perişan proleter mahallelerinden biri çıkar. Mahalle halkı o kadar yoksuldur ki, küçücük çocuklar bile fabrikada çalışmak zorundadır. Bu fabrikaların birinde çalışmak zorunda kalan altı yaşındaki bir kız çocuğu, tüm olumsuzluklara rağmen hayatta kalmayı başarır; evlenip beş çocuk doğurur.  Çocuklardan dördüncüsü, Jose, büyüdüğünde yazar olur ve 1967’de şu satırları yazar: “Annem hemen hemen doğduğu günden beri çalışmaktaydı. Altı yaşına geldiği sıralarda fabrika kurulunca onu işe sokmuşlar. Bir masaya oturtmuşlar; araçları temizleyip silmesi gerekiyormuş. Ama o kadar küçükmüş ki, tek başına aşağı inemediğinden, bulunduğu yerde altını ıslatıyormuş. Bu yüzden hiç okula gidememiş, okuma yazma öğrenememiş. Öyküsünü işittiğimde öylesine üzülmüştüm ki, şair ve bilgin olduğum zaman ona şiirlerimi okuyacağıma söz verdim.”

ZEZE'NİN VİCDANIYLA BAKMALI
Bu satırların bulunduğu kitabında Jose Mauro de Vasconcelos, çocukluğunun ayak izleriyle dolu o sefalet ortamından çıkarılabilecek ne kadar insanlık yükü varsa hepsini çıkarır; çok acı, çok neşeli, çok sevimli, çok karanlık ve fazlasıyla umutlu... Altı yaşındaki Jose (Zeze), çirkin olduğu için kimseciklerin çiçek vermediği iyi yürekli öğretmeni Bayan Cecilia’ya bir bahçeden çaldığı çiçeği verdikten sonra konuştuklarına bakın mesela: “’Ara sıra bana kremalı börek almam için para veriyorsunuz, değil mi?’/ ‘Sana her gün para verebilirim. Ama sen...’ / ‘Sizden her gün para alamam.’ / ‘Neden?’ / ‘Çünkü kahvaltı edecek parası olmayan başka çocuklar da var.’ Cebinden mendilini çıkardı ve kaçamak bir hareketle gözlerinde gezdirdi. ‘Corujinha’yı tanır mısınız?’ / ‘Kim bu Corujinha?’ / ‘Benim boyumdaki küçük zenci kız.Annesi saçını bir lastikle arkada toplayıp at kuyruğu gibi sallandırır.’ / ‘Anladım. Dorotilia mı?’ / ‘Evet efendim. Dorotilia benden de yoksul. Zenci ve çok yoksul olduğu için öbür çocuklar onunla oynamayı sevmiyorlar. O da hep bir köşede oturuyor. Bana aldığınız böreği onunla paylaşıyorum. ...Ara sıra, parayı bana verecek yerde ona verebilirsiniz. Annesi çamaşırcı ve on bir çocuğu var, hepsi de küçük. Anneannem Dindinha, biraz yardım olsun diye ona her cumartesi günü kara fasulye ve pirinç verir. Annem de, sahip olduğum en az şeyi bile benden yoksul olanlarla bölüşmeyi bana öğrettiğinden, böreğimi onunla paylaşıyorum.”

BAHÇELİEVLER'DE SÜREN HİKÂYE
Aradan 45 yıl geçer; Bangu’da yaşananların hikâye edildiği kitap, İstanbul Bahçelievler’de bir okulun 7. sınıfına ulaşır. Sonra gazetelerde şöyle bir haber yayımlanır: “Velilerden biri, kitabı okuduğunu ve şok olduğunu belirterek kitabın Türk örf ve ananelerine aykırı içeriğe sahip olduğunu, birçok argo sözcük ve küfür içerdiğini belirterek öğretmen hakkında soruşturma açılmasını istedi. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü de öğretmen hakkında kitabı neden tavsiye ettiği ile ilgili olarak soruşturma açtı.”
“Hak ettiğiniz gibi yönetilirsiniz” sözünü bir kez daha doğrulamak isteyen öğrenci velisi belli ki kitabın başlangıcında geçen bazı sözcüklere –‘boktan’, ‘kafadan çatlak’, ‘moruk’...- takılmış, sonrasını okumaya gerek duymamış, yukarıdaki ‘vicdan’ satırlarını hiç görmemiştir bile... Yok eğer görmüşse ve hâlâ ‘Türk örf ve ananelerine aykırı içerik’ten söz ediyorsa, ‘vay halimize!’dir...
Hikâye işçi mahallesi Bangu’da başlıyor, Bahçelievler’de bitiyor demiştim ya, aslında yeni başlıyor: Birkaç dakikanızı ayırıp behiyenevhizisil.k12.tr adresinden, büyük olasılıkla aralarında Şeker Portakalı’nı yasaklatmak isteyen velinin çocuğunun da bulunduğu sınıf fotoğraflarına mutlaka bakmalısınız; artistik pozlar vermiş şirin veletlerin her birindeki Zeze potansiyelini göreceksiniz.


UĞUR KUTAY