'Sistemi beğenmiyorsan yok etmek için altına dinamit koyma, sırtına çık'

|

A

CANAN AYDIN/BİRGÜN

ÖMRÜNÜ TÜRKİYE SİNEMASINA  ADAMIŞ SANATÇI KADİR İNANIR
Sistemi beğenmiyorsan yok etmek için  altına dinamit koyma, sırtına çık


Yaşamak için sistemin içerisinde olmak zorunda olabiliyoruz. Tamam ben kendi adıma kenara çekilip o hayatın içerisinde böylece yaşayayım. Peki sorumlu olduğum insanlar ne olacak! Okuyanlar ne olacak! Geçim nafakasını sağladıkların ne olacak!. Hiç öyle bakmıyorsunuz ki!. Kimse gidip de o kapitalizmin vahşi yapısına kendisini şehit etmiş falan değil.


 » Yeşilçam sinemasının ruhunu taşıyan ‘Elveda Katya’ filminde Yunus Kaptan karakteriyle karşımıza çıktınız. Aslında sizi hep keskin, sözü fazlasıyla geçen karakterlerde gördük. Ancak Yunus Kaptan biraz korkak, biraz içine kapanık…
Korkak değil.  O, üstüne giydiği son elbisenin, son biçimin kıskacı içerisinde kıvranan bir adam. Hele adının başına bir de ‘Hacı’ kavramı eklendiğinde! Bizim toplumumuzda ‘hacı’ unvanı aldıktan sonra insanlar bir yaşam biçiminin içine girer ve yeni bir hayatın kıskacında yaşar.

» Film gerçek bir yaşam hikâyesinden esinlenilerek kaleme alınmış…
Toplumun değer yargılarını düşünün; ‘Hacı şunu yapmaz, Hacı bunu yemez, Hacı şunu içmez...” Çünkü Hacı artık kendisini mensubu olduğu İslam dininin payelerinden birini edinmiş. Halbuki çağdaş dünyayı savunan, hacca gitmiş, hacı olmanın koyduğu geleneksel kavramları reddeden, var olan değerlere kendi bilinciyle yaklaşımda bulunan hacılar da var. Yunus Kaptan, o çevrede yetişmiş, o dünyanın içinde kıvranan bir hacı ve her istediğini yapamıyor. Halbuki Yunus Kaptan’ın gençliğinde gelişmeye çok açık biri. Evli barklı, çocukları olan biri ama gittiği yerde bir başka kadınla ilişkisi var. Bu şekilde baktığımızda, benim bu filmde canlandırdığım karakter gerçekten yaşayan bir karakter. Hacca gitmiş birçok insan isminin veya soy isminin yanına Hacı sıfatını ekliyor. Babam da Karadeniz’in ünlü eşkıyalarındandı ve ömrünün sonuna doğru hacca gitti. Hacca gittikten ve Hacı Mehmet olduktan sonra başka bir adam oldu.

» Siz aslında çok seçicisiniz. Ancak bu senaryoyu okuyup bir saat içinde karar vermişsiniz… Neydi sizi böyle etkileyen?
“Hadi film yapalım” diye film yapmam… Bir filme evet demem için filmin içerisinde savunduğum değerler olmalı. Savunduğum değerleri barındırmalı derken içindeki karakter ya da filmin anlatacağı dert mutlaka kitleleri ilgilendiren, geri kalmışlığın fotoğraflarını açığa çıkaracak, onları tartıştıran bir hikâyesi olması gerekiyor. Filmin bir dili, bir söylemi olması gerekiyor. Bu güne kadar doğru işler yapmışım ki; sen benimle röportaj yapıyorsun.

» Geçtiğimiz yıl 60-70 civarı film çekildi ama o filmlerin on katı Elveda Katya haberi yapıldı. Sizin etkiniz oldukça fazla…
Aslında filmle  ilgili pek konuşmak istemiyorum. Kolektif bir iş olduğu halde hepsini benim sırtıma yıkıldı. Bu  durum beni yordu. Bir  filmde üzerime bu kadar sorumluluk almak, bu kadar sorunun muhatabı olmak benim filmin sahibiymişim gibi  algılanmama sebep oluyor. Halbuki ben bu filmin yapımcısı da yönetmeni de değilim. Şimdi vizyonda ve Anadolu’nun belli yerlerinde vizyona girdi.  Türkiye’deki gösterimin  ardından  Almanya’da, Orta Asya’da da film vizyona girecek. Bütün  bunların ardından filmin rakamsal  değeri belirlenecek.  Aslında film anlattığı konu itibariyle kitlelere ne kadar ulaşmış, gerçek başarısı ne kadar o zaman ortaya çıkacak. Ancak şöyle bir detayda var ki bu filmi çekenlerin parası bitti ve gazetelere ilan veremediler… Bu çok önemli…

» Sizin sinematografinize baktığımızda 72. Koğuş, Tatar Ramazan, Karılar Koğuşu gibi filmlerin gücü biraz da edebiyatla olan akrabalığından mı geliyor?
Öncelikle dünyada benim kadar hapishane filmi çekmiş bir aktör daha yoktur. Bazen espri yapıyorum; Bir gün bir suç işlersem orada yatacağım cezayı yattım derim... Sinema okullarında okuyan bütün talebelere ağırlıklı olarak yazın bölümünü seçin önerisinde bulunuyorum. Çünkü bu yazın meselesini hallettikten sonra diğer kolları da halledersiniz. İyi bir senarist iyi bir yönetmen de iyi bir oyuncu da olabilir. Kimi zaman tiyatrocularla tartışmalar olur. Tamam tiyatro önemli bir sanat dalı bunu tabii ki kabul ediyorum. Ancak tiyatro salonunda en arkada izleyen  seyirciyle ön sıradaki seyirci arasında fark var. Oyuncu sahnede ağlarken arka taraftaki seyircinin o gözü görme şansı yok.. Bir sinema filmiyle toplumun değerlerini değiştirebilirsiniz. Yıkarsınız, tartışırsınız, o kadar büyük sanattır sinema. Örneğin şuanda vizyonda ‘Tepenin Ardı’ diye bir film var. Filmi 11 bin kişi izlemiş. Ben inanıyorum ki o filmi 11 milyon kişi izleyecek. Onun için şimdiden ticari değerlendirme yapmak doğru değil. O yüzdende Elveda Katya filmi insanlık tarihi yaşadığı müddetçe var olacak.

» Tiyatro sahnesinde hiç olmadınız?

İyi bir proje olduğu taktirde hala olabilirim. Hatta iyi bir projeyle tiyatroda da yer almayı çok isterim.

» Siz Anadolu topraklarını biliyorsunuz ve birçok filminizi de o bölgede  çektiniz. Bugünün oyuncuları çok kentli duruyor ne dersiniz?
Büyük bir performansın diyalektiğini kötü yaptığınız zaman sıfır olabilir. Karakteri başarılı kılmanın en önemli faktörlerinden birisidir bu. Türkiye’de hikâyelerin çatışması kırsal kesim ile soylukent arasındaki çatışmadan doğar genellikte; alttakiler ile üsttekiler, ezilen ile ezen, sömüren ile sömürülen… Öyle dünyada da çok farklı hikayeler yoktur. Kırsal kesimi iyi bilen yönetmen, kırsal kesim filmlerini iyi yapıyor. İşte bu her ikisini de becerene iyi yönetmen deniyor. Trabzon’da Elveda Katya’da yaptığım Trabzon diyalogu çok başarılı çünkü bizim evin dili buydu. Ben filmlerimde Doğu şivesini, Ege şivesini yaptım. O bölgelerde çok film yaptım ve ben halktan hiç kopmadım. İyi oyunculuğu da besleyen şey de bu. Bir karakteri araştırırken tam yerine gitmene de gerek yok. Zaten hepsinden İstanbul’da… Sen köyde tarlada ırgatı oynuyorsun bir tane köy görmemişsin...

» 1986’da kaçakçıları anlatan ‘Katırcılar’ adlı bir film yaptınız. Yıl 2012 Roboski diye bir katliam yaşandı…
26 yıl önce Roboski katliamının filmini yapmışız. Bizim evde bir yıl boyunca bu konuşuldu. Cuma günü katliamın yıl dönümüydü. Bir yıl boyuncu katırcılar, kaçakçılar lafı geçti. Ama ‘Katırcılar’ filmi kimsenin aklına gelmedi. Bingöl, Genç, Kiğılı, Karakoçan, Karlıova’da insanların nasıl yaşadığını sinemayla anlattık. Katırcılar, bizim dağlarımızın, bizim insanımızın hikâyesidir dedik. Kimse ‘Katırcılar’ filmini aklına bile getirmedi. Hafızası kaybolmuş bir toplumuz. Erdal Eren’in nasıl suçlandığını anlatan ‘Son Cellat’ filmini yaptık kimse seyretmedi.

» Neden izlenmediler sizce?
Ben nedenini sana soruyorum. Bu toplum hafızasını yitiriyor. O acıları tekrar yaşamak istemiyor diye bir anlamsız savunmanın içerisine giren de var. Biz bu gerçekleri yeni nesillere gösteremezsek bu toplum nerelerden geçmiş nasıl acılardan geçmiş... Kişiliksiz, kimliksiz bir toplum yaratmazlarsa sistemlerini nasıl kurup düzenlerini yürütecekler? Biz nasıl kıskaca alındıysak, o kıskaçtan kurtulmamızın da kavgasını vermemiz gerekiyor.

» ’Katırcılar’da oynadınız, sosyolojiyi biliyorsunuz, üstünü üstelik bir de gazeteci kimliğiniz var. Sizce bir yıl geçmesine rağmen hâlâ Roboski katliamının sorumluları neden bulunmadı?
Irak sınırından Adana’ya kadar her yüz metrede bir benzin istasyonu var. Bunu yok saymamak lazım… Mazot kaçakçılığından, sigara kaçakçılığına bir sürü yasak olmasına rağmen Doğu’da halk ekonomik kıskaç altında fazla inlemesin diye bir sürü şeye göz yumuluyor. Bu yeni bir şey değil. O çocuklar katırlarla kaçakçılığı bugün mü yapıyorlardı! Hayır tabii ki. Buna devlet kendi göz yumarken bu gerçeği kimse inkar edemez.
Sonuçlanacak. Tarihten hiçbir şey kurtulmaz. Yeter ki yalan söyleyen tarih utansın. Burada büyük bir hata var. Bir yanlış saptama ve büyük bir hatalı operasyon var. İnsanlar çok şey istemiyor kardeşlik için bir özür. Şimdi dilemezsin, sonra dileyeceksin. Tarih o özrü diletecek sana…

» Mertliğin, cesaretin, onurun, zulme başkaldırının adı ‘Tatar Ramazan’ oldu. Toplumun bu karakteri sevmesindeki asıl neden kendine bir kurtarıcı mı tayin etmek?

Kerim Korcan’ın bir romanı. O hapishanede Türkiye’yi kurdu aslında. Düzenin ve sistemin nasıl yürüdüğünü hapishanede anlattı. İnsanlar yazılı hukuk kurallarına sığınamıyorsa doğal hukuk kuralları başlar. Sel, afet, deprem gibi. Ama birisi de var ki, yanmış zaten; “Ben bu oyunu bozarım” diyor. Bir birey olarak bir şey yapılamaz belki ama kitle önemli...

» ‘Yaban’ karakteri var mesala. Doğaya yakın, parayı iplemeyen... Bu karakter biraz hafife mi alındı?

‘Yaban’ filmini o kadar ciddiye almıyorum. Öyle üzerinde uzun uzun tartışacağım bir film değil ki. O şehirli züppe kendine küsmüş bir adaya yerleşmiş. Onun öyle sosyolojik bir yapısı yok. Arkasında savunduğu bir değer yok ki kendi iç sorunlarıyla uğraşan sıkıntıları olan bir karakter. Benim sinematografimde ticari başarısı dışında hiçbir özelliği yok.

» Şöyle sorayım. Siz bir benzin istasyonu reklamında oynadınız, Erkin Koray, Tuncel Kurtiz, Müslüm Gürses… Yıllarını sanatına vermiş yaşamla belli bir bağ kurmuş sanatçılar…
Bu soruyu şöyle sorsan daha doğru olurdu. “Senin çok büyük paran vardı bunlara mı ihtiyaç duyuyorsun?” dersen. Ama senin sorumlulukların varsa, belli bir parayı belli bir yerlere harcamak zorundaysan sorumluluk altında bir sürü insanla ilişkiliysen orada paraya ihtiyaç var. Olduğu kadarına ihtiyaç var. Benim  binlerce arsam mı var? Benim  birikmiş binlerce param mı var da bu soruyu bana soruyorsun. Yaşamak için sistemin içerisinde olmak zorunda olabiliyoruz. Tamam ben kendi adıma kenara çekilip o hayatın içerisinde böylece yaşayayım. Peki sorumlu olduğum insanlar ne olacak! Okuyanlar ne olacak! Geçim nafakasını sağladıkların ne olacak!. Hiç öyle bakmıyorsunuz ki!. Kimse gidip de o kapitalizmin vahşi yapısına kendisini şehit etmiş falan değil.

» Var olan sistemi lehinize çeviriyorsunuz yani?

Gayet tabii... Mesela örnek vereyim ben bir senaryo buldum. Yapımcı dedi ki;  ‘Bu biraz komünizm kokuyor. Bu sol kokuyor. Ben böyle filmler yapmam”.

» Kim dedi?
Hepsi. Bana da ihtiyaçları var. Ben de “Ben sizin dediğiniz filmde oynarım ama bu filmi de yaparsanız” dedim ve bile bile sevmediğim o kötü filmleri yaparken, o kült filmlerin de yapılmasını sağladım. Yani sistemi beğenmiyorsan yok etmek için altına dinamit koyma, sırtına çık.

»  Ülkede bu kadar kutuplaşma yaşanırken sanata ve sanatçıya dair söylemlere nasıl bakıyorsunuz. Ülke gündemine dair neler söylemek istersiniz?

Diyorlar ki; sen niye ilgileniyorsun bu işlerle. Ben ilgilenmeyeceğim de kim ilgilenecek. Benim işim bu. Ben bir sanatçıyım, bu ülkenin bir sanatçısıyım. Sanatçı muhalefette olacak. Sanatçı hiçbir şeyi beğenmeyen adamdır. En güzel şeyi önüne koyarsan o an sana teşekkür eder ama hep kuşkuyla bakar daha iyisi var mı diye? Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan hayatın gerçeğini görmeden yaşayamazsın bu ülkede. Buradan büyük şehirlerdeki göç keyif için mi? Buradaki insanların çalışan çocukların yattıkları yerleri bir görseniz. Bu insanlar eğer gerçekleri görüp bütünleşirse, üzerinde oynanan bu acı oyunun farkına varırlarsa sen gör o zaman.


***

‘Her Cumartesi analarımız ağlasın‘ olacak iş mi?

»Cumartesi anneleri sizde nasıl duygular uyandırıyor?
Ahh onlar benim annelerim. İnsanlık  tarihine sayfa olarak yansıdılar.  Yani şimdi biz ne diyoruz; çağdaş bir ülke olacağız, dünya ülkeleri arasında parlayacağız. Cumartesi günü analarımız ağlasın! Bu ikisi odlumu hiç… İbrahim Kaypakkaya’nın annesi emniyetten izin alıp cenazesine gidiyor, yazıklar olsun. Dünyanın hiçbir yerinde olmaz böyle bir şey. İşte bu gerçekler bir bir ortadan kalkacak ve biz özgürlüğümüze mutlaka birgün mutluluğumuza kavuşacağız. Bu umudumuzu yitirirsek insanlığımızı da yitirmiş oluruz.

***

Tutuklu gazetecilere selam olsun!

»Dışarıdaki gazeteciler olarak cezaevindeki gazeteciler için bir kampanya başlattık… Siz kısmen de olsa meslektaşlarınıza ne söylemek istersiniz?

Röportajın bütününde anlatmak  istediğim; Özgürlüğün olmadığı yerde yaşamın da tadı yoktur. İnsanların bilgi birikimini yükselten insanlar dünyanın bütün gerçeklerini anlatan bir  mesleğin savunucuları  sadece fikirlerinden dolayı içerde çürüyorlarsa, bunun karşısındayım. İçerideki gazeteci arkadaşlarıma da selam olsun!!!

***

‘Haksızlığa karşı çıkan gençler sokağa çıkacak’

» Her fırsatta devrimcilerden umutlu olduğunuzu söylüyorsunuz… Bu umudunuzun kaynağı nedir?

Eğer umudumuzu yitirirsek yaşamımızın da bir anlamı kalmaz. Bütün bu olumsuzluklar bir gün açığa  çıkacak ve olumsuzlukları ortadan kaldırmak için o gençlerimiz sokağa çıkacak. Ben sokağa çıkacaklar derken katliam olsun falan demiyorum. İnsan olarak asla böyle bir şey düşünmem. Ama gençler seslerini yükseltecekler. Bu gerçeği de herkes görecek. Biz geçip gidiyoruz bu dünyadan. Belki biz göremeyeceğiz Bu ülkenin gençlerine bir 12 Eylül daha yaşatamazsınız. Bu gerçeği görmeyip de kış uykusuna yatanlar ülkenin geriye, karanlığa itilmesine göz yumanlar çok acı gerçeklerle karşılaşacaklar. Hem vicdanen hem de yaptıkları hataların  gerçeğe yansıması olarak büyük  faturalar ödeyecekler. İnsanlık tarihi boyunca bu böyle olmuştur. Belki zaman istiyor, biz göremeyeceğiz. Bizim tüm derdimiz ya biz de görelim, gözlerimiz  açık gitmesin.  Bu kadar sefalet, yoksulluk, adaletsizlik olmasın  diye çırpınıyoruz.  Göz göre göre cinayet işleniyor bu ülkede.