'Bilseydik hamam sahnelerini paltoyla çekerdik'

|

A

CANAN AYDIN/BİRGÜN

Yeşilçam’ın kült filmlerinde gösterdiği performanslarla, belki de bir ülkenin seyir defterine adını yazdırdı. Her dönemde en çok izlenen filmlerin kadın kahramanıydı o. Dünya değişirken, iktidarlar değişirken bir şey değişmiyordu; kaç kuşak sonra güldüğümüz Ayşen Gruda. Belki de biraz bundan yakınıyordu: “Artık yok! Boz kendini” diyor.
Gruda, "Güzellik göreceli bir kavramsa, sanatta estetik olan herkesin beğendiği hokka ağız hokka burun değildir; farklılıktır" diyor.
Kendi kalıplarından, sanatın girdiği kalıplardan çıkıp her dönem için sanatçı kalabilen, yalnızca Yeşilçam’ın değil 21. yüzyılın da kadın kahramanı ve sanatçısı Ayşen Gruda. Sanatı bütünlüğüyle ifade etmekten geri durmuyor. Siyasetin sanatla iç içeliğini vurguluyor. "Benim işim bu. Bunu bilmek zorundayım" diyerek, toplumun ne yaşadığını bilmeden kahramanımız olamayacağını da sözlerine eklemekten geri kalmıyor.
“Bizim topraklarımız engebeli” diyor Gruda, yıllardır bu engebeli sarp topraklar üzerinde “oh be” demeden yaşamanın zorluklarıyla baş ediyor; kimi zaman tek başına bir insanın kimi zaman sanatçı duyarlılığıyla...

»Yeşilçam sinemasında rol paylaşımına baktığımızda öyle başrol diyebileceğimiz bir  durum söz konusu değil. Ancak bugün bu keskin çizgilerle ayrıldı. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet festivallerde 'Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’ diye bir kategori var. Çok gülüyorum buna. Oyuncu oyuncudur. Kime yardım etti, neye yardımcı oldu. Ben kimsenin hizmetinde çalışmadım. Oyuncular bunu sorgulasın. Mesela telif haklarında da 'komşu hakkı' diye bir madde var. Hani ben komşu günlerine gidiyorum ya sık sık o yüzden de 'komşu hakkı' olarak geçiyor.
"Bu kadın bu karakterleri oynadı ben de bunları televizyonda oynatıyorum. Araya da paha biçilmez  reklamlar alıyorum. Bu kadının cebinden para araklıyorum, beş kuruş para vermiyorum" demeye korkuyorlar da “komşu hakkı” diyorlar. Böyle bir şey var mı? Ben yardımcı oyuncu değilim. Oyuncuyum. Kimsenin hizmetinde değilim. O-yun-cu-yum...

»Toplumun hafızasına kazınmanızı neye bağlıyorsunuz?

Samimi, sempatik bir insanım. Doğruları söylüyorum. Bir şey söylerken espri yaparken altında mutlaka bir şey öğretiyorum.
 
»Yeşilçam filmlerine baktığımızda ona akraba bağımsız sinema var. Ancak nedense aynı ilgiyi görmüyor!

Bu benim tez konum. Neden hep aynı şeyleri seyrediyoruz hakikaten bilmiyorum. Çocuklar hep aynı masalı dinliyor. O masalda bir kelimeyi unutursanız, öyle aşinalar ki "şurayı atladın" diyorlar. Bunu herhalde halk bilimcilere, sosyologlara sormak lazım. Neden hep aynı şeyleri seyrediyoruz?

»Bugün komedi dalında çok kadın oyuncu göremiyoruz; nasıl yorumluyorsunuz?

Kadınlara sormak lazım. Kendilerini bozamıyorlar sanırım. Güzel kadınların güzellik takıntıları vardır ya. Güzellik göreceli bir şey. Öyle ağzın burnun hokka diye güzel değilsindir. Farklı olmak lazım. Ayrıca ataerkil bir toplum olmamızdan dolayı fazla fırsat tanımıyor.
 
»Aslında o dönem çekilen filmler her ne kadar kentlerde çekilse de anlattığı meseleler, oyuncular çok kentli durmuyordu...
Çünkü; mahalleler bitti, sokaklar bitti. Bakkal amca gitti, bekçi amca gitti.  Başka bir hayat var. Örneğin bir öğrencim Ermeni bir karakteri oynamaya kalktı. Laz’dan çıktı. Ermeni görmedi, konuşmasını duymadı ki. Ortak yaşam alanlarımız artık yok. Bambaşka şehirlerde yaşıyoruz.

»Dediğiniz gibi bu ülkenin çocukları sizin filmlerinizle büyüdü. Bu filmlerle birlikte güldük, hüzünlendik. Ancak artık ortak duygularımızı kaybettik.
Bunu gerçekten anlamak mümkün değil. Bu toplum bilimcilerin görevi; onlara sormak lazım. Bunun nedenlerini ben bilmiyorum. Yanlış bir şey de söylemek istemiyorum. Bu şimdi ahkam kesmek olur, bu da iyi olmaz. Sanatçı toplumu alıp öyle bir yere götürmez. O eserini yapar ortaya koyar, sen yorumlarsın. Nereye gidersen gidersin.

»Gündemi takip ettiğiniz açık...

İşim bu. Bunu bilmek zorundayım. Ben çıkıp oyun oynarken bunu bilmedim mi gözümden anlar seyirci. O yüzden de halkın sorunlarına yabancılaşmamak lazım. Bu kadın bir şey bilmiyor, çıkmış oynuyor öyle derler. Toplumun ne yaşadığını bileceğim ki oynayacağım.

»Barış süreciyle ilgili açıklamalar yaptınız. Mağaraya gidip o insanları ikna edebileceğinizi söylediniz peki bu hafta Sinop’ta yaşananlar için bir şey söylemek ister misiniz? Ya da Sinop’takileri de ikna edebilir misiniz?

Ütopik bir laftı ama ben onu söyledim. Anlayanlar anlamayanlara anlatsın. Hele o gün gelsin, konuşuruz. Şu barış ortamında yine durumu elimize, yüzümüze, gözümüze bulaştırmak üzereyiz. Parlamenterlerin konuşmalarından başlayarak herkese itidal tavsiye ediyorum. Sen, ben, o yok. Biz varız. Herkes şapkasını önüne koysun ve düşünsün, lütfen... Başbakan dedi ki “Barış zordur, savaş kolaydır” kavga ederek hiçbir şey olmaz.

»Başbakan her gün bir başka konuda açıklama yapıyor. Bu açıklamaların tümünü referans alıyor musunuz?
Ben bunu duyarım. Duymak istediğim buydu. Şu anda duymak istediğim bu.

»O zaman sadece duymak istediklerimizi duyalım diyorsunuz?

Evet şu an için öyle. Emine Erdoğan çıkıp “Anneler yapacak” diyor. Ben de aynı şeyi içimden geçiriyorum. Ben bunu duyarım. Kişilerin değil söylenenlerin önemli olduğu günlerdeyiz bence.


***

“Bilseydik o sahneyi paltoyla çekerdik”

»Bu toplumun geçtiği tüm süreçlere şahitsiniz. Kendinizi özgür hissediyor musunuz?

Evet hissediyorum. Bunları konuşmamdan belli değil mi? Doğdum, bu yaşa geldim bu çalkantılar bitmedi. Hiçbir gün “oh bee” demedik. Bizim topraklarımız engebeli. Onun için böyle. Biz buna göre yaşıyoruz.

»Siz kendinizi özgür hissediyorsunuz ancak sizin de rol aldığınız ‘Tosun Paşa’ gibi kült bir filmin hamam sahneleri TRT tarafından sansürlendi.
Bilseydik paltoyla çekerdik o sahneleri. Hamam sahnelerini ne bilelim. Memnun olacaklarsa paltoyla çekerdik. Bu ülkede sanat kimsenin umurunda bile değil. Hiç ihtiyaç değil ki bu ülkede sanat. Bir avuç insan “akşam olsa da dizi seyretsek” mantığıyla yaşıyor. Düşünün “Anne Yaprak Dökümü’nün kitabı çıkmış” diyen çocuklar var.


***

“Hiç kimse Van Gogh’a bakarak kulağını kesmedi”


»Son dönemde sanat dünyası üzerine sanatçıların dışında herkes söz sahibi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Mesela ‘muhafazakâr sanat’ diye bir kavram ortaya atıldı.

Sanat öyle kalıpların içine alınamaz. Sanat, estetik kaygılar güderek abartmak, uçmak gibi bir şeydir. İstiyorlarsa ‘muhafazakâr sanat’ yapsınlar ne demekse o..

»Metin Belgin’in yönettiği ensesti konu alan ‘Çirkin’ adlı bir oyun var. Oyun seyirci de dahil tepkilere neden oldu... Kitaplar sansürlendi mesela!!
Şimdi hiçbir şeyi yasaklayamazsınız. Bir zaman da Nâzım Hikmet yasaktı. Ama hepimiz Nâzım Hikmet okuduk. O kitaptan haberi olmayan çocuklar bile artık haberdardır “Şeker Portakalı’ndan mesela. Daha da çok ilgisini çeker. Eve de karışamazsın ya. Evinde okur. Oyun konusuna gelirsek, 'La Luna' diye bir film var Bernardo Bertolucci’nin; ne olacak? Sanat, olumsuz bir durum varsa ve eğer onu ele alırsa, olumsuzluk azalır. Sanatın daha iyiye götürmek gibi bir görevi vardır. Hollanda’da kimse  Van Gogh'a bakarak kulağını kesmedi!

»Bu kadar sorunlu bir coğrafya ve üstüne üstelik bir önceki günün haberleri bir sonraki günü dövüyor. Kime sorsanız dünya değişiyor, ya biz?

İşte tamam; sen değişmedin ama! Eğitim değil artık öğrenim şart. Eğitimi zaten doğduğun gün annenden alıyorsun. Okula gidiyorsun alıyorsun, sokak sana öğretiyor. Onlar tamam ama öğrenim şart.