25 yıl sonra her şeye rağmen ‘Umut’

|

25 yıl sonra her şeye rağmen ‘Umut’ A 25 yıl sonra her şeye rağmen ‘Umut’

CANAN AYDIN/BİRGÜN

Biz dinleyiciyle beraber çok karanlık dönemlerden geçtik diyor’.  Evet, Türkiye’nin en buhranlı dönemine denk geliyor onun müziği. Onu ve kendisi gibi muhalif sanatçıların yasaklandığı, çalınmadığı söylenmediği dönemlerde dişiyle tırnağıyla ve direnç azmiyle söylüyordu Anadolu’nun ve dünya halklarının türkülerini. En zor zamanlarda bile dayanışmacı ruhunu kaybetmediğini söylüyordu. Sokaklar, meydanlar ocağı tüten evler gibiydi onun için. Cafcaflı platformların sesi değildi o; nerede grev çadırı, nerede bir üniversite meydanı, kürsüsüz aynı hizadan geleceğe inançla bakan insanlarla haykırıyordu türkülerini.  Tam 25 yıldır haykırıyor.
25 yıllık sanat ve mücadele yaşamına yeni albümü ‘umut’ ile devam ediyor İlkay Akkaya. Bu albüm bir ‘umut’ değil ama her şeye rağmen ‘umut’u simgeliyor diyor. Albümde Roboski Katliamı için Hrant Dink suikasti için okunmuş türkülerle diri tutuyor yaralarımızı. Unutmanın, geçmişe bir sünger çekmenin ihanet olduğunun altını çiziyor buğulu sesiyle. Mücadelenin tam göbeğinde türküleriyle sesiyle sözüyle yer alıyor. Herkes bir işin ucundan tutuyor bu dünyada ben de müzikle tutunuyorum hayata diyor ve tam 25 yıldır yaptığı gibi yeniden örgütlüyor tutunduğu dalın filizlerini…


Ve anlatıyor İlkay Akkaya 25 yılı ve ‘Umut’u…


>>>Müzik yaşamınızda 25 yılı geride bıraktınız. Şöyle bir geriye baktığınızda müzikte ve dinleyicide meydana gelen değişimleri nasıl yorumluyorsunuz?
Müzik ve toplum ikisi de birbirinin içinde ama yine de ayrı değerlendirmek gerekir sanırım. Müzikteki en temel değişim kitlelere ulaşma araçlarında meydana gelen büyük değişiklikler. Önceden kasetler vardı ve ardından ise CDler geldi. Ondan sonra DVD’ler ve  mp3’ler çıktı karşımıza. Şimdi ise çoğunlukla internetten indiriyorlar.
Biz CD'lerin ilk çıktığı döneme denk geldik. Gerçi iletişim araçlarındaki değişim bizim açımızdan çok büyük farklar yaratmadı. Çünkü bizim müziğimizi dinleyen kitleler ya öğrenciler ya da toplumun ekonomik olarak çok güçlü olmadığı kesim. Örneğin kasetlerin olduğu dönemde bir öğrenci evine bir kaset alınır diğer öğrenciler ise kolektif şekilde başka bir kaset üzerine kayıt yaparak çoğaltırlardı ama tabii albümlerin tiraj kaybını da göz ardı edemeyiz. Bundan sonra artık dijital alanda dönecek gibi görünüyor olay.
Onun dışında dinleyiciye baktığımızda şu anki ruhsal durum ile o zaman ki ruhsal durum açısından ciddi değişiklikler var.

>>Ruhsal durum derken bunu biraz açar mısınız?
Biz dinleyiciyle beraber çok karanlık dönemlerden geçtik. Bu durum bizi kocaman bir aile haline getirdi. Karanlık dönemlerdi ama dayanışmanın, paylaşmanın ve birbirine değmenin çok daha güçlü olduğu dönemlerdi.
Biz ve bizi dinleyenler... Hep beraber muhalif tavrımızı gösterdiğimizde ne ile karşılaşacağımızı bilerek yola çıkardık. Sonrasında başımıza gelenler de çok şaşırtmazdı bizi ve hatta bu durumu normal karşılardık.
Bu durum şimdi tuhaf gelebilir.  Çünkü şimdi internet ortamında facebook, twitter gibi sosyal medyanın etkisiyle iletişim daha güçlü gibi görünüyor olabilir. Sosyal medya aracılığıyla belli gruplar oluşturuluyor ve insanlar bu ağ üzerinden iletişime geçiyorlar. Ancak ben bu iletişimin çok derin olduğuna inanmıyorum.
Bizim yaşamımızda böyle bir haberleşme aracı yoktu, ancak bir olaya tavır gösterilmesi gerekiyorsa daha büyük kalabalıklar hep birlikte sokaktaydık. Şimdi bakıyorum sosyal medyada birçok konu hakkında herkes muhalif tavrını söylüyor ama eylem alanında bunun yansımasını göremiyoruz. 20 yıl önce eylemlere katılan kimler ise hala onlar var alanda.

>>>Karanlık olarak tanımladığınız dönemden bugüne ne değişti?
Kızılırmak grubunu kurduktan sonra 10 yıldan uzun süre yasaklı kaldık. Birçok konsere konuk sanatçı olarak çıktık. Tabii bu kendi düzenlediğimiz bir şeydi. “Şu an konuk olarak aramızda bulunan Kızılırmak” diyorlardı ve biz sonrasında o sahnede solo konser veriyorduk. Böyle bir psikoloji vardı.
Bizim müziğe başladığımız yıllar Türkiye’de savaşın çok yoğun yaşandığı yıllardı. Şimdi bir barış sürecine girdik. Ve burada aynı yolda yürüdüğümüzü sandığımız birçok insanla aslında çok farklı düşündüğümüz de çıktı ortaya. İyi bir şey oldu aslında bu.

>>>Bir bakıma birbirimiz ile yeniden tanıştık diyorsunuz?
Evet. Gelirken yolda ‘Devrimci Türk gençliği’ diye bildiri dağıtan gençler gördüm. İhtimaldir ki önceden bu insanlarla daha yakın hissedecektik kendimizi. Yani aynı düşünüyoruz sanacaktık. Çünkü onlar da kendilerine ‘devrimci’ diyorlar. Yani biraz toptan söylemiş olacağım ama Nazizm’in devrimcilik olduğunu ben yeni duyuyorum!. Böyle böyle değişimler oldu bu ülkede. Ayrışıyoruz ama sonuçta bir yol var ve bu dünyanın en zor şeyi belki insanın kendi yolunda yürüyebilmesi. Ama işte bu çok değerli. O nedenle böyle yürüyüp gidiyorum ve geçiyorum hayattan.

>>>Aslında bu anlattıklarınıza bakılırsa umutlu olmamakla beraber albümünüzün adı ‘Umut’.
Evet ama albümün kapağında yazılı olan ‘Umut’ yazısını o yüzden de biraz flu. Çünkü ‘umut’u değil, her şeye rağmen bir ‘umut’u simgeliyor bu albüm.

>>>’Mücadale’, ‘umut’, ‘aşk’ ve daha birçok kavram artık daha bireysel talepler için kullanılıyor? Siz nasıl bakıyorsunuz. Kolektif yaşamdan uzak daha içe dönük yaşamlara, yalnızlaşmaya doğru mu sürükleniyoruz?
Aşktan çok söz ediliyor son yıllarda. Aşkın Mesnevi'deki tanımından tutun da, aşkla ilgili, aşkın ne kadar değerli, aşkın ne kadar önemli olduğu ile ilgili birçok şey paylaşılıyor. Ama sonra başka konularda bakıyorsun insanlardan nefretle bahsediyorlar. Burada bir sorun var; sevgi ıskalanıyor. Çünkü aşk evrilen  bir duygu...
Yalnızlıktan da söz ettin. Yalnızlık benim açımdan çok değerli bir şey. Hasan Ali Toptaş’ın bir dizesi var;” Kimileri düşer yalnızlığa kimileri yükselir.” Yalnızlık hayatının akışı içinde karşına çıkan bir şey ise ve sen onunla mutlu olabiliyorsan... Seni  kendine karşı değerli kılabiliyorsa çok güzel. Ben öyle yaklaşıyorum. İnsanların içine kapanmasını olumsuz bir şey olarak görmüyorum. Ama bu arada birey olmak da emek gerektiriyor. Hayatın için de nasıl duracaksın, bu hayatın içinden nasıl geçeceksin, bir ağaç sana ne hissettirir yani yaşamadan çok bilmiyorsun.

>>>Bugün sanatın birçok alanında sinemada olsun müzikte olsun daha bireyci kaygılar ele alınıyor. Yani toplumsal meselelerin değil daha çok kendine dönük hikayeler insanlara sunuluyor. Bu albümünüze baktığınızda siz de 25 yıl önce ile bugün arasında ne gibi  değişiklikler var?
25 yıl önce olan her şey var ama mücadelenin araçlarına dair düşüncelerim değişti. Şiddete bakışım, silahlı mücadele ile ilgili düşüncelerim değişti. Ama 15 yıldır değişti.
Hani bazısı der ki "ben asla şunu yapmam!" mesela bunun yanlış bir şey olduğunu yaşadıkça görüyorsun. Çünkü deneyimlemediğin bir şey hakkında konuşmak biraz kibirli bir tavır. Başkalarını yargılamak kolaycılık ve kötü bir şey. Ancak birey olmakla bencil olmayı ayırmak gerekiyor. İnsan kendi içindeki kuyulara bakıp karanlığındakileri görebiliyorsa ve kendisindeki o karanlık noktaları gidermeye çalışıyor ise çevresindeki insanlara da katkısı mutlak olacaktır.

>>> ‘Umut’ albümünüz için 25 yılın birikimi mi diyelim. Yoksa bu kendi başına bir albüm mü?
25 yılında etkisi vardır muhakkak ama son 3 yılın yansıması daha çok diyebilirim. Yaşadıklarımız. Çok büyük kayıplar yaşadım. 2004'le beraber. Önce müziğe başladığım insanı kaybettim: Tuncay Akdoğan. En büyük sarsılma oydu. Sonra babam, sonra devrimci olmamda büyük emeği olan ablam, Tuncay’dan 6 ay sonra Kazım, çok sıkı gruptuk onlarla. Yakın dostlardık üretim ilişkilerimiz vardı. Ve insanı yalnız kalmak büyütüyor bir tarafıyla da. Sonra o yalnızlığın size kattığı şeylerle çoğalıyorsunuz. Şimdi o dönemdeyim sanırım. Çok özlüyorum ama fark ettim ki, yanımdalar, onlar kalbimde olduğu sürece aklımda olduğu sürece zaten buradalar. Bu albümde o duygu var işte.
Roboski var, Ceylan var, gidip evlerine ziyaret ettiğim insanlar, aynı havayı soluduğum insanlar. Onlar da yine benimle birlikte. Bu dünyada olmayabilirler ama... Hrant Dink’e adanmış bir şarkı var; Ahparik.  Roboski ile ilgili olan Ozan Baran bestesi olan “Bu Sessizlik Öldürür” Van depreminden sonra yılbaşını Van’da geçirmiştim. Sanatçı arkadaşlarımızla birlikte bir deprem çadırındaydık. Orada bir dengbej arkadaşla tanıştım ;Gazin . Oda var bu albümde. Yani evet işte o dönem kime değdiyseniz ne hissettiyseniz sanata o yansıyor. O yüzden sanat bir şeyin önünde olur diye bir şey yok. Doğmakta olanın haberini verebilir ancak.

***
Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz

>>>Barışın çok fazla telaffuz edildiği şu günlerde bu sürecin doğru ilerlediğine ve başarılı olabileceğine inanıyor musunuz? Sizce başarılı olması neye bağlı?

Şimdi devleti tahlil etmiş bir insan zaten bilir her adımının kendi varlığını korumakla ilgili olduğunu. Cumartesi Anneleri’nin sorusu cevaplanmalı, gözaltında kaybolanların failleri yargılanmalı, faili meçhul cinayetler aydınlatılmalı.12 Eylül cuntası yargılanır gibi yapılmamalı, yargılanmalı. Taşeronlaşmaya, HESlere, nükleere, kadın cinayetleri vb. birçok soruna karşı birlikte yapılacak çok iş var. Kendi gücümüze inanmalıyız bence. Şu anda insanların ölmüyor olması çok önemli. Bu silahsızlanmanın, diyalog sürecinin sürdürülmesi için çalışmalıyız. Demokrasi güçleri olarak, nasıl bir barış istiyorsak oraya evriltmek için mücadele etmek bizim görevimiz bence. Yani silahlar sussun, biz yine mücadele edelim daha güzel olsun diye.

Sistem-Devlet karşıtlığını doğrudan hükümet karşıtlığına indirgemek yanlış. Tansu Çiller’in hükümetlerinde neler yaşadığımızı biliyoruz. Çok uzun zaman geçmedi üzerinden. Ya da Madımak yaşanırken sosyal demokratlar hükümet ortağı değil miydi? Örnekler çoğaltılabilir, Çorum, Maraş… Devlet bu ,neyi temsil ettiği ortada.Uzun soluklu bir mücadele bu. Tarihin çektiği fotoğraflar var dönemeçlerde. Bu noktada gözümüz kapalı olmamalı o fotoğrafta. Kürtlerin başını ezmekten söz eden ucube, sözde sol anlayışa ses çıkarmayıp, silahsızlanmayı mahkum etmeye çalışmak hastalıklı geliyor bana. Enternasyonalist olmayıp nasıl devrimci olunuyor onu da sormak lazım tabii. Sonuçta, bir savaş yaşandı bu topraklarda ve şimdi bu noktadayız. Çatışmada ölen asker, gerilla haberleri gelmiyor artık. Gelmesin ve bütün ezilenlerin hakları,özgürlükleri için birlikte mücadele edelim.Kocaman bir AVM’ye çevrilmeye çalışılan bir ülkede yaşıyoruz,Taksim Meydanı’nı almaya çalışıyorlar,”Çılgın Projelerle” doğa katliamı genişletilecek.En basitinden kullandıkları biber gazı miktarından belli bizi nasıl gördükleri. Brecht söylemiş işte: “Kurtuluş yok tek başına,ya hep beraber ya hiç birimiz.”

‘Muhalefet yeniden örgütleniyor’

>>>Muhalif müzik eskiden mücadele ruhunu daha iyi yansıtan kitleler üzerinde çok daha etkili  iken bugün aynı duyguları hissettirmiyor sanki. Siz ne söylemek istersiniz?

Ama o zamanlar muhalefet çok güçlüydü şimdi ise darmadağınık. İçimizden yüz çeşit akım, yüz çeşit çizgi çıktı. Önceden tek bir alandaydık hepimiz ve bunu da dürüstçe yapıyorduk. Ve aynı baktığımızı düşünerek. Yargısız infazlarda, gözaltında kayıplarında, köy yakmalarda, faili meçhullerde, Zonguldak’ta madenci direnişinde omuz omuzaydık insanlarla. Güçlü bir muhalefet vardı.

O muhalefet şimdi tekrar örgütleniyor yeniden kuruluyor bir güçlenme dönemi yaşıyor bence. Yeniden ve zamanın ruhuna göre bir muhalefet örgütlüyor hayat.

>>>Müzik mücadelenizin neresinde yer alıyor?
Benim için tam göbeğinde yer alıyor. Üretimlerimin hepsi müziğime yansımamış olabilir. Bu albüme kattığım duygu, yaşanmışlık nedir dersen; iş kazası denen cinayetler, Hey Tekstil, Bedaş direnişi... Cumartesi anneleriyle... Örneğin Nevala Kasaba'daki toplu mezar, Roboski, Ceylan Önkol, taşeronlaşma süreci… Ayrılıklar, hasret…Hayat yani, ortak hayatımız ve oraya katılırken kalbimizde olanlar.

>>>Sanatçılar, kitaplar, şiirler, müzik gibi sanatın tüm bu enstrümanları neyin önüne geçebilir?
Bence sanat hiçbir şeyin önüne geçemez sanat yaşanmakta olan bir olayla yan yana durabilir. Öyle olmalı. Solun bu konudaki tavrını da kibirli buluyorum. Yani bilinç götürülmesi gereken bir halk var onlar için. Hiçbir şeyden anlamayan bir güruh var! O zaman halk sevgisi nerede, niçin seviyoruz ki halkı. En önce yan yana durmayı öğrenmemiz lazım. Bu eşitlik fikrine alışmamız iyi olur bence.Zaman değerlendiriyor sonuçta neyin öncül olduğunu.

‘Aşkın politik olduğunu herkes biliyor’

>>>Siz 25 yıldır müzik yapıyorsunuz. Ancak sadece müzisyen kimliğiniz konuşulmuyor. Politik kimliğinizin müziğinizin önüne geçtiğini düşünüyor musunuz ?

İyiyim böyle. Çok önüne geçmedi politik kimliğim. İkisi yan yana bence. Orada iyi bir denge kurduğumu düşünüyorum. Bir aşk şarkısı söylediğim zaman politik bir insan olduğumu biliyor insanlar. Aşkında politik olduğunu biliyorlar. Ayrılığında öyle. Hayattaki her şey tutum ve davranışlarımızla, nerede durduğumuzla ilgili.
Ama biz de halkız. Bu yönü de var yani. Sanatçılar da halk. Bunun aksi bir elitist bakış benim özlemini duyduğum dünya ile uyuşmuyor. Herkes bir işin ucundan tutuyor bu dünyada. Ben de şarkı söylüyorum.

>>>Sizin özlemini duyduğunuz dünya nasıl bir dünya?
Bir kere paranın olmadığı bir dünya. Sınıfların olmadığı bir dünya. Sınırların olmadığı bir dünya. En genel haliyle böyle anlatayım.