Yunanistan aynasında dünya

|

Yunanistan aynasında dünya A Yunanistan aynasında dünya

SUNGUR SAVRAN

Haftalardır, hatta aylardır Yunanistan dünya gündeminin merkezine yerleşmiş durumda. Şubat ayından beri Avrupa Birliği (AB), Avrupa Merkez Bankası ve İMF hem Yunanistan’ı iflastan nasıl kurtaracaklarını planlıyorlar hem de Yunan işçi sınıfını ve emekçilerini nasıl yağmalayacaklarını. Yunan tragedyası öyle kolay kolay sona ermeyecek. Çünkü Yunanistan ne kadar kredi bulursa bulsun, kriz kısa vadede ortadan kalkmak bir yana tersine orta vadede derinleşecek. Kemer sıkma her zaman çelişkili bir kriz yönetimi politikasıdır: Alınan önlemler Yunan ekonomisini ciddi bir daralmaya sürükleyecek. 2010 yılı için ekonominin yüzde 4 küçülmesi bekleniyor. Bu, vergiler düşeceği için kamu gelirlerinin azalması demek. Bu arada, devlet tahvillerine ödenmesi zorunlu hale gelen yüksek faizler dolayısıyla borç da tırmanıyor. Sonuç, devlet borcunun milli gelire oranının önümüzdeki yıllarda artması olacak. Kısacası, Yunanistan birkaç yıl sürecek bir kriz ve kemer sıkma dönemine girmiş bulunuyor.

Yunan işçi sınıfı ve gençliği de bütün bunlar karşısında boş durmuyor elbette. 20 Mayıs’ta beş ay içinde beşinci kez genel greve gitti Yunan proletaryası. Zaten durum son derecede ironik: Kapitalizmin dünya çapındaki ekonomik krizi en zayıf halkasını, işçi sınıfının ve gençliğin politik olarak en mücadeleci durumda olduğu ülkesinde buldu. Bu mükemmel bir patlayıcı madde karışımı olarak beliriyor. Yunanistan dünya çapında günümüze damga vuran çelişkilerin ifadesi, bu çelişkileri en şiddetli düzeyine yükseltiyor. Ama kriz sadece Yunanistan’da değil, bütün Avrupa’da ve dünyada, koşullar uygun olduğunda, sınıf mücadelesini kışkırtıyor. Yunanistan dünya durumuna, gelecekten bir ayna tutuyor.
 
Avrupa borç krizi
1980’li yılların ilk yarısında ünlü bir ‘borç krizi’ vardı. Latin Amerika ülkeleri, en başta da iki dev Brezilya ve Meksika, ödeyemeyecekleri kadar büyük bir devlet borcu batağına batmışlardı. Onların iflasının dünya kapitalizmini tehdit edebileceği konuşuluyordu. O zaman herkes Üçüncü Dünya’ya ah vah ediyordu. Bugün Meksika OECD üyesi olmuşken, BRIC üyesi Brezilya İMF’de kotalarını arttırırken ‘borç krizi’ emperyalist kapitalizmin yüreğine, Avrupa’ya geldi. Yunanistan’ın ardına sıralanmış kendi krizlerini bekleyen ülkeler arasında Portekiz, İspanya, İrlanda, İtalya, hatta Britanya var. Aslında sorun Avrupa ile sınırlı da değil. ABD bugün mutlak borç düzeyi bakımından dünyanın en büyük borçlusu. Japonya’nın kamu borcunun ulusal gelire oranı ise baş döndürücü bir oran: yüzde 229! (Karşılaştırma için Avrupa şampiyonları Yunanistan ve İtalya’da bu oranın yüzde 120’ler dolayında olduğunu hatırlatalım.)
Avrupa’da ABD ve Japonya’dan farklı olan ve krizi akut hale getiren Avrupa Para Birliği’nin, yani avronun özellikleri. ABD’de çeşitli eyaletler, mesela Kaliforniya veya New York, neredeyse batacak kadar borçlu. Ama bu ülkenin parası bir olduğu gibi maliyesi de bir. Buna karşılık, avro sisteminde Almanya ile Yunanistan’ın parası aynı ama maliyeleri birbirinden bağımsız. Krizin akut hale gelmesi, AB birleşmesinin bu aşamadaki çelişkili karakterinden doğuyor. Kriz patlak verdikten sonra, devletin borcunu ödeyemediği ülkenin devalüasyon yoluyla dengelerini yeniden sağlaması gerekirdi. Ama para birimi tek olduğu için devalüasyon yapılamıyor. Yani avro sistemi Avrupa kapitalizmini kıskıvrak bağlamış durumda! Buyrun, krizi buradan yakın!
 
AB ile İMF el ele!
Ama AB kapitalistlerini hepten çaresiz zannetmek yanlış olur. Geriye yapacakları tek şey kalıyor: Yunanistan’ı, İspanya’yı, Portekiz’i vb. geçici olarak ayakta tutarken bu ülkelerin işçi sınıfına ve emekçilerine kan ağlatmak. Devalüasyonla yapamadıkları ayarlamayı, krizin bütün yükünü işçi sınıfının üzerine yıkarak sağlamak. AB kötü şöhretli ortağı IMF ile birlikte Yunanistan’da saldırıya girişti bile. Bunu Portekiz, İspanya, Britanya, İtalya şimdiden ve kim bilir gelecekte başka hangi ülkede kemer sıkma paketleri izliyor.
AB’yi ‘Avrupa sosyal modeli’ dolayısıyla yıllardır yüceltenler, şimdi oturup düşünsünler: Bugün Brüksel’in yönlendirmesi altında bütün bu ülkeler kamu emekçilerinin ücretlerine, emeklilerin maaşlarına, sosyal harcamalara saldırıyorsa, ‘mezarda emeklilik’ paketleri hazırlıyorsa, krizi emekçi halka kemer sıktırarak atlatmaya çalışıyorsa, AB’nin IMF’den farkı nedir? Bizim içimiz rahat. Türkiye AB üyeliğine aday olalı beri, yani yaklaşık on yıldır, bizim söylediğimiz tam da bu: AB, IMF’nin Avrupa kıtasındaki kod adıdır. Ama bazı dostlarımıza bir türlü anlatamadık bunu!
Avrupa kapitalizmini çaresiz sanmayın dedik. Çaresinin ne olduğu ortada: Avrupa işçi sınıfına savaş açmak. Bunun şu ya da bu biçimde elbette bir bedeli olacaktır. Göreceğiz. Ama Yunanistan’ın Avrupa’nın geleceğine ayna tuttuğu açıkça görülemiyor mu?
 
Kriz yer değiştirdi
Kamu borcunun sadece Avrupa’da değil, bütün emperyalist dünyada korkunç bir düzeyde olduğunu belirttik. Bunun ardındaki nedeni iyi anlamak gerek. Yunanlılar hovarda, Akdenizliler tembel, İrlandalılar ayyaş. Güzel de ABD, Britanya ve Japonya neden borç batağında? Kapitalist basının yalanlarına kanmayın. Emperyalist ülkelerin büyük borçluluğu, dünya ekonomik krizinin 2008 sonbaharında kapitalizmi uçurumun kenarına getirmesi karşısında yapılan dev kamu harcamalarının ters yüzüdür. Banka kurtarma operasyonlarının ve devletin parasıyla ekonomiyi ayağa kaldırma programlarının faturasıdır bugün ödenmekte olan. Hani kriz sona eriyordu, ‘yeşil filizler’ görünmüştü ya. O yeşil filizlerin gübresi devlet harcamalarıydı. Şimdi devletler bunun bedelini ödüyor, daha doğrusu ödeyemiyor.
Kapitalizmin tarihinde gördüğü üçüncü büyük kriz sona ermedi. Sadece yer değiştirdi. Dün bankalar, sigorta şirketleri ve General Motors iflas ediyordu. Bugün devletler. Tek fark bu.
Büyük depresyon ve büyük sınıf mücadeleleri daha önümüzde.