'Emek düşmanı AKP'

|

A

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, "Recep Tayyip Erdoğan faşizminin", Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen emekçilere eşi görülmemiş bir şiddet ve terör uygulayıp bayramı cehenneme çevirerek, gerçek yüzünü, yani “emek düşmanı” olduğunu bir kez daha gösterdiğini savundu. On yılı aşan iktidarı döneminde çalışma yaşamına yönelik düzenlemeleriyle adeta bir "kölelik düzeni" yaratmaya çalışan AKP döneminde emek kesiminin “üvey evlat” muamelesi gördüğünü ifade eden Oran, AKP’nin küresel karteller ve palazlandırdığı yandaş sermaye grupları için örgütsüz bir çalışan kesimi ve “ucuz işçilik cenneti” yaratmaya çalıştığını dile getirdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran yaptığı yazılı açıklamada 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyen kitleye karşı "eşi görülmemiş bir şiddet ve terör uygulayan Recep Tayyip Erdoğan faşizminin", çalışanların bayramını cehenneme çevirdiğini ifade etti. Oran, AKP’nin emrindeki güvenlik güçlerinin tüm İstanbul’da sıkıyönetim ilan ederken, kitleye aşırı orantısız güç kullandığını; halka gaz bombası yağdırdığını, İstanbul sokaklarını adeta savaş alanına dönüştürdüğünü vurguladı. Emek kesimine “üvey evlat” muamelesinin de ötesinde "düşmanlığını" on yıldır kararlılıkla sürdüren AKP iktidarının böylece gerçek yüzünü bir kez daha göstermiş olduğunu dile getiren Oran, “AKP, iktidarı döneminde yönelik düzenlemeleriyle adeta bir kölelik düzeni yaratmaya çalıştı. AKP, yabancılaştırma şeklinde uyguladığı özelleştirmelerin potansiyel müşterisi olan küresel karteller ve palazlandırdığı yandaş sermaye grupları için örgütsüz bir çalışan kesimi ve ucuz işçilik cenneti yaratmayı hedefledi. Örgütlenme ve grev hakkını yasal olmayan yollarla önlemekten çekinmeyen AKP, emekçiye açlık düzeyinin altında asgari ücret, güvencesiz ve kuralsız çalışma, mezarda ve kıdem tazminatsız bir emekliliği reva gördü” şeklinde değerlendirmelerde bulundu.

“BÜYÜK ÖLÇEKLİ GREVLER ERTELENDİ”-

AKP döneminde büyük ölçekli grevlerin önemli bir bölümünün ertelendiğini vurgulayan Oran, grev dışı direniş ve eylemlerin ise bizzat Başbakan tarafından ağır ifadelerle eleştirildiğini belirtti. Devletin, işverenleri, sanayi ve ticaret odaları, oda ve derneklere üye olmayı zorunlu tuttuğu Türkiye’de sendikalara üye olup örgütlenmek isteyen işçilere ise birçok engel çıkarıldığını dile getiren Oran, şunları kaydetti:
“Sendikalı üye sayısı 3 milyon dolayında gözüküyordu ve sendikalaşma oranı neredeyse yüzde 60’ı buluyordu. Bu sayının fiktif ve yanıltıcı olduğu gerekçesiyle SGK kayıtlarına da bakarak sayının yeniden belirlenmesi yoluna gidildi. 6356 sayılı yasayla yapılan düzenleme kapsamında oluşturulan yeni istatistikler 26 Ocak 2013’te Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu düzenleme adeta sendikaları adeta biçti. Çok sayıda sendika yüzde 1 olan işkolu barajı altında kalırken, bazı sendikalar barajı kıl payı geçebildi. Toplam 92 sendikadan 43’ü işkolu barajını aşarken 49 sendika işkolu barajını aşamadı. 12 Eylül’ün ardından çıkarılan 2821 ve 2822 sayılı yasalar döneminde bile bu kadar çok sendika işkolu barajının altında kalmamıştı. Üç konfederasyona (Türk-İş, Hak-İş ve DİSK) üye 62 sendikadan 20’si barajı aşamadı. Türk-İş üyesi 33 sendikadan 30’u barajı aşarken, üç sendika (Orman-İş, Deri-İş ve TGS) barajı geçemedi. Hak-İş üyesi 14 sendikadan 8’i, DİSK üyesi 15 sendikadan ise sadece 4’ü barajı aşabildi. Bu arada Bakanlık taşeron işçilerin üyeliklerini kabul etmediği için, Dev Sağlık-İş’in on bin civarında üyesinin yok sayıldı.”

“HER 16 ÜCRETLİDEN SADECE BİRİ SENDİKALI!”
Yeni istatistiklere göre Türkiye’de 10 milyon 881 bin 618 işçinin yaklaşık 1 milyonunun sendikalı olduğunu vurgulayan Oran, bunun da 600 bininin kamu, yaklaşık 400 bininin özel sektörde olduğunu belirtti. Ocak 2013 istatistiklerinin sendikalaşma konusundaki vahim tabloyu ortaya koyduğunu ileri süren Oran, “Sadece kayıtlı işçiler dikkate alınarak yapılan hesaplamada yüzde 9.2 olan genel sendikalaşma oranı, bazı işkollarında yüzde 2-3’lere düşüyor. Yüzde 9.2’lik sendikalaşma oranı uluslararası standartlara uygun olarak hesaplandığında ise daha da düşük çıkıyor. 15.7 milyon ücretli esas alınarak yapılan hesaplamada sendikalaşma oranı yüzde 6.4’e düşüyor. Yani her 16 ücretliden sadece biri sendikalı” dedi.
Yeni düzenlemede işkolu barajı yüzde 1 olarak belirlenirken, gelen tepkiler üzerine bunun uygulaması 2014 başına ertelendiğini anımsatan Oran, şunları aktardı:
“Yeni sendikal istatistikler işkolu barajının sendikal haklar için ciddi bir tehdit olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bir kaç yıl içinde çok sayıda sendikanın yetkisiz kalması bekleniyor. Bazı işkollarında sendikal örgütlülük tümden sona erebilir. Eğer 2018’e kadar bu sendikalar ciddi bir üye artışı sağlayamazsa 2016 ve 2018’de pek çok sendikanın yetki kaybetmesi gündeme gelecek.”

“OECD’DE EN DÜŞÜK SENDİKALAŞMA ORANI TÜRKİYE’DE”
Sendikalaşma oranlarında dünya çapında bir gerileme yaşandığı bir gerçek olduğunu belirten Oran, ancak Türkiye’de yaşanan sendikasızlaşmanın OECD ortalamasının üç katından daha fazla olduğunu dile getirdi. Oran, son on yılda, OECD ülkelerinde sendikalaşmada ortalama yüzde 11 oranında bir gerileme yaşanırken, Türkiye’de gerilemenin yüzde 40 dolayında olduğunu dile getirdi. OECD’de yüzde 20’ye yaklaşan ortalama sendikalaşma düzeyine karşılık, Türkiye’deki oranın gerçekte yüzde 6 dolayında olduğunu ifade eden Oran şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu ürkütücü düşüşü sadece dünyadaki genel eğilimle açıklamak mümkün değil. Türkiye’de sendikasızlaştırmayı hızlandıran, bunu bir politika olarak bilinçli ve kararlı biçimde uygulayan bir yönetim işbaşındadır. İşkolu barajının kaldırılması zorunludur!.. AKP hükümeti sendikal barajlarda ısrar ederek sendikal hakları ihlal ediyor, kendi yandaş sendikalarını ve vesayet sendikacılığını yerleştirmenin zeminini hazırlıyor. Bu yoğun sendikasızlaşmanın hedefi başka nasıl açıklanabilir?”

"AKP TAŞERON İŞÇİLİĞİ PATLATTI"

Çalışma yaşamında sendikasızlaştırmayı yaygınlaştıran AKP’nin buna paralel biçimde taşeron işçi çalıştırma uygulamasını ise patlattığını ifade eden Oran, Türkiye’de 1980’li yıllardan itibaren başlayan taşeron işçi çalıştırma uygulamasının, AKP döneminde tam bir patlama yaşadığını dile getirdi. 2002’de 358 bin olan taşeron işçi sayısının bugün 2 milyona yaklaşmış durumda olduğunu vurgulayan Oran, bununla da yetinmeyen hükümetin, taşeronu asıl işleri de kapsar hale getirerek yaygınlaştırmak istediğinin altını çizdi. En son “Taşerona müjde” diye sunulan taslağın da müjde değil, hile ve kandırma olduğunun kısa sürede anlaşıldığına dikkat çeken Oran, bir başka garabetin ise “Kiralık iş ilişkisi” olduğunu belirtti. AKP’nin tercihinin vesayet sendikacılığı olduğunu dile getiren Oran, şunları kaydetti:
“AKP’nin hedefi Türkiye’de geçmişte de örneklerine rastlanan vesayet sendikacılığını öne çıkarmak. Bu simbiyotik sendikacılığın en çarpıcı örneği AKP döneminde kamu görevlileri sendikaları alanında yaşandı. Memur sendikalarına üye olan çalışanların sendika aidatlarının devlet tarafından ödenmesi uygulaması, sendikaların iç işlerine açık bir müdahale olarak ortada duruyor. 2005 yılında başlayan bu uygulama Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesine karşın ‘toplu sözleşme primi’ adıyla devam ediyor. En çarpıcı gelişmeyi ise hükümete yakın bir memur konfederasyonunun üye sayısında yaşanan artış oluşturuyor. 2002-2013 döneminde ‘muhalif’ olarak görülen konfederasyonlardan birinin üye sayısında yüzde 27’lik artış ve diğerininkinde yüzde 8.4’lük azalışa karşılık, hükümete yakınlığını her vesileyle gösteren bir diğer konfederasyonun üye sayısının yüzde 1.448 (14.4 kat) arttığı dikkati çekiyor.”

“İŞ KAZALARINDA ÖLÜM ‘KADER’ OLDU…”
CHP’nin Türkiye’de iş güvenliği konusundaki soru önergesine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından verilen yanıta göre Türkiye’de son 10 yılda yaşanan 735 bin 803 iş kazası oldu ve bu kazalarda 10 bin 804 işçi öldüğünü vurgulayan Oran, anılan dönemdeki iş kazalarında 14 bin 665 işçinin de sakat kaldığını belirtti, Oran, “AKP hükümeti, iş kazalarını önlemek için etkili düzenlemelerle gerekli önlemleri almak yerine bu olayları “kader” olarak göstermeyi yeğliyor” dedi.

“İSTİHDAM STRATEJİSİ İLE KÖLELİK DÜZENİ TAMAMLANACAK…”
Oran, AKP’nin, küresel kartellerin yatırım iştahını kabartmak amacıyla, zaten yeterince örgütlü olmayan işçileri daha da örgütsüz hale getirip, ekonomik ve sosyal haklarını daha da azaltmaya yönelik hazırladığı “istihdam stratejisi”nin hükümet tarafından iki de bir ısıtılıp masaya sürülerek, toplumun tepkisinin ölçüldüğünü vurguladı.
AKP’nin birçok alanda olduğu gibi bu düzenlemeyi de “alıştıra alıştıra” yöntemiyle uygulamaya koymaya hazırlandığını ifade eden Oran, ancak, sosyal taraflardan görüş almak bir yana gizlenen bu çerçevenin içeriğinin aşağı yukarı belli olduğunu belirtti. Bakanlar Kurulu’nda bekleyen ve yakında yeniden gündeme getirilmesi beklenen paketin ana hatları şöyle:
“-Çalışma esnekleşecek: Hükümet, esnek çalışanların oranını yüzde 3.6’dan yüzde 18.8’e yükseltmek istiyor. Esnek çalışmada işçiye, bir işten bir işe geçerken aradaki zaman için para verilmiyor. Bu sistemde işçi, işverenin istediği zaman işe gitmek zorunda ama işveren çağırmadığı zaman, kendi bulduğu bir işe gitme hakkı yok. Esnek çalışma ise örgütsüzlük, taşeronlaşma, kıdem ve yıllık iznin olmaması, düşük ücrete razı olma anlamını taşıyor.
-Özel İstihdam Büroları kurularak işçiler geçici olarak kiraya verilecek: ÖİB’lerin işçileri işyerlerine kiralaması demek, sendikaların, toplusözleşmelerin olmaması, kıdem tazminatının ortadan kalkması ve ücretlerin de asgariye inmesi anlamına geliyor. Yani sendika yok, toplu sözleşme yok.
-Kıdem tazminatına yeni biçim telaşı: Çalışanların kıdem tazminatının kaldırılması isteniyor. İşsizlik sigortasının çıkarılmasından sonra işveren kesiminden bu yönde talepler daha da arttı. Ancak kıdem tazminatı zaten düşük ücretle çalışan, ücretlilerin geleceği için büyük önem taşıyor. Kaldırılması veya yerine fon gibi uygulamalar getirilmesi çalışanların mağduriyeti anlamına geliyor.”

“AKP, TOPLUMSAL BARIŞI DİNAMİTLİYOR...”
AKP’nin iktidarı boyunca emek kesiminin kazanılmış haklarına yönelik saldırıları, kendisine verilen küresel karteller için “dikensiz gül bahçesi” yaratma görevinin bir gereği olduğunu ileri süren Umut Oran, AKP’nin, bir yandan küresel emperyalizmin kendisine verdiği “eşbaşkanlık” görevi doğrultusunda PKK ile “barış” masasına otururken, ekonomi, dış politika, çalışma yaşamı ve diğer alanlardaki politikalarıyla toplumsal barışı dinamitlediğini savundu. Oran, AKP’nin küresel emperyalizmin kendisine verdiği görevler çerçevesinde uyguladığı milli çıkarlara aykırı nitelikteki tüm politikaları gibi çalışma yaşamına yönelik uygulamaları da çalışma barışı ve toplum huzurunu bozacak nitelikte.olduğunu iddia etti. Oran, “CHP iktidarında bu uygulamaların hepsi kalkacak daha çok iş daha çok sosyal güvence ve daha adil bir paylaşımı yaşama geçireceğiz. CHP, bölgesel, sektörel ve sürdülebilir kalkınmaya önem veren çevre dostu ekonomi ile büyümesinin rotasını güçlü sosyal devlet öncelikleri ile belirlemiş ekonominin mümkün olduğunu herkese gösterecektir” dedi.