Neoliberal eğitimin şifresi: eşitsizlik ve eleme

|

Neoliberal eğitimin şifresi: eşitsizlik ve eleme  A Neoliberal eğitimin şifresi: eşitsizlik ve eleme

Son YGS sınavıyla ilgili yaşanan şifre, şablon veya kripto tartışmalarında sistemin içinden olaya bakan tüm gazeteci, akademisyen, eğitim uzmanı ve öğretmenler ağız birliği edercesine eleştirilerini ÖSYM üzerinden AKP hükümetiyle sınırlı tuttular. Tam da seçim öncesi bu skandal üzerinden AKP hükümetini hırpaladıkça hırpaladılar. Ancak, bu eleştiri, haklı olmakla birlikte bir tür oportünizm boyutunu aşamadı, çünkü yaşanan, aslında neoliberal eğitimin yeni bir kriziydi ama bu görülemedi. Belki görülmesi de beklenemezdi, zira düzenin eğitimcilerinin derdi, sınav  mekanizmasının nasıl da yoksul çocuklarını, emekçi ailelerinin gençlerini eleyip bir kenara attığını görmek değil. Mesela Türkiye’de eğitimin sorunlarını karikatürleştiren Milliyet Gazetesi köşe yazarı Abbas Güçlü, bir yandan böylesi durumlarda eleştiri yapmış gibi görünürken öte yandan da özel okul ve vakıf üniversitesi reklamları yapmaya, sınavların adil ve bilimsel bir ölçme-değerlendirme aracı olduğuna, eğitim sistemimizin tek sorununun teknik yönde olduğuna iman etmeye devam ediyor. Çeşitli akademisyenler işgal ettikleri TV ekranlarından YGS sorununu basit bir şifre sorununa indirgemişler, eğitim sendikaları ise sınavın iptalini istemekten öte bir radikallik gösterememişlerdir. Aslında bu sınav rezaleti, neoliberal eğitim sistemini sorgulamak için ideal bir fırsat yarattı ama görene.
 
Evet bir iptal olmalı ama bu iptal daimi olmalı ve son YGS’nin iptalinden  ziyade tüm sınav mekanizması ortadan kaldırılmalıdır. Sormak lazım: kimi, ne adına ve nasıl sınavdan geçiriyorsunuz? Önce bu soruya cevap verin. Zira 1 milyon 700 bin adayın bilgisini, hele yeteneğini tek bir sınavda ölçtüğünüze nasıl inanıyorsunuz? Dahası, şaibeli bir kuruluş olduğuna artık herkesin inandığı ÖSYM sınavlarını hazırlayanların birçok defa kötü bir sınav verdiği bilindiğine göre, “sınavdan çakmış” yöneticilerin, öğrencileri sınava sokabilme yetki ve yetenekleri var mı? Hayatlarını kararttığınız öğrencileri bir yandan “ileri demokrasi” ile kandıracaksınız, öte yandan da çelimsiz üç-beş öğrencinin en demokratik hakları olan protesto haklarını en vahşi biçimde; gaz, cop, tekme-tokat, kafa-kol kırma ile dağıtacaksınz. Kim inanır artık bu saatten sonra size?
Abbas Güçlü ve fotokopileri.
Abbas Güçlü ve fotokopilerinin görüşleri sizin olsun, biz öğrencilerden öğrenmeye devam edelim.
 
Ne diyor öğrenciler? Diyorlar ki, şifreyi-şablonu hazırlayan da belli, yararlanan da. Ama öğrenciler, eğitimi satılık bir mal haline getiren ulusal öğretim sisteminin sınav mekanizmasının nasıl da üst ve orta sınıf kökenli gençler için avantaj yarattığının da farkındalar. Öğrencilerin “parasız eğitim” sloganı çok mu komünist bir slogan? O zaman tüm cumhuriyet dönemi Türkiye’si komünistti, öyle mi?. Çokça reklamı yapılan o aşağılık “fırsat eşitliği” ile, hadi söyleyin kimlere ve neden ve de hangi fırsatları yaratıyorsunuz? TED Kolejinde okumanın maliyeti nedir? Robert Kolej’de? Bilkent’te? Bu okulları kimin için ve neden kurdunuz? Doğramacı aslında kimdi ve neden şirket-eğitim evliliğini sağladı? Hadi söyleyin yoksulun çocuğu neden izbe-çürük okullarda okuyor da, zenginin çocuğu daha güvenlikli kampuslarda öğrenim görüyor? Diyeceksiniz ki, öğrenci kredisi, bursu, yurdu, düşük ücretli kantin ve yemekhanesi, yoksul öğrenciler için değil mi? Eğer öyleyse, eğitim üzerinden/aracılığıyla neden eşitlik gelişmiyor? Hemen her kurumu eşitsizlik ve adaletsizlik yaratan yapısal sistemin bütün yükünü eğitime yükleyip işin içinden çıkacağınızı mı sanıyorsunuz?
 
Eğitim, ne sınıf atlama aracıdır ne de “adam olma” yeri.   
İçi boş sloganlar bunlar.
Geçiniz.
 
Eşitsizlik ve eleme: Tüm Türkiye ulusal öğretim sisteminin üzerine kurulduğu iki alan. Eşitsizlik olduğu için eleme vardır. Öğrencileri eleyerek de eşitsizliği güçlendiriyorsunuz.  Ülkenin kaynakları savaşa, hortumlarla yöneticilere, sermaye olarak yabancılara, popülist ve tehlikeli yatırımlarla rantiyer yöneticilerin ceplerine gittiği sürece “eğitime kaynak yok”, “bütçenizi kendiniz yapın” diyeceksiniz. Bu da yönetici çocukları için kaliteli eğitim arzını sınırlı tutacak ve eğitim basamaklarını en aşağıdan en tepeye kadar tabakalaştıracaksınız. Zeka düzeyi, standart eğitim, öğrenci merkezli pedagoji, toplam kalite yönetimi gibi süslü kavramlarla bu eğitimde tabakalaştırmayı meşrulaştıracaksınız. Kim inanır size?
 
Elbette Abbas Güçlü ve fotokopileri.
 
Neoliberal eğitimin iki şifresi, eğitimde eşitsizlik ve eleme; bu şifreleri kıran bir avuç öğrenci, eğitimin demokratikleştirilmesini talep ediyor. Eğitimde söz, yetki ve karar hakkı istiyorlar. Siz yöneticilerin yarattığı pedagojik sorunları onlar çözmeye aday. Eğitim şart, ama önce yöneticilere. Öğrenciler yeterince eğitildi, yaş ağaç gibi.    
 
 
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com