Öğretmen algısı değişirken öğretmenlik

|

Öğretmen algısı değişirken öğretmenlik A Öğretmen algısı değişirken öğretmenlik

Kemal İnal

Öğretmen kimdir? Ya da biz kime öğretmen diyoruz? Öğretmenin bir tanımı var mıdır?

Elbette her şey gibi öğretmen de tanımlanabilir. Örneğin, öğretmen, okul öncesi ve ilkokul öğrencileri için öncelikle anne-baba kadar yakın biridir. Kimisi için eğitici güç, çoğu zaman sosyalleştirici bir faildir o. Her daim öğretici bir odak, ama elbette insandır her şeyden öce. Devlet nezdinde resmi kişi ya da devletin derslik içindeki ileri karakoludur. Bazen kamu çalışanı bazen de kapı kuludur. Öğrenenler için bilgisel otorite, dahası deneyimli kişi, sonuç olarak tüm halk ve öğrenciler için örnek alınacak bir modeldir öğretmen.

Yani öğretmen, olumlu niteliklere sahip biri olarak görülür. İyi biridir o; modern, ileri görüşlü, mesleği kutsal olan örnek yurttaştır. Öğretmen sadece bilgi ile özdeşleştirilmez; aynı zamanda o, bir aydın, entelektüel ve toplumu dönüştürücü bir devrimci olarak gösterilir. Velilerde öğretmene karşı neredeyse sarsılmaz bir inanç vardır. Değil midir ki o, çocukları alıp yetiştirecek ve en iyi yerlere getirecektir.

Fakat bu olumlu algı neredeyse yok olmak üzere. Çünkü yüklenen çeşitli sorumlulukların yükü artık öğretmene ağır geliyor. Nedir bu sorumluluklar?

Nitelikli alan bilgisi; pedagojik formasyon; ileri teknolojiye uyum; her öğrencinin psikolojisini bilme ve ona göre hitap etme; mesleki dayanışma; demokratik tutum ve yöntemleri içselleştirme; bilgisini yenileme; günceli ve yeni pedagojik kuramları izleyebilme; sürekli yenilik; velileri her daim bilgilendirme; farklı öğretim yöntemlerini deneme; kendini yeniden üretme vs.

Bu sorumluluklara eklenen bir de baskılar vardır. Kalabalık sınıflar, öğrencinin türlü çeşitli sorunları (gürültü, koku, yaramazlık, konuyu anlamama vs.), sorunlu öğrenciler, şiddet, merkeziyetçi MEB, materyal eksikliği, devletin ve öğrencilerin teknoloji fetişizmi, düşük ücretleri, gerileyen özlük hakları, iş ve meslekte performans baskısı, kimi öğrencilerin dezavantajları (engelli, hiperaktif, geçimsiz, yoksul, etnik azınlık, farklı din ve kimlikten öğrencilerin dezavantajları), ekran temelli okuryazarlık, test bilgisinin yarattığı çeşitli sorunlar, ders kitabı ve müfredata bağlılık (müfredatı yetiştirememe kaygısı), müfettiş ve veli baskısı, sınav ve dershanelerin olumsuz etkileri, piyasa baskısı…

Bütün bu sorumluluk ve baskılar öğretmeni bilgili bir aydından sıradan bir bilgi işçisine dönüştürmektedir.  Devlet ve sermaye, öğretmene iyi çalışma koşulları sağlayamadığı için bilgiyi işlemede öğretmen sıradan biri haline gelmekte son zamanlarda. Öğretmen, devletin tanımladığı ve belirlediği bilgiyi sadece aktarmakla sorumlu tutulduğu için onun bilgiden yeni bilgiler yaratması engellenmektedir. Yapılandırmacı yaklaşımın öngördüğünün tam tersine, öğretmenin davranış değiştirmeyle sınırlanan rolü sürmektedir. Bu süreçte en iyi öğretmen de, öğrencisini “adam” eden değil, en kısa zamanda, en doğru şekilde test sorusu çözdüren bir kimliğe doğru dönüşmektedir. Öğretmen artık bilgi öğreten değil, sınava hazırlayandır. Bütün bu dönüşüm sürecinde öğretmene yakıştırılan öğretmenlik algısı, doğrudan öğretmenin kimlik ve kişiliğine değil, onun araçsallaştırılmasına yönelmektedir. Sonuç bu. 

Öğretmenlik mesleğini basit bir bilgi aktarma kertesine indirgeyen neoliberal kapitalizmde öğretmen üç güç arasında sıkışıp kalmış durumda: Resmiyet (devlet), burjuvazi (piyasa) ve muhafazakârlık (din). Bu üç etken hep birlikte öğretmeni teknisyen konumuna indirgemekte; ondan hazır müfredatı uygulamanın ötesinde bir yenilik beklememektedir. Nitekim 2004’deki müfredat reformuyla kabul edilen Yapılandırmacılık ya da İnşacılık ile de öğretmene düşen rol, rehber veya moderatör olmuştur. Yeni bir kısıtlama. Burada öğretmen, öğrenci ile piyasa bilgisi arasında aracılık yapacak biri olarak görülmüştür. Bu nokta, öğretmenlik mesleğini aydınca bir işten uzaklaştıran başlıca etken olsa gerek. Geçmişte öğretmen, toplumda halkı daha ileri konum ve ideallere doğru dönüştürecek bir bilinç sıçratıcı, devrimci ve dönüştürücü bir aydın olarak görülürdü. Teknisyen rolü aydın rolünü tarihe gömmüş durumda. Neoliberal kapitalizm öğretmenin gözlerini devrimci dönüşümden piyasa bilgisine, öğrenci performansını yükseltecek bilgi ve becerilere, ilerideki kariyer için proje ödevlerine çevirmesine neden oldu.  Bu dönüşüm tüm hızıyla sürüyor.

Ne yapmalı?

Geçmişte bir parça olumlu olan öğretmenlik algısı, öğretmenin kendisine inanıyordu. Bu inancın geri çağrılabilmesi için öğretmenin kendisini yeniden üretecek maddi şartların peşine düşülmeli. Bu şartların ele geçirilmesinin türlü yolu vardır ama en etkilisi sendikadır. Sendika, öğretmene maddi şartlarını iyileştirecek kazanımların ötesinde, saygınlığını her düzeyde (bilgi, yaşam, meslek-iş vb.) sağlayacak temel güçtür. Unutmamalı: Eğitim sendikası öğretmen için hem siyasal bir mücadele alanı hem de okuldur. Okulda nitelikli eğitim yapabilmek için sendika okulunda öğrenci olmak gerekir. Geçmiş geçmişte kaldı; artık öğretmenler sendikalara üye olma korkusunu yenmiş durumda. Ancak burada başka bir tuzak oluşmuş durumda: Kendini yeniden üretecek şartlara sahip olmayan öğretmen sendikasına sadece kendi özlük haklarını takip dışında başka bir rol yüklememektedir. Buna göre sendikayı ücret pazarlığı yapmak, hukuksal danışmanlık vermek gibi konuların daha ilerisinde düşünen öğretmen sayısı hala çok azdır.  Oysa öğretmen algısında sendika, demokratik bir toplum olmanın gerekleri için mücadele edecek bir örgüt olmalıdır öncelikle. Haliyle bu büyük sorumluluk sendika yöneticisi olan öğretmenlere düşmektedir.  Sendika kendini öğretmenin sadece maddi sorunlarıyla sınırladığı sürece daha ileri bir eğitim sistemi için yollar açılamaz.

Çok uzak olmayan geçmişte, veliler öğretmene olan saygısını çocukları için “eti senin kemiği benim” deyişiyle belirtirlerdi. Şimdi veliler çocuklarına ciddi bir yatırım olarak bakıyorlar. Öğretmenleri de bu yatırımı iyi çekip çevirecek bir sermaye görevlisi olarak görüyorlar. Toplum için adam yapmaktan piyasa adamı yapmaya doğru giden bu evrime karşı durulmadığı sürece öğretmenliğin saygınlığı oluşmaz.