'Yönetmeliğin gerçek amacı dindar nesil yetiştirmek'

|

A

BURCU CANSU/BİRGÜN
 
Kamuoyunda başta demokratik kitle örgütleri olmak üzere birçok kesimin tepkisini çeken ‘kılık kıyafet serbestliği’ uygulamasını Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız’la konuştuk. Yıldız gazetemize yaptığı değerlendirmede bu yönetmeliğin iktidarın eğitim alanında atmaya çalıştığı adımların bir parçası olduğunu ve kabul edilemez olduğunu ifade etti. Yönetmeliği ‘özgürlük’ olarak sunulmasına karşı çıkan Yıldız  “ Yönetmelik ile AKP Hükümeti'nin dindar ve kindar nesil yetiştirme projesi gerçek amacına yavaş yavaş ulaşmaya başladı” dedi.
 
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) “Kılık Kıyafet Serbestliği” uygulaması İle neyi Amaçlıyor?
AKP’nin en temel pedagojik itirazları bile görmezden gelerek yasalaştırdığı ve tüm itirazlara rağmen uygulanmaya başlanan 4+4+4 dayatması olarak karşımıza çıkan “dindar ve kindar nesil yetiştirme” projesinin gerçek amacı yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştır.
 
Bunun bir adımı da Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik Resmi Gazete'de yayınlanmasıdır. Bu düzenlemede öğrencilerinin kılık ve kıyafetlerine serbestlik değil sınırlama getirilmektedir. Çünkü özgürce giyinebildikleri yaşam biçiminin yansıtılması değil dini ritüeller doğrultusunda kılık kıyafet yönetmeliği şekillendirilmesidir. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer daha önce bu konuda yaptığı açıklamalarda öğrencilere saygı duyulmasından ve yeni bir eğitim iklimi yaratılmasından bahsettiği hatırlanacaktır. Bu açıdan söylenenle yapılan arasında bir uyumdan bahsetmek söz konusu olamaz. Eğitimde 4+4+4 dayatmasıyla okulları büyük bir kaosun içine iten, okul öncesi çağdaki çocukları zorla ilkokula göndererek hem öğrencileri, hem de öğretmenleri zor durumda bırakanların nasıl bir “eğitim iklimi” yarattıklarını okullarda yaşanan kaos göstermektedir.
MEB’in yayınladığı yönetmeliğe göre; okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileri, yaş grubu özelliklerine uygun, temiz ve düzenli kıyafet giyeceği ve öğrenim gördükleri programın özelliğine göre atölye, işlik ve laboratuarlarda önlük veya tulum, işyerlerinde ise yapılan işin özelliğine uygun kıyafetlerin belirleneceği belirtilmektedir.
 
Yönetmeliğin dikkat çekici yönleri nelerdir?
Yönetmeliğin en dikkat çekici bölümü kız öğrencilerin, imam-hatip ortaokul ve liseleri ile çok programlı liselerin imam-hatip programlarında tüm derslerde, ortaokul ve liselerde ise seçmeli Kur’an-ı Kerim derslerinde başlarını örtebilecek olmasıdır. AKP döneminde eğitimde yaşanan yoğun dinselleştirme uygulamaları dikkate alındığında “serbest kıyafet” gibi olumlu sayılabilecek bir düzenlemenin iktidar partisi tarafından kendi siyasal-ideolojik yaklaşımı üzerinden istismar edildiği çok açıktır.
 
AKP’nin 10 yıllık pratiği, sorunun “serbest kıyafet” sorunu olmadığını, yıllardır laik eğitim anlayışına karşı yürütülen amansız mücadelenin bir yansıması olduğunu göstermektedir. Çocuklarımızın bu tür girişimlerle karşı karşıya getirilmesi, toplumda yeni kamplaşmaları yaratması kaçınılmaz görünmektedir.
 
Eğitim Sen’in ilke olarak kıyafet serbestliğine karşı çıkması mümkün değildir. 10 yıllık AKP iktidarında eğitimde yaşanan dinselleştirme uygulamaları bizleri ciddi anlamda kaygılandırmaktadır. Bu uygulamanın, dinsel inançları dışa vuran giysileri kapsaması ileride telafisi güç sorunlar yaratacaktır. Örneğin bu durum inanç eksenli çocuklar arasında kamplaşma yaratacak, bazı bölgelerde kız çocuklarına yönelik fiilen baskıları daha fazla arttıracaktır. Okullarda dinsel kıyafetlerin giyilmesini “kıyafet serbestliği” kapsamında değerlendirmek mümkün değildir. Çocukların soyut algılama düzeylerinin 12–16 yaş aralığında tamamlandığı gerçeği dikkate alındığında çocukların kendi özgür tercihleri değil egemen politikaların topluma dayatılmasıdır.
 
Kılık Kıyafet Yönetmeliği'nde yapılan değişikliğin 'sınıfsal eşitsizliği' açığa çıkaracağına dair değerlendirmeler kamuoyunda tartışılmaktadır. Bu konudaki görüşlerinizi paylaşır mısınız?
Çocukların anne ve babalarının ekonomik durumu ve sınıfsal aidiyetleri görünüş olarak öncelikle giydikleri kıyafetlere yansımaktadır. Dolayısıyla ekonomik durumu iyi olmayan, yoksul emekçi ailelerin çocukları, diğer çocukların giysileri karşısında özlem duyarak talepte bulunması, birtakım tepkiler göstermeleri engellenemez. Kaldı ki düzenleme öncesinde de çocukların giysilerindeki marka ayakkabı, eşofman vb giysilerinde görünüm zaten sınıfsal eşitsizlikleri dışa vurmaktadır.

Yönetmeliğe göre, öğrencilerin yırtık veya delikli kıyafetler ile şeffaf kıyafetler giyemeyeceği belirtilmektedir. Türkiye’de yaşayan herkes bilir ki, toplumdaki gelir adaletsizliği ve son 10 yılda daha da derinleşen sınıfsal farklılıklar nedeniyle bu maddeyi fiilen geçersiz kılmaktadır. Eğitimi ve sağlığı paralı hale getirerek halkın büyük bir bölümünün açlık ve yoksulluğun kucağına itilmesi sorun edilmiyor da, yoksul halk çocuklarının delik ayakkabılar ve yırtık elbiselerle okula gelmesinin sorun edilmesi anlaşılır gibi değil. Zaten Bakan yaptığı açıklamalarda zenginler ile yoksulların gittikleri okulların ayrı olduğunu belirtiyor. Kılık kıyafet yönetmeliğindeki bu yasaklama ile mesi ve getirilen yasakla bu ayırım daha da körükleniyor. Dolayısıyla okullarda kıyafet serbestliği uygulaması, eğitimin yıllar içinde büyük ölçüde paralı hale getirilmesi ve halkın cebinden yaptığı eğitim harcamalarının AKP döneminde 4,5 kat arttığı gerçeğinden bağımsız değerlendirilemez.
 
Yönetmelikteki değişimin eğitim sistemine yansımayacağı nokta nedir?
Kılık kıyafet yönetmeliğinde yapılan değişiklikler, eğitim sisteminde yaşanan yoğun dinselleştirme uygulamalarının geldiği noktayı görmemiz açısından önemlidir. Hangi ad altında olursa olsun, okullarda dini yaşam tarzını yaygınlaştıran, gelişme çağındaki çocukların psikolojisini olumsuz etkileyecek dinsel simgeler kesinlikle kullanılmamalıdır.
 
Kamu Sen'in 'Serbest Kıyafete Hayır, Türbana Evet' önergesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eğitimin devasa sorunları dururken adına sendika denen bir örgütlülüğün bütün bu sorunların üstünü örtmek üzere laik eğitimi algısal düzeylerinde yok sayarak özgürlük ve fırsat eşitliğini sadece dinsel simgelerle ve türbanla sınırlandırması kabul edilir bir durum değildir. Bizde Eğitim Sen olarak 'Serbest Kıyafete Evet, Özgürlükçüyüz ama salak değiliz' diyoruz. Öğrencilerin, eğitim süreçlerinde gelişim düzeylerinin 12–16 yaş sürecinde tamamlanmasından kaynaklı, bir simgenin kullanılması tek tipleşme anlamına gelir. Model örnek algısı yaratırken, yaşam biçiminin de transferi anlamına gelir. Herhangi bir dini simgenin kullanılması laik eğitime aykırıdır. Bu dini simgeler arasında Zülfükar'ı da sayarız, teseddürü de, takkeyi de. Dini simgeler, bilimsel eğitime de aykırıdırlar.
AKP İktidarı ile toplum ve devlet, hanifi-sunni dayatması ile şekillendirilmek isteniliyor. 4+4+4, seçmeli adı altındaki zorunlu din dersi, üniversite sınavına eklenen 13 din sorusu bunun örneklerindendir.