Yargı, yeni rejimin aracı oldu

|

Yargı, yeni rejimin aracı oldu A Yargı, yeni rejimin aracı oldu

CAN UĞUR

Anayasa Mahkemesi’nin geçtiğimiz günlerde 4+4+4 yasasının iptaliyle ilgili başvurunun reddiyle ilgili kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.  Anayasa Mahkemesi’nin kararında laiklik tanımı yapılırken ‘Peygamberimizin hayatı’ başlığında açılan dersin de herhangi bir inancın dayatılması anlamı taşımadığı  öne sürüldü. 4+4+4’ün yasalaşmasıyla eğitim giderek gericileştiğini alanlara çıkarak duyuran Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız Anayasa Mahkemesi’nin kararını BirGün’e değerlendirdi. Yılmaz değerlendirmesinde  ‘Bugün artık şunu rahatlıkla söylebiliriz : Yargı kendisine yeni rejimi güçlendirme ve iktidarın fikrini hakim kılma misyonu biçmiştir.İçinde bulunduğumuz dönemde  Yargı artık Cumhuriyet’in kurulduğu dönemdeki İstiklal Mahkemelerinin misyonuna sahiptir’ tespitinde bulunarak Yargı’nın siyasal iktidarın bir aracı haline dönüştüğüne işaret etti.


Anayasa Mahkemesi’nin geçtiğimiz günlerde 4+4+4’ün iptalinin reddi ile ilgili kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Kararı nasıl yorumluyorsunuz?

AKP iktidarının 10 yıllık iktidarı sürecine baktığımızda aslında karşımızda net bir tablo duruyor. Bu da artık yeni bir rejimin inşaa edildiği gerçeğidir. AKP tarafından inşa edilen bu rejimin kökenlerinde islamcılık yer alıyor. İslamcılık aslında kendini laiklik karşıtlığı üzerinden kurduğu ve tanımladığı için bugün 4+4+4 gibi sistemlerin dayatılması durumu var.  Rejimin kendini  tanımlama noktaları da diyebiliriz. Yargının böylesi kararlarını da tablonun içerisine dahil ettiğimizde yukarıda söylediklerimiz daha da netleşiyor. Yargının iktidara paralel biçimde kararlar alması meselesinden bahsediyorsak burada bir mantık var o da bugünkü iktidarın hakim olma mantığıdır. Şimdi geçtiğimiz günlerde Fazıl Say’a verilen cezayı da bu bağlamda düşünebiliriz. Fazıl Say’a verilen ceza ve Anayasa Mahkemesi’nin 4+4+4 kararı bir noktada ortaklaşıyor. İktidarın söylemlerine paralellik noktası. Bugün artık şunu rahatlıkla söylebiliriz : Yargı kendisine yeni rejimi güçlendirme ve iktidarın fikrini hakim kılma misyonu biçmiştir.İçinde bulunduğumuz dönemde  Yargı artık Cumhuriyet’in kurulduğu dönemdeki İstiklal Mahkemeleri'nin misyonuna sahiptir.

Anayasa Mahkemesi’nin kararında yer alan ‘Bireyin ya da tyoplumun değil devletin laik olabileceği’ tanımını nasıl yorumluyorsunuz? 

Siyasal iktidarın Yargı’ya yönelik fikriyatına baktığımızda kendi konumunu güçlendirmek adına Yargı’nın araçsallaştırıldığını net biçimde görüyoruz. Yargı’ya biçilen misyonun bu olduğunu söyleyebiliriz. Alınan kararların iktidarın fikrine yakınlığı net biçimde  görülüyor. Laiklik tanımına da buradan yaklaşmak gerekiyor. Kavramları istediğimiz biçimde kullanmamız ortaya çıkan sonucun doğru olduğu anlamına gelmez. Memlekette bunca haksızlığın olduğu bir dönemde laiklikle ilgili ortaya çıkan tanımın da çarpık olmasına şaşırmamak gerekiyor. Öğrencilerin tutuklandığı muhalif gazetecilerin hapishaneleri doldurduğu sendikalara yönelik baskıcı tutumun giderek arttığı bir dönemin yargı sisteminden bahsediyorsak ortaya konan tanımların da çok doğru olduğunu söyleyemeyiz.  Bundan dolayı gerekçede tanımlanan laikliğin iktidara yakın söylemlere destek sağlamak ötesinde bir anlamı bulunmuyor.

Yeni rejimin kendi hegemonyasını tesis ederken kavramları da kendine uygun biçimde dizayn ettiğini görüyoruz. Örneğin iktidara yakınlığı ile bilinen Kamu Sen’in okullarda kamu hizmeti verenlerin türbanla okullara girmesiyle ilgili eylemi oldu. Bunu ‘özgürlükleri’ savuynmak adına yaptıklarını iddia ettiler .

Özgürlük meselesine baktığımızda siyasal iktidar ile yan yana gelmeyecek bir kavram olduğunu açıkça söyleyebiliriz. Siyasal iktidarın pratikteki uygulamalarının özgürlük açısında kabul edilir bir yanı bulunmuyor. Bu bağlamda özgürlükle ilgili en son konuşacak kesim bunlar. Sadece on yıl içerisinde siyasal iktidarın her alanda özgürlüklerin alanını nasıl kapattığını sivil diktatörlük zeminlerini ne kadar genişlettiğini söylemek mümkün. Kendisine yönelik her türlü eleştiriyi bu şekilde bastıran bir iktidara bu kadar yakın duranların özgürlük gibi bir kaygılarının olduğuna inanmıyorum. Bu denli faşizan bir iktidara karşı özgürlük alanlarımızı savunurken sessiz kalanların özgürlük konusunda konuşacak çok fazla şeyleri olamaz diye düşünüyorum.  Eğitim hakkının ticarileşmesine ses çıkarmayanların dile getirdiği ‘özgürlük’ talebinin her hangi bir sahiciliği bulunmuyor. Yoksul halk çocuklarının haklarını gaspeden onları müşteri haline getiren sisteme edilecek lafların kendisi özgürlük mücadelesidir.

Bugün inançlar üzerinden toplum kutuplaştırılıyor. Bizden de bu kutuplaşmada taraf olmamız isteniyor. İnançlar üzerinden gidilecek bir taraflaşmanın özgürlük adına savunmak mümkün değildir.  Bu saflaşmayla beraber ceberut rejimin faşizan taraflarının da üstü örtülmektedir. Bugün iktidar türban üzerinden yoksulları, kamu emekçilerini ve toplumun birçok kesimini türban üzerinden saflaştırarak kendi iktidarını güçlendirmek istemektedir. Tartışmanın özü budur.

Gerekçeli kararda seçmeli dersin başlığının ‘Peygamberimizin hayatı’olması savunuluyor. Laik bir eğitim sisteminde bu tarz öznel yargılar savunulabilir mi?

Laik bir eğitim sisteminde böyle bir ders konuluyorsa ‘hangi peygamber’ diye sormak gerekir. Ancak AKP döneminde laikliğe yönelik saldırıların bu denli arttığını ve gericileşmenin bu kadar açık biçimde kendini gösterdiği uygulamaları hesaba katınca durum ‘anlaşılır’ hale geliyor. Çoğunluğun inancını siz toplumun tümüne dayatırsanız burada sorun var demektir. Fazıl Say’a verilen cezada inancı aşağıladığı söylenirken Başbakan Erdoğan’ın meydanlarda farklı etnik ve dini kimliğe mensup yurttaşları nasıl aşağıladığı konusuna hiç değinilmiyor. Burada gücü elinde bulunduranların toplumun tümüne dönük açık bir saldırısı var. Toplumu kendi inanç ve fikirleri noktasında çekillendirmek isteyenlerin uygulamalrıyla bugün karşı karşıya kalmış buılunmaktayız.

Üniversitelerde son dönemde Dicle’de başlayıp İstanbul Üniversitesi başta olmak üzere birçok üniversitede gerici saldırılar yaşandı. Eğitim Sen bu konuda ne düşünüyor?
Yeni kurulan rejimin yandaşlarının kendi düşüncelerini hayatın her alanında hakim kılmak istemesini ‘anlamak’ gerekiyor. Bu durum sadece üniversite alanında sınırlı değil. Örneğin 4+4+4’ün yasalaşmasının ardından yasada olmamasına rağmen laiklik karşıtı uygulama hayata geçirildi. Bu aslında yaşananlardan güç alan yeni rejim yanlılarının uygulamaları kendine daha fazla bükme anlayışının sonucu. Ancak bunca olumsuzluğa rağmen hala bu uygulamalara karşı çıkan iktidarın bu tavrına karşı durabilenler var. İktidarın teorisyenleri tarafından da açıkça dile getirilen bir nokta var o da on yıllık iktidar döneminde sokağın sesinin tamamen kısılamamış olması. Bu meseleyi ciddi ciddi çözmek isteyen sokağın sesini kısmak isteyen bir iktidar var karşımızda. Üniversitelerde yaşanan saldırıları bu denklemde değerlendirdiğimizde mesele açıklığa kavuşuyor. Ses çıkartan muhalefet eden sokağa çıkan insanları bir şekilde susturmak gerekiyor. Toplumsal muhalefet kesimlerini artık 2911 sayılı Toplanı ve Gösteri Yürüşleri yasasına muhalefet etmekten yargılamak isteyen bir iktidardan söz ediyoruz. Bugüne kadar biriktirdiğimiz mücadele birikimine dönük bir saldırı var ortada. Bu saldırı tüm alanlarda kendini gösteriyor. Konunun böyle okunması gerektiğini düşünüyorum. Sokaktan muhalifleri kovmak isteyen onlara sokağı dar etmek isteyen siyasal iktidar kendi yandaşlarıyla sokağı doldurmak, yandaşlarını da o alanda ikame etmek istiyor.

Muhalif kesimlere sokağı dar etmek isteyen AKP iktidarına karşı Eğitim Sen ne yapacak?

Hiç tereddüt etmeden söylüyorum eşit özgür ve demokratik bir ülke talebimizin tam karşısında yer alan siyasal iktidarla her alanda mücadele edeceğiz. Bize yönelik geliştirilen her türden uygulamalara hazırlıklıyız. 20 yıldır sokakta olan, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren sendikamız bu alanda eğilmeden bükülmeden mücadele edecektir. Bunun bilinmesini isteriz.