“Ve Kadınlar… Bizim Kadınlarımız”

|

“Ve Kadınlar… Bizim Kadınlarımız” A “Ve Kadınlar… Bizim Kadınlarımız”

Kadını, kadın yapan özgürlükçü kişiliğidir aslında.Baştan aşağı özgürlüğü temsil ederler. Her kadının içinde, yüreğinde “ Ben özgürüm! ” diye bağıran bir ses vardır. Kimisi bu sesi dışarıya yansıtır; kimisi içerisinde bastırır.Ama nasıl bir özgürlük bu bahsettiğimiz? Baştan savma bir özgürlük değil elbette. Hayat için özgürlük. Tatlı bir hayat için...
‘Kadınların ekonomik özgürlüğü’ denilir; bu özgürlük kazanılırsa kadın artık özgür sayılır. Aslında o özgürlüğü yakaladığımız zaman, gerçekten özgür olabiliyor muyuz? Yoksa bu bir palavradan ibaret midir, bilinmez. Kadınların özgürlüğü sürekli olarak kısırlaştırılır. Biri çıkar: “Kadınsın, otur oturduğun yerde, çalışmak senin neyine?” der. Biri çıkar: “Yemek getir!” der. Öbürü çıkar: “Çocuk yap!” der...Bunlar basit örneklerdi.Biz asıl gerçekleri, asıl baskıyı gayet iyi biliyoruz. Birileri tarafından kadına sürekli emirler verilir. Kadın susar ve söylenilenleri yerine getirir. Eğer kadın, sesini çıkarırsa suçlu hep kadın sayılır. Yeri gelir, öldüresiye dövülür. Kadına, adeta bir köleymişçesine eziyet çektirilir. Hiç kimse, kadını köle gibi kullanmak yüzünden erkek kadar alçalmamıştır!
İçinde bulunduğumuz zaman içinde ezilen kadın nüfusu oldukça fazla. Kadınlarımızın emek gücü yok sayılıyor. Kadınlarımız zorla, görücü usulü dediğimiz şekilde evlendiriliyor( nedense bu olay hep doğu şehirlerde oluyor). Kadınlar hala cinsel obje olarak görülüyor. Kadınlarımıza bir eşya değeri biçiliyor ve kadınlarımız resmen satılıyor. Bu nasıl kabul edilebilir ki?  Ufak bir kız çocuğuna tecavüz ediliyor, ancak tecavüz eden suçsuz, kız ise suçlu sayılıyor, öldürülüyor… Ve devlet baba, sesini çıkarmıyor.Ne zaman çıkarır sesini orası da belli değil ya… Ne yazık... Ne kadar düşmüşüz insanlık adına, ne kadar da yerin dibine girmişiz!!!
Bir kadın, sokakta yürürken farklı duygularla doludur. Kadınlar, sokakta erkekler tarafından gözle hatta elle tacize uğramaktadır. Kadınlar bu yüzden sokakta dilediği şekilde yürüyemez hale geldi.Genç kadınlar, yaşı başı 60ı geçmiş adamlar tarafından tacize uğruyor. Bunu dile getirince de kadın suçlu bulunuyor. “Etek giymeseydin, laf atmazdı” deniliyor. Kadın suçlu durumuna düşürülüyor. Biz kadınların bu şekilde özgürlüğü kısıtlanıyor. Etek giymek, en ufak bir dekolte bile ‘günah’ diye adlandırılıyor. Ama ne hikmet ise, erkeğin kadına dayak atması, erkeğin kadına tecavüz etmesi ‘günah’ sayılmıyor. Garip… Ve her geçen gün bu tür yobazlaşmış şeyler, daha da yobazlaşıyor.
Kadınların görevi yalnızca “evin kadını,çocukların anası” olmak değildir. Kadın sanat ister,kadın okumak ister,kadın tiyatro ister film ister, yada herhangi bir uğraş, bir hobi ister.Kadın isteklerini özgürce yapmak ister.Kadın, kadın olmak ister! Kadın sadece yaşayabileceği tatlı bir hayat ister… Bunda bir kötülük var mı? Ben göremiyorum
Kadın,sosyal hayatında mutlaka özgür olmalı, “çevredeki insanlar ne der?”  “aman bunu yapmayayım, insanlar yanlış anlar” korkusuyla yaşamamalıdır.
Kadınlar örgütlenmelidir. Kendi kurtuluşları ve aslında sosyalizm adına örgütlenmelidirler. Çünkü sosyalizm zaferi olmadan, kadın kurtuluşu olamaz. Ama sosyalizmin kurtarılması da kadınların fiiliyatı olmadan mümkün değildir.
Kadın sokağa çıkmalı, haykırmalı. Kadın okumalı, öğrenmeli ve öğretmeli. Kadın, kadını üreme fonksiyonu ile sınırlandıran kapitalizmi yıkmak için savaşmalı. Kadın, kadını esir yapan, gelenek ve ideolojilere karşı sistemli bir savaş içinde olmalı.
• • •
...
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon’a doğru.
Nâzım Hikmet

8 Mart 1857 tarihinde, kötü şartlar altında çalışan 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istekleriyle greve başladılar. Polisin işçilere saldırması, arkasından çıkan yangından, kurulan barikatlar yüzünden kaçamayan, geneli kadın olan 100ü aşkın işçi hayatını kaybetti.
2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
• • •
Biz emekçi kadınlar olarak, bu gününün yaratıcısı Clara Zetkin’e ve 8 Mart günü, emekleri adına hayatını kaybeden emekçi kadınlarımıza, bize asıl mücadeleyi öğrettikleri için sonsuz teşekkür ediyoruz.
EYLEM BAŞAK ŞENTÜRK