Sınıf mücadelesinde yola devam

|

Sınıf mücadelesinde yola devam A Sınıf mücadelesinde yola devam

“Tekel” olma sırası şimdi de Amerikalı emekçilerde. Bu yıl kazanılmış hakları bir bir ellerinden alınan sendikalar, toplusözleşme hakkını elde etmek için mücadele eden bir grup temizlik işçisini desteklemek üzere gittiği Memphis’te 4 Nisan 1968’de suikasta uğrayarak yaşamını yitiren Martin Luther King’in anısına ülke çapında “Hepimiz Biriz” adlı bir kampanya başlattı. 4 Nisan’da Los Angeles’tan San Francisco’ya, Seattle’dan New Haven’a ABD genelinde başlatılan eylemlilikler kapsamında 9 Nisan’da binlerce emekçi New York’ta Times Meydanı’nda toplandı. 42. Cadde ile 8. Bulvarın kesişiminde toplanan emekçiler şehrin en işlek caddelerini saatlerce sloganları ve şarkılarıyla bir karnaval yerine çevirdiler. Wall Street’in bankerleriyle nüfusun sadece yüzde birini oluşturmalarına rağmen eyaletin toplam gelirinin yüzde 46’sını arsızca ceplerine indiren ve bir türlü doymak bilmeyen bir avuç zengine, “Bu ülkeyi biz inşa ettik, Siz yıktınız” diye seslerini yükseltiler. ABD işçi sendikaları federasyonu AFL-CIO’nun New York Eyalet temsilciliği tarafından düzenlenen mitingde sermayenin toplusözleşme ve sosyal güvenlik haklarına saldırısına karşı bir ayı aşkın bir zamandan beri yılmadan direnen Wisconsin eyaleti ile sınıf mücadelesinin yükselişe geçtiği Chicago, Ohio, California ve diğer eyaletlerin adı sırayla sayıldı. Bu sembolik yoklama töreninin amacı sıranın şimdi New York’a geldiğini ve ABD’nin her açıdan merkezi olan New York’un ülkenin tümüne yayılmış sınıf hareketinin de merkezi olacağını dosta düşmana duyurmaktı.
‘GERİ ÇEKİLMEK YOK...’
“Daha henüz bitmedi”, “Devrim şimdi başlıyor” sloganlarına ülkenin efsanevi ozanlarından Bruce Springsteen’in kendisi kadar efsanevi şarkısı “Geri çekilmek yok, bebeğim, teslim olmak yok” eşlik ediyor, yoldan geçen araçlar kornalarıyla bu ses cümbüşüne renk katıyorlardı. ABD işçi sınıfı onlarca yıl süren sessizliğinden sonra gücünün farkına tekrar varmış olmalıydı ki “Birleşmiş işçiler asla yenilmezler” sloganı New York caddelerini inletiyordu. Yaşlısı genci, siyahı beyazı, yerlisi göçmeni, kadını erkeği ile kamu ve özel sektörden öğretmenler, ulaşım sektörü emekçileri, üniversite öğretim üyeleri, mühendisler, metal sanayi işçileri, aktörler, sanatçılar, sağlık emekçileri,  temizlik işçileri, işsizler ve daha nicesi kol kola geleceğin özgür Amerikasını bugünden kuracaklarına dair ant içiyordu. Manhattan’ın hemen her caddesinde karşınıza çıkan seyyar satıcılardan biri yumruğu havada “İşte demokrasi böyle görünür” sloganını polislerin yüzüne korkusuzca bakarak atıyor, bütün bu olup biteni biraz da şaşkınlıkla seyreden alışverişe çıkmış insanlarla iki katlı otobüslerin içinde şehir turu yapan turistler sürekli fotoğraf çekiyordu.   11 Eylül saldırısında gösterdikleri kahramanlıkla halkın sevgisini kazanmış itfaiyeciler de araçlarının camlarına astıkları sendikaları destekleyen birbirinden ilginç posterlerle showlarıyla ünlü Broadway’den geçiyorlardı.
İşte böylesine canlı bir atmosferde ateşli bir konuşmayla kitleye ilk seslenenlerden biri AFL-CIO’nun New York Bölgesi başkanı Denis Hughes oldu. Huges, “Hepimiz Biriz” şiarı etrafında hızla büyüyen emek hareketinin daha henüz yeni başladığını, her geçen gün daha çok emekçinin sendikalaşma konusunda daha fazla bilinçlendiğini, mücadeleye ve direnişe ülkenin tümünde hız kesmeden devam edeceklerini söyledi. New York’un birçok farklı bölgesinden yüzlerce üyesini ücretsiz olarak trenlerle mitinge taşıyan New York Birleşik Öğretmenler Sendikasının başkanı Dick Lanuzzi, emekçilerin çalıştıkları sektörlerden bağımsız olarak ortak bir saldırı karşısında olduklarını, bu nedenle mücadelenin bütün sınıf adına ortak yürütülmesi gerektiğini dile getirdi. Üzerlerinde kırmızı tişörtler, bandanalar, kolluklar bulunan öğretmenler başkan Lanuzzi’nin konuşmasını “Hepimiz Biriz” sloganlarıyla desteklediler.
Konuşmacılar arasında en fazla alkışı toplayanlardan biri Ulusal Eğitim Derneği başkanı Dennis Van Roekel oldu. Roekel, toplumu yoksullaştıran krizin sorumlusu olanlar emekçilerin ödediği vergilerle kurtarılıp, vergi indirimleriyle ödüllendirilirlerken, bütçe açıklarının sorumlusu sanki emekçilermiş gibi şimdi de emekçilerin cebinde kalan son birkaç kuruşu çalmak için yine emekçilere saldırıldığını vurguladı. “Bu nasıl bir iştir?” diye sordu. Roekel’in konuşması sık sık “Birleşmiş işçiler asla yenilmezler” sloganlarıyla kesildi. Başkan konuşmasını “Hayatta öyle zamanlar vardır ki bunlar ölüm kalım anlarıdır. İşte şimdi böyle bir anı yaşıyoruz” sözleriyle bitirdi. Mitinge katılan diğer sendikaların temsilcileri benzer konuşmalarla ülkenin ve dünyanın tarihsel bir dönüm noktasında bulunduğunu, bütün kıtalarda işçi ve emekçilere savaş açıldığını, bu durumun bütün emekçileri mücadeleye çağırdığını söylediler. İşin ilginci bu sözler Times yani Zamanlar Meydanı’nda söyleniyordu. Sanki Zamanlar proletaryayı şehrin bir başka bölgesine, Wall Street’e yani Duvar’a karşı cepheye çağırıyordu.
AVRUPA CEPHESİ
9 Nisan’da Duvar’a yani finans sermayesine karşı bir cephe de İzlanda’da açıldı. Sosyal Demokrat-Yeşil İzlanda Hükümetinin İzlanda bankası Landsbanki 7 Ekim 2008 göçüsü nedeniyle İngiliz ve Hollandalıların bu bankanın internet şubesi Icesave’de açtırdıklardı hesaplardaki tasarruflarını kaybetmeleri sonrasında İngiliz ve Hollanda banka sigorta şirketlerine 5,2 milyar dolar ödeme planı referandumunda İzlanda seçmenlerinin yaklaşık yüzde 75’i aynı gün sandıklara gitti. 6 Mart 2010’da yapılan benzer bir referandumda o günkü ödeme planını yüzde doksan üç çoğunlukla reddeden İzlandalılar,  bugünkü ödeme planını da bu kez yüzde altmışa yakın bir çoğunlukla reddettiler. Duvar’ın ve ona kayıtsız koşulsuz teslim olmuşların iddialarının tersine İzlandalıların reddettiği Icesave tasarruflarını kaybeden İngiliz ve Hollandalılara yapılacak ödemeler değil,  karlar özelleştirilirken zararların toplumsallaştırılmasını dayatan neoliberal dogma idi. Zaten ilgili Avrupa Birliği direktifi bile “bu tür planların finansman maliyetleri prensip olarak kredi kuruluşlarının kendilerine ait olmalıdır” diyor. Belki de İzlandalılar, geçen yıl Yunanistan ve İrlanda’da, bugünlerde ise Portekiz’de yapılan benzer dayatmalara karşı çıkılmadığında bunların neden olduğu felaketleri gözleyebildiklerinden ikinci kez hayır dediler. Şimdi Icesave sorunu mahkemelerde çözümlenecek.
Bir yandan da Yunanistan, İrlanda, İspanya, Fransa, İtalya ve daha bir sürü Avrupa ülkesinde sürdürülen kemer sıkma politikalarına karşı gelişen emek hareketi de her geçen gün daha da güçleniyor. Daha iki hafta önce, 26 Mart 2011’da bütçe açığını kapatmak amacıyla İngiliz hükümetinin kamu harcamalarını kısma ve kamudan işçi çıkarma planlarını protesto için 500.000 İngiliz emekçinin Londra Trafalgar Meydanı’nda yazdıkları destanı da geçerken hatırlayalım.
YOL AYRIMI
Öte yandan, 11 Nisan 2011 yazısında Ergin Yıldızoğlu’nun da ayrıntılarıyla tartıştığı gibi dünya emtia fiyatlarında gözlenen hızlı artışlardan telaşlanan Avrupa Merkez Bankası’nın enflasyonla savaş adına geçen hafta başlattığı faiz artırımı bir süredir toparlanmaya başladığı ileri sürülen dünya ekonomisinin geleceğini yeniden tehlikeye soktu. Bu durum yaşanmakta olan kemer sıkma politikalarının daha da derinleşmesine ve dolayısıyla tüm dünyada emekçilerin yaşam koşullarında artan kötüleşmelere neden olabilir. Yukarıda tartıştığımız gelişmeler ve bu beklentiler ışığında sınıf mücadelesinin dünya genelinde artarak yoğunlaşacağını bekliyoruz. ABD’ye dönersek, 2012 seçimlerinin yaklaştığı şu günlerde ülkenin giderek daha da politikleşmesi Demokrat Parti ile henüz Duvar’ın baskısından kurtulamamış Başkan Obama’yı önemli bir yol ayrımına getirebilir. Dahası, Obama ve/veya Demokrat Parti emekçilerin taleplerine cevap veremezse, emek hareketi mevcut söylemden bağımsızlaşarak daha da radikalleşebilir. Bu tür bir gelişme, her ne kadar olasılığı şimdilik düşük gibi dursa da, düzen güçlerini politikalarını gözden geçirmeye itebilir, ki düzen güçlerinin bulabilecekleri seçenekler arasında şimdilerde ülkemizde de gözlediğimiz demokratik hakların daha da kısılması hatta tümüyle askıya alınması da olabilir. Bu yüzden tüm dünya emek ve demokrasi güçlerinin böylesi bir olasılığa hazırlıklı olmalarında ve yükselen mücadelelerini birleştirerek daha da güçlendirmelerinde yarar görüyoruz.
ABD’deki “Hepimiz Biriz” hareketi ve onun Mısır’dan Tunus’a, Hindistan’dan Türkiye’ye dünyanın gerisindeki destekçileri bu yönde hepimize ışık tutuyor.

AHMET ÖNCÜ-SABRİ ÖNCÜ