Kriz bitti mi?

|

Kriz bitti mi? A Kriz bitti mi?

2008 krizi denildi, artık kapitalist sistemin sonunun geldiği söylendi, ardından bir V hareketi kapsamında durgunluk ve toplarlanma süreci yaşıyoruz denildi. En nihayetinde de dünya ekonomisinin artık kötü günlerinin sona erdiği coşkusu doğdu ve bir kriz dönemi daha geride bırakıldı. Peki bu kriz dönemi tamamen bitti mi ve ülkelerarası dengeler yine aynı noktaya mı geldi? Bunlar akıllarda kalan soruların sadece birkaçı...
Artan emtia fiyatları nedeni ile dünyada şu günlerde enflasyonist bir ortam gündeme gelse de, bir yanı spekülatif (yani gerçek arz ve talepten dolayı meydana gelmeyen, kâr amaçlı, suni değişiklikler) olan bu artışları genel görünümü incelerken analiz dışında bırakmak genel eğilimi görmek açısından faydalı olacaktır. Kriz sonrası, beklentiler doğrultusunda talep yavaşlaması ve takibinde de gelişmiş ülkelerde deflasyon riski görülmüştü. Diğer bir ifade ile talep yetersizliği ve alım gücü yoksunluğu ile üretimde ve büyümede yavaşlama meydana gelmişti. Bu durumun aksine, gelişmekte olan ülkelerde de tüketim harcamalarına bağlı enflasyonist bir risk ortamı oluştu. Yukarıda görülen grafikler bu durumun aslında genel bir özeti olarak incelenebilir. Görüldüğü üzere özel tüketim harcamalarında gelişmekte olan ülkeler oldukça yüksek bir hızla diğer gelişmiş ülkelerin üzerinde bir grafik sergilemiştir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu ülkelerin ekonomileri şu günlerin söylemi ile giderek “ısınmaktadır”. Velhasıl bizde de “suyunun iyice ısınması” deyimi vardır, yani yavaş yavaş sonun gelmesi durumu... Bu “son” tehlikesini yaratan faktörler ise ortada:  yüksek cari açık, bu açığın finansman güçlüğü, yüksek işsizlik oranları, ve yüksek kamu borçları en öncelikli sorunlarımız arasında gözükmektedir.
Gelişmiş ülkelerde deflasyon riski hâlâ gündemde iken gelişmekte olan ülkelerde enflasyon riskinin olması iki kutuplu bir dünya ekonomisinin varlığını bir kez daha kanıtlamaktadır. Gelişmekte olan ülkelere doğru sermaye akımları hızlanırken, bu ülkelerin yerel para birimlerinin değer kazanmasına ve yüksek cari işlemler açığına yol açmaktadır. Türkiye özelinde de görülen, bizim de defalarca yazdığımız ve gündemin öncelikli maddesi olan cari açık probleminin ileriki dönemlerde nasıl finanse edileceği şu günlerin endişe ve merak konusudur. Çünkü sıcak paranın özellikle Türkiye’ye hangi kaynaktan geldiği bilinmese de, Avrupa ve Amerika’da olası faiz arttırımları ile kaynağın kesileceği korkusu gittikçe büyümektedir.
Daha önce mevcut bu iki kutuplu sistemin kurgulanmasında rol oynayan IMF, başarısızlığını tam olarak itiraf etmese de, daha önceki tezlerinin zıddı önerileri ile piyasaları yönlendirme gayretindedir. Çünkü bu sistem yeniden kriz sinyalleri vermektedir. Gelişmekte olan ülkelerde yüksek dış borçlar ve finansman sorunları, gelişmiş ülkelerde ise yüksek kamu borçları ile istihdam sorunları bugüne kadar idare edilse de artık IMF’nin de kendi ile çelişebileceği bir mertebeye erişmiştir. Örneğin Avrupa bölgesinin sorunlu beş ülkesi, aslen “domuz” isminden yola çıkılarak PIIGS kısaltması ile adlandırılan Portekiz, İrlanda, Yunanistan, İspanya ve İtalya’da görülen mali bozukluklar ve nihayetinde IMF’den yardım talepleri IMF’yi zor durumda bırakmaktadır. Yaklaşık 80 milyar dolar seviyelerinde olması beklenen bu yardımlar toplamı, aslında ülkelerin kriz çaresizliği ve tüm finansman kaynaklarının sonlarına geldiklerini gözler önüne sermektedir. En son Portekiz’in iflası üzerine söylentiler dolaşmaktaydı ki görevinden yeni istifa eden Portekiz Başbakanı Jose Socrates “Bu, ülkemiz için özellikle önemli bir an ve hiçbir şey yapılmazsa her şey kötüye gidecek. Her şeyi denedim, ancak doğrusu bu karar alınmadığı takdirde ülkenin almaması gereken risklerin ortaya çıkacağı bir ana geldik. Kurtarma son çareydi” şeklinde çaresizce bir açlıklama yapmış, IMF’den yardım talebini açıkça dile getirmiştir.
Neticeye baktığımızda ekonomileri sorunlu olan, hayat şartlarının emekçi kesimler aleyhine geliştiği ülke sayısında, kriz öncesine göre bir artış söz konusudur. Kendi doğal kaynakları ve işgücü gibi üretim faktörlerinden ziyade finansal işbirliği içinde bulundukları ülkelerin sermaye akışından etkilenen ekonomiler 2008 krizinden kalan mirastır. Bu durumun tabii evveliyatı neoliberal politikaların hayata geçiş tarihine dayanır ve süregelir. Dünyada ülkeler arasındaki dengelerin yönü ise adeta kriz sonrasında “bakıma muhtaç ülkeler” ve “patron ülkeler” arasında gittikçe daha da derinleşmekte, birbirlerine bağımlılıkları artmaktadır. Tabii aman sermaye çıktı, aman borçları nasıl ödeyeceğiz sorunları ile boğuşan ekonomi patronlarının yanında gittikçe enformalleşen ve güvencesizleşen emekçilerin hakları sadece seçimden seçime ortaya atılıp, tozlu raflara mahkûm bırakılmıştır.

ASLI AYDIN
asliaydin815@gmail.com