Bölünmüş Bahreyn toplumunun gerçek hikâyesi

|

Bölünmüş Bahreyn toplumunun gerçek hikâyesi A Bölünmüş Bahreyn toplumunun gerçek hikâyesi

Michael Slackman, Bahreyn'de hükümet destekli bir gösteriyi, New York Times'daki yazısında aktarırken, katılımcıların zengin olduğunu, hükümet karşıtı eylemler yapan düşük gelirli Şiilerden çok farklı olduğunu belirtiyordu. Slackman, "Hava, parfüm kokularıyla kaplıydı ve insanların pahalı arabaları vardı" diyor.

Yerel ve uluslararası basın sürekli Bahreyn'deki mezhep ayrılığından bahsetse de, iki taraftaki eylemciler de Şii-Sünni birlikteliğinden söz ediyor. O zaman gerçekte ne oluyor?

Öncelikle, birkaç gerçekten bahsedelim. Bahreynlilerin çoğunluğu, yani yüzde 70'i kadarı, Şii mezhebine bağlı ve İnci Meydanı'ndaki hükümet karşıtı/ reform yanlısı eylemcilerin çoğunluğu Şii’dir. Bahreyn'in Sünni kraliyet ailesi tarafından yönetilmesi ve hükümeti destekleyen eylemcilerin çoğunun Sünni olduğu da doğrudur. Elbette, bu bütün Bahreyn Sünnilerinin zengin ya da Şii olmanın fakir olmasıyla eşanlama gelmiyor. Çoğu yorumcunun da doğrulayacağı gibi, Bahreyn, ekonomik anlamda güçlü Şii ailelere ve yüksek noktalardaki Şii hükümet yetkililerine ev sahipliği yapıyor.

ZENGİNLİK MUAZZAM EŞİTSİZLİĞE YOL AÇIYOR

Ancak bu sorunun olguları kendileri adına konuşuyor. Yolsuzluk, dost kapitalizm ve şeffaflığın az oluşu eşitsiz gelişime neden oluyor ve zenginlikte muazzam eşitsizliğe neden oluyor. Bahreyn Şiileri, ülkenin ekonomik canlanmasında kaybediyor.

Bunun yansıması, büyük bir bölümde, Bahreyn rejiminin kendi meşruluğuna olan tepkiye karşı bazı grupların ve bireylerin diğerleri üzerinde üstünlüğü olduğu bir sistemin içinde kimlik politikasını teşvik etmesi ve desteklemesi stratejisinin başarısıdır. Diğer bir deyişle: ayrımcılık.

Yani Şiiler reform yanlılarının ve hükümet karşıtlarının çoğunluğunu temsil ediyor çünkü onlar nüfusun çoğunluğu ancak aynı zamanda hükümet onlara karşı ayrımcılıkta bulunuyor.

Bu arada, Bahreyn'in yöneticileri, hükümetin, ordunun ve işadamlarının çoğu Sünni. Bahreyn'in siyasi, sosyal ve ekonomik sistemi başkalarının hakları pahasına, bazılarına ayrıcalık sunarak işliyor. Böylelikle, hükümet Bahreyn halkları arasında bir ayrımı sağlamış oluyor (Baharnlar, Araplar, Ajamlar, Asyalılar) ve ulusal düzlemde yurttaşların ortaklaşmasını engelliyor - ki bu rejime geçmişte büyük tehdit oluşturmuştu.

Bu "böl ve yönet" politikası El Kalifa tarafından geliştirilmişti ve 18. Yüzyıl'da Bahreyn'e yerleşen müttefikleri, Şii toprak sahiplerinin topraklarını özelleştirdi ve onları köylüler haline getirdi. O zamanlar bile, rejim vergi toplayıcı ya da bakan olarak birkaç Şii ailesinin yardımıyla çalışıyordu. Bugün de, hükümet içindeki yüksek pozisyonlar oransız olarak El Kalifa ailesine ve ya diğer Sünni müttefiklere veriliyor ve sadece birkaç seçilmiş Şii temsilciye güçlü pozisyonlar veriliyor.

Bahreyn'in İngiliz sömürgesi olduğu zamanlar oluşturulan ayrımcılık geleneğini devam ettiren rejim (o zamanlar polisler İngiliz sömürgesi Hindistan'dan getirilirdi), bugün savunmada paralı askerlere güveniyor ve  Bahreyn Şiilerine kendi ordularında hizmet verme hakkı verilmiyor.

Diğer bir ayrımcılık biçimi seçimlerde hile olarak karşımıza çıkıyor. Geçmiş seçimlerde, Şiilerin hâkim olduğu kuzey valiliğinde, 91,000'den fazla insan parlamentoya 9 temsilci seçti. Sünnilerin hâkim olduğu güney valiliğinde sadece 16.000 kişi 6 temsilci seçti.

AYRIMCILIĞI REJİM KÖRÜKLÜYOR

Bu, geçen yıl yüzlerce Şii eylemcinin gözaltına alınmasına ve 23 Şii yurttaşın hükümeti devirmek için "terör" örgütü kurma suçuyla tutuklanmasına ektir. 23 kişi, çoğu Özgürlük ve Demokrasinin Hak Hareketi (Seçimleri boykot eden muhalefet grubu) üyesi geniş kesimlerce eleştirilen terörle mücadele yasası altında suçlanmıştı. Geçen hafta, başkaldırıya verilen bir ödün olarak salı verildiler ve davanın siyasi olduğuna dair şüpheleri doğruladılar.

Bahreyn'in mezhep ayrımı, bu nedenle, ekonomik eşitsizlik ve insan haklarının tanınmamasından geliyor.

Şu anki başkaldırıyı anlamanın daha iyi yolu onu bir insan hakları ve özgürlükleri hareketi olarak görmekten geçiyor. Talepler, az miktardaki bir grup için ayrıcalıkların olduğu bir sistemden, herkes için daha fazla hakların olduğu bir sisteme geçiş. Büyük ihtimalle, bu Şii hâkimiyetinin olduğu hükümet karşıtı, reform yanlısı "sahip olamaz" kitlesi, mezhep ayrılığını geçip, liberaller, laikler ve insan hakları aktivistlerini de kapsayan Bahreyn'in çeşitli siyasi platformlarını bir araya getirdi.

Tabii ki bu, hem hükümet karşıtı hem de hükümet yanlısı tarafın içinde sekter grupların olmadığını göstermiyor. Ancak bu noktada, daha çok ekonomik eşitsizliğin ortadan kaldırılması ve daha fazla hak için çağrı yapılıyor ki bu da dini sınırları aşmayı sağladı.

Sınıf etkisini daha iyi gösterecek olan üst-orta sınıf örgütü "Nido" gençliğidir. Bazıları İnci Meydanı, reform yanlısı muhalefetin parçasıyken, çoğunluğu apolitik durumlarından kurtulup, hükümet yanlısı hareketi desteklemeye başladılar ve eylemcilerin "bildiğimiz Bahreyn'i" yansıtmadığını söylediler - Tabii ki etmiyorlar.

Hükümetin uzlaşmacı jestleri konusunda, Bahreyn'in şu an ihtiyacı olan hükümet ve ayrıcalıklı destekçilerinin "birleşim" adına reklam gösteriler yapması değil. Bu, derin sorunları bulunan ve büyük ihtimalle yıkılacak olan bir sistemin dışarıya atacağı bir konu olmamakla birlikte, halkla ilişkilerden daha fazlasıdır.

Ortadoğu'da uzun memnuniyetsizlik kışı oldu; ve bu bahar olan radikal değişimler Bahreyn'in hayalinden uzaklaşmış değil. Sonuç, şu an için belirsiz ancak bir şey kesin: İnci Meydanı'ndaki reform yanlısı eylemcilerin talepleri değil, Bahreyn hükümetinin baskı ve ayrımcı yönetimi ülkeyi mezhepsel boşluğa düşürüyor.

 

TAHİYYA LULU

Takma isimli bir Bahreynli bağımsız kadın aktivist ve yorumcu