Bir ‘ileri demokrasi’ senaryosu...

|

 Bir ‘ileri demokrasi’ senaryosu... A  Bir ‘ileri demokrasi’ senaryosu...

Cumhuriyet tarihinde hiçbir parti, AKP denli tek başına ve güçlü iktidar olmamıştır. Ne, içinde padişahçısından Cumhuriyetçisine, hilafetçisinden laiklik yanlısına, sosyalistinden liberaline birbiriyle çatışan eğilimleri barındıran, tek parti gibi görünmesine karşın birbirine muhalif pek çok ideolojinin yer aldığı Cumhuriyet’in kurucu CHP’si, ne halkın din duygularını sömürerek iktidar olan ve ülkeyi NATO’ya sokup ABD’ye kapıları açan Menderes’in DP’si, ne de 12 Eylül faşizminin açtığı yoldan iktidara oturan IMF destekli Özal’ın, sözde dört eğilimi bir araya getiren ANAP’ı, AKP denli gerek Meclis’teki sayı gücüyle gerek dış desteği ile gerek sivil ve resmi örgütlenmesiyle, gerek kendisi adına oluşturduğu medya gücüyle Anayasa’yı bile rahatlıkla değiştirebilecek bir iktidar gücüne sahip olabilmişlerdir. Tepkileri soğutma, iktidara alışma, kadrolaşma süresi olarak kabul edilebilecek olan ilk beş yılı bir yana bırakacak olursak, geçen iktidar süreci içinde gerçekten demokrasiyi düşünen bir iktidarın “yetmez ama evet” kandırmacasının yerine gerçek ve tam bir demokratik anayasa hazırlamaması için hiçbir neden ve engel yoktu.  80 faşist darbesinin en belirgin uygulamaları ve kurumları olan YÖK’ü kapatabilir, zorunlu din derslerini, dokunulmazlıkları, seçim barajını kaldırabilir, Adalet Bakanı ve müsteşarını kuruldan çıkartıp HSYK’yi gerçekten bağımsızlaştırabilir, Anayasa Mahkemesi’ni, seçim ve siyasi partiler yasalarını demokratikleştirebilir, çalışanların grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkını güvence altına alabilir, zaman aşımı sorununu çözerek 12 Eylül darbecilerinden gerçekten hesap sorulabilecek düzenlemeler yapabilirdi, uyum yasaları ile bütün bunları kökleştirebilir, muhalefetin de bütün bunlara söyleyecek hiçbir sözü olmayacağı gibi destek de sağlayabilir, ülkeyi de referanduma gitmekten kurtararak gereksiz milli servet savurganlığından koruyabilirdi. Böyle bir demokratikleşme sürecine hiçbir muhalefet karşı koyma safdilliğini göstermez, gösterenlerin de yaşama şansı kalmazdı.
NELER OLDU...
Ne var ki böyle olmadı. Köşkte konuk edilen, açılışlarda yan yana poz verilen 12 Eylül darbecilerinden hesap sorma kandırmacası ile ortaya çıkılıp, hesap sormak bir yana, önce toplumun gazı alındı, ardından maaşları artırıldı ve üstü örtüldü. Gerçekten demokratikleşme adına böylesi olanaklar varken neden bu süreç savsaklandı? Acaba bütün bunlar ince ince hazırlanmış bir tasarının parçası olabilir miydi? Olası varsayımlardan yola çıkıp değişik bir irdeleme yaptığımızda, değişik sonuçlara ulaşılabilir mi? Bu irdeleme düşsel bir senaryo olarak da değerlendirilebilir, olabilir bir tasarı adına yapılabilecek çözümleme de.  Bunun sonuçlarını bugünün koşulları çerçevesinden baktığımızda ancak ya tarih belirleyebilir ya da nesnel aklın yansız karar verebilme yetisi, öngörüsü.
İşte bu varsayımsal gözlükle baktığımızda seçim malzemesi yapmak adına yeni anayasa hazırlama işi Haziran seçimleri sonrasına ertelendi. İleri demokrasi diye yutturulmaya çalışılan mutlak AKP egemenliği için yapılacak yeni uygulamalara tepki gösterilmesini engellemek adına ordu iyice sindirilmeli, yargı tamamen ele geçirilmeliydi. Süren davalar istenildiği gibi sonuçlanmalı, yapılacak uygulamalardan ve dava sonuçlarından hesap soracak bağımsız bir yargı ve özgür bir basın ortadan kaldırılmalıydı. Bunlara gösterilecek tepkileri sindirebilmek, karşı kamuoyu yaratılmasını engellemek için ileri demokrasi  çığırtkanlığı ve darbe masalları ile basın özgürlüğü yerle bir edilmeli,  basının üzerine acımasızca korku şimşekleri salınmalıydı. Yüksek yargının iş gücünün şişkinliği, bazı süren davaların zaman aşımına uğrayacağı özellikle Hizbullahçıların serbest kalacağı biliniyor olmasına karşın önlemler sabırla geciktirilmeliydi. Yüksek yargının işgücünü azaltmak için referandum öncesinde gerek Yargıtay’ın gerekse Danıştay’ın daire sayıları artırılabilirdi; ancak o zaman daha HSYK ele geçirilmemişti ve istenilen atamalar gerçekleştirilemez, yüksek yargıdaki sayısal güç istenildiği gibi oluşturulamazdı. Önce 12 Eylül Anayasası kabul edilmeli,  HSYK’nin yapısı değişmeli ve istenilen şekil verilmeli, Hizbullahçıların serbest kalması ile toplumda kaygı uyandırılmalı ve bunu bahane ederek Yargıtay ve Danıştay’ın daire sayısı artırılmalı, yeni ve istenilen şekil verilmiş HSYK ile istenen üyeler atanmalı  Yüksek Yargı’daki denge istendiği gibi değiştirilmeli,  yeni anayasanın verdiği güçle Anayasa Mahkemesi de “ileri demokrasi” aldatmacasına göre şekillendirilmeliydi.  Artık Haziran seçimlerinden sonra yine güçlü ve tek başına bir AKP iktidarı çıktığında Anayasa’nın değişmez maddelerini bile değiştirmek için hiçbir engel kalmayacaktı. (Ne ilginçtir ki daha bu satırlar kaleme alınırken, hükümetin bertaraf etme tehdidine teslim olan TÜSİAD tarafından, 12 Eylül Anayasası’nı kaleme alan hukukçunun öncülüğünde hazırlatılan Anayasa çalışması ile değişmez maddeler tartışmaya açılarak halk Haziran seçimleri sonrası için hazırlanmaya başlandı bile). Ergenekon başta olmak üzere açılan davalar ve yapılan tutuklamalar halkoylaması öncesinde hızla sonuçlandırıldığında, yargıya istenilen şekil verilemediği için istenen sonuçlar alınamaz, hatta çıkacak sonuçlar iktidarın sonunu da getirebilirdi. O nedenle siyasetin bir kanadı bir yandan davaların savcılığına diğer kanadı avukatlığına soyunurken, bir yandan da hiç acele etmeksizin, sabırla dava sonuçlarını beklemek gerek, anlayışı ile elden geldiğince süreç yavaş işletilmeliydi.
FİLMİN SON BÖLÜMÜ
Gelinen noktada gerekli kurumlara gerekli şekiller verilmiş, tutuklamalar ve dava süreçleri artık kamuoyunda rahatsızlık verecek aşamalara ulaşmış, seçim yaklaşmış, istenilen sonuçları almak için hemen hemen hiçbir engel kalmamış olacaktı. Sabırla beklemek gerek, diyen yüksek siyasetin değişik alanlarından yine toplumun gazını almak, tarafsız ve demokrasi yanlısı görüntüsü oluşturmak için, “kaygı, geciken adalet adalet değildir”, söylemleri yükseltilecekti. Bu senaryonun sonunda, sindirilen ordu ve basın, istenildiği gibi şekillendirilen yargı sonrasında, bunca zaman kimin neyle suçlandığı belli bile olmayan yargılama süreci, seçimlerden hemen sonra  hızlanıp, tam da tarafsız(!) savcıların savlarındaki gibi sonuçlanırsa, hiç şaşmamak gerek. Böylece siyasal iktidar, hem istediği sonuçları almış hem de sözünü yerine getirerek adaletin gecikmesini önlemiş, yeni bir başarıya imza atmış olacaktı. Bu dizi film senaryosunun son bölümü Haziran seçimleri sonrasında oynanacak ve senaryonun nasıl sonuçlanacağına halk karar verecek. Ya, özel TV’lerdeki gerilimi her gün artan dizilerde yaptığı gibi senaristlerin yazdığını benimseyip merakla ve söylene söylene izlemeyi sürdürecek ya da yazılıp sunulana boyun eğmeyip yeni senaristler görevlendirecek.
Bekleyip görmek gerek!

ADNAN ACAR
trtacar@hotmail.com