Altın ya da ahşap, bülbülün kafeste işi ne?

|

Altın ya da ahşap, bülbülün kafeste işi ne? A Altın ya da ahşap, bülbülün kafeste işi ne?

Bu günlerde ortalık çılgın projeden geçilmiyor. Ülke olarak çılgınız, aşağısı kurtarmıyor! Dengede olan tek bir şey yok. Ola ki bir şeyler iyileşiyorsa, karşılığında mutlaka bir şeyler de kötüleşiyor.

Pazar günü Çınar Oskay'ın yazısında çok basit bir cümle vardı, o kadar basitti ki, bir anda  her şey aydınlandı: “Tüm bunlar, ekonomisi şaha da kalksa Türkiye’de vatandaşlık haklarının medeni dünya ölçülerine kavuşamadığını ortaya koyuyor.”

İşte bu kadar basitti olay! Özgürlüklerimizin kısıtlanmasının, zorla bir hayatın dayatılıyor olmasının ve bir türlü olanların önüne geçilememesinin sebebi buydu: Ekonomi iyiye gidiyordu! Hükümet, ekonomiyi iyileştirmesi karşılığında yaşam biçimlerimiz hakkında söz sahibi olmayı hak sayıyordu.

Özgürlüklerimiz kısıtlanmadı bizim, ekonomiyi şaha kaldıran o hükümete satıldı.

Kaça gittik?

Ekonominin iyi gidiyor olması karşısında özgürlüklerimizin hiçbir değeri olmadığına inanan bir kesim tarafından, kömür karşılığında, un karşılığında, buzdolabı karşılığında satıldık. (Ki kendileri zaten gönüllü teslim olmuşlardı.) Hepimizin telif haklarına sahip olan hükümet de, mesela vize karşılığında geleceğimizi, hayatlarımızı, sağlığımızı Rusya'ya satıyor. (Malum Türk inşaat ve turizm sektörlerinin Rusya ile olan ilişkisi ortada.)

Bu aralar en çılgın projeler seçim vaatleri. Bir şirketin pazarlama stratejisi gibi! “Marka şehirler” diye bir konu başlığı var bir kere. Hatta Başbakan, planının “patentini” aldığından bahsediyor. Kocaman bir alışveriş merkezinde yaşıyor gibiyiz. Her yer metrekare hesabıyla değişik müşterilere satılıyor/kiralanıyor. Koridorlar bile boş geçilmiyor, stantlar ve oyuncaklarla değerlendiriliyor. Biz de, alnımızda birer QR koduyla, raftaki yerimizde satılmayı bekliyoruz.

Patenti alınmış olan meşhur projede, İstanbul’a iki yeni yerleşim eklenmesi de söz konusu. Yerleşim ya da şehir ne fark eder? Kesin olan şey, İstanbul'un yaşamsal ekolojik desteğini oluşturan yeşil alan ve su kaynaklarının katledilecek oluşu. Anadolu yakasında Riva havzasının hiç şansı yok mesela. İstanbul'da, uydudan bile yeşil görünecek kadar büyük “boş” arazinin bu zamana kadar varlığını sürdürmesi bile mucize. Baraj olsun, kaçak yapılıp sonra ruhsat alınan madenler, ocaklar olsun, zaten yavaş yavaş değerlendiriliyordu. Şimdi planlı bir şekilde değerlendirilecek. Avrupa yakasındaki yeni yerleşimin nereye yapılacağını görmek içinse, haritayı açıp, yeşil alanlara bakmak yeterli.

Özgürlüğün ne olduğunu bilmiyoruz

Özgürlüğü kaybetmek, insanın aklına hapsi, kafesi getiriyor. Hayvanat bahçesindeki hayvanların hapis hayatı yaşadıklarını herkes söyler. Peki, onları ziyaret eden insanların özgür olduklarını söyleyebilir miyiz? Birilerinin bizim için belirlediği alanlarda, bize uygun gördükleri gibi davranmak, özgürlük mü?

Kafese girmeden, özgürlük nasıl yitirilir?

Bizi temsil etmeleri gerekirken bizim yerimize karar verenler, önce doğal alanları bizim iyiliğimiz için baraja, ocağa, madene dönüştürürler. Soluduğumuz havayı, içtiğimiz suyu “bizim için” kullanma yetkisini vermişizdir çünkü. İnşaatlarda işçiler ölse de, kalan sağların iyiliği daha önemli olduğundan, kalınan yerden devam edilir. Sonra da, bizim iyiliğimiz için onları da kaldırır, yerine fabrika, alışveriş merkezi, gökdelen, yeni inşaatları kararlaştırabilmek için kongre merkezi falan yaparlar. Ve altın vuruş, görkemli bir park açılışıyla yapılır! Bizim için yapılanlardan, bizim payımıza düşen havayı alacağımız harika bir park.

Nerelerde “edebimizle” gezmemiz gerektiğini, çocuğumuzun nerede oynayacağını, bizim iyiliğimiz için yapıldığı söylenen yerlerden nasıl uzak duracağımızı işaretledikleri o park. Parmaklıklarla etrafı çevrilmiş değil, çimlerle donatılmış kafeslerimizde bir sonraki seçim dönemine kadar fıstık atmalarını bekleyeceğimiz o park.

O park açılışında, oyalanmamız için verilen oyuncakların coşkusuyla alkış tutarken, başınızı kaldırın da bir yukarı bakın. Henüz kafese koymayı ya da neslini tüketmeyi beceremediğimiz hayvanlar -hasbelkader kurtulmuş bazı kuşlar mesela- uçuyor olacaklar. İşte o sırada, hayvanat bahçesinde ziyaret ettiğiniz hayvanları hatırlayın olur mu?
 
 

İrem Öztürk
irem.oztrk@gmail.com