Küba’da dönüşümün ayak izleri ve 6. Kongre’nin ardından...

|

Küba’da dönüşümün ayak izleri ve 6. Kongre’nin ardından... A Küba’da dönüşümün ayak izleri ve 6. Kongre’nin ardından...

KKP’nin (Küba Komünist Partisi) 6. Kongresi 16-19 Nisan 2011’de Havana’da 997 delege ve Küba Devlet Başkanı Raul’un katılımıyla gerçekleşti. Aslında Kongre çok önce başlamıştı. Kongre’de ele alınacak temel belge olan “Parti ve Devrim’in İktisadı ve Toplumsal Siyaset İlkeleri Taslağı” ülke genelindeki bütün meslek örgütleri, işçiler, öğrenciler tarafından, toplam 9 milyon kişi tarafından, 163.000 farklı yerde tartışılmış; 3 milyondan fazla kişiden gelen önerilerle değişikliklere uğrayarak Kongre’de delegelerin önüne gelmişti. Öyle ki, Ulusal Meclis’in kongre öncesindeki düzenli toplantılarının ikisinde de, bu taslak metin gündeme alınarak, toplumsal bir uzlaşıyla kongreye yönlendirilmesi, ülkenin sosyal ve ekonomik modelini doğru yansıtabilmesi için tartışıldı. Kübalıların birlikteliği ve kendilerine olan güvenlerinin test edildiği bu süreç sonunda, ilk taslak metinin yaklaşık 2/3’ü, yüzde 68’i bütün bu kitlesel tartışmalar sonucu değişikliğe uğradı. Kişisel mülkiyetin öne çıkartıldığı bazı öneriler de sosyalizmin özüne aykırı olduğu için taslak metine dahil edilmedi.
BİRİNCİL GÖREV
KKP’nin birincil görevi, sosyalizmin devamlılığını sağlayacak bütün çabaları örgütlemek ve yönlendirmek. Bu görev Küba Anayasası ile güvence altına alınmış durumda; tıpkı Devrim’in sosyalist karakterinin değişmezliğinde olduğu gibi.
6. Kongre’de en çok üzerinde durulan konular, sosyalizmin güvenliğini ve devamlılığını tehlikeye atmadan, ülkenin ekonomik gelişiminin devamlılığını güçlendirerek, yaşam koşullarının iyileştirilmesi konusunda uygulanacak çözümlerin tartışılması oldu. Son derece merkezileşmiş ekonomiden, küçük işletmeciliğin teşvik edildiği bir başka ekonomiye geçişin; verimsiz çalışan bazı sektörlerin verimliliğinin arttırılması adına çalışanlara yeni beceriler kazandırılmasına kadar türlü çeşitli yöntemler ve öneriler tartışıldı. Sunulan öneriler konularına göre gruplandığında “Sosyal Politikalar” ve “Makro Ekonomik Politikalar” başlıklarında çok fazla öneri geldiği görülüyor. Bunların hemen ardından, “İnşaat, Ev ve Su kaynakları politikaları”, “Ulaşım Politikası” ve “Ekonomi Yönetim Modeli” konularında verilen teklifler dikkati çekiyor.
1960’ların ortasındaki yokluk zamanlarında ortaya çıkan 40 yıllık karne sistemi de tartışmaların odağındaydı. Bu sistem iki nesil boyunca, bütün vatandaşlarına temel gıdaları eşitlikçi bir şekilde ve son derece ucuza devlet destekli olarak sağlamış fakat bunun yanında ithalata dayalı Küba ekonomisinde sürdürülemeyen bir açık oluşturarak, çalışma dürtüsünü de olumsuz etkilemiş. Bu konuda oldukça fazla özeleştiri yapıldığı fark ediliyor. Karne sistemi, 11 milyon Kübalıya eşitlikçi bir yaklaşımla tasarlandığından, yeni doğan çocuklara kahve tahsisi yapmak ya da sigara kullanıp kullanmadığına bakılmaksızın herkese puro ve sigara tahsisi yapmak gibi bazı kuraldışılıklar hali hazırda sistem içinde bulunuyor. Tartışmalarda karneyi hemen kaldırmaktan, kategorileştirerek yiyecekle beraber sanayi ürünlerini de kapsamasına kadar bütün uç noktalarda öneriler geldi. Daha yüksek gelir imkânlarına sahip olanların karne sisteminden çıkarılması da öneriler arasındaydı.
Gerçekte sosyalizmin özüne aykırı olmayan, karne sistemi “kavramsal” olarak sorgulanmıyor; yüz yüze olunan problem, bu sistemin nasıl, ne süreyle ve ne koşullarda sürdürülebilir olacağı; bunun cevapları yeniden aranıyor. Ülkenin lider kadrosundan hiçbirisi, çalışma hayatının düzenlenmesi, verimliliğin arttırılması, üretim araçlarının sürekliliği ve ekonomik modelin kırılganlığının ortadan kaldırılması gibi temel konular çözülmeden bu sistemi kaldırmayı düşünmüyor. Sosyalist Küba’da IMF ve Dünya Bankası’nın geçmişte bir çok ülkede deneysel olarak gerçekleştirdiği reçeteler ve bu uygulamalara öğrencilerle, işçilerin karşı çıkması sonucu yaşanan büyük toplumsal ayaklanmalara neden olan “şok tedavi”ler düşünülmüyor.
Devrim’in hiçbir Küba’lıyı çaresiz bırakması söz konusu değil. Hâlâ devam etmekte olan, işgücünün yeniden organize edilmesi süreci yavaş ama kesintisiz devam ediyor. Ekim 2010-Nisan 2011 arasında 200.000 Kübalı iş yaşamında yeni koşullara göre istihdam edildi. Kamu dışı sektörün ekonomi içindeki payı büyüdükçe bu tip kaydırmalar görülecek. İş yaşamındaki bu tip düzenlemeler orta uzun vadede gerçekleştiğinde de devletin ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetlerini sağlaması daha kolaylaşacak, ulusal kimliğin korunması, kültürel, artistik, bilimsel, sportif ve tarihi mirasların korunması ve arttırılması sağlanacak. Görülüyor ki toplumun bütün katmanları tarafından bu dönüşümün algılanması ve tabandan yukarı doğru desteklenerek, katılarak uygulanma iradesinin gösterilmesi, Küba liderliğinin önem verdiği konulardan birisi.
KADROLARI GENÇLEŞTİRME PROGRAMI
Bir diğer önemli vurgu ise parti ve devlet kadrolarında en alttan, üste doğru uygulanacak gençleştirme programının yaygınlaştırılması oldu. Kadroların gençleştirilmesi, sosyalizmin devamlılığı ve tabana yayılmasının yaygınlaştırılması için önemli şart!
Küba’daki dönüşümler konusu ilk defa tartışmaya açıldığında Kübalılardan çok, dünyadaki devrimciler ayaklanmıştı, “Küba’da neler oluyor?” diye. Özellikle de “özel çalışma alanlarının” günlük hayata girmesi konusunda. Küba Ulusal Meclis Başkanı Alarcon’un bu konuda söylediği dikkate değer:
“Yapılması gerekeni yapmak zorundayız, bir ultra devrimci teorisyen için bu bir ödün olabilir; ama her şeyden önemli olan, lütfen unutmayalım, sosyalist projeyi korumaktır.”
Mavi Gezegenin kapitalizm ve küresellşemenin çılgın üretim ve tüketim alışkanlıkları altında yok olmaya yüz tutmasının yanında, insanlık için hâlâ yaşayan bir umut ve esin kaynağı olan Küba Devrimi’nin, Devrimi gerçekleştirenler tarafından bu kadar özenle korunmaya çalışılması ve bu çabaların, dünyayı içine almış sorunlar yumağına hiçbir sorunsal katkı vermemelerine ve 50 yıllık ABD ambargosuna rağmen, inadına dayanışma içinde sürdürülmesi çok önemlidir.
Küba Komünist Partisi 6. Kongresi, bir toplumun kılcal damarlarına kadar kendi kaderini ve geleceğini, uzlaşarak, ama ülkenin kurucu felsefesi olan sosyalizm’den vazgeçmeden nasıl tayin edeceğinin pratik uygulamasıyla tarihteki yerini almıştır. Bundan sonra olacak olan, Kongre sonunda karar verilen uygulamaların Küba Anayasası’nda da yerini bularak, kalıcı hale gelmesi çalışmalarıdır.
Son bir söz de Türkiye Cumhuriyeti’nin şimdiki ve gelecekteki lider kadrolarına; Küba’daki bu sürecin nasıl işlediğini, toplumsal uzlaşmanın nasıl sağlandığını lütfen iyi okuyun ve ülkemizdeki olası anayasa değişiklik çalışmalarına örnek olmasını sağlayın lütfen.

CÜNEYT GÖKSU
Cuneyt.Goksu@Gmail.com

**