Unutmaya karşı

|

Unutmaya karşı A Unutmaya karşı

AKP’nin meşhur olan, akılda kalıcı reklam şarkısında en çok tekrar edilen tema aynılık ve birlikti. Yolun, suyun, dağın, şarkıların, duaların, inançların ve köklerin bir, aynı olduğunu ifade eden bir şarkıydı. Bu şarkıda bahsi geçen aynılığın ve birliğin değişik insanlar için ne anlama gelmiş olduğunu kestirmek güç olsa gerek. Her ne kadar şarkı huzura, barışa ve aynı toprakta yaşayan insanların paylaşımlarının ortaklığına duyulan özlemin saflığı ile yazılmışta da olsa; hem seçime çok kısa bir süre kala ekranlara sunulması (Kenan Evren’in seçimlerden hemen günler önce içeriksiz bir şekilde sorgulanması gibi) hem de Erdoğan’ın “birlik” ve “aynılık” kelimelerini kendi meşrepince ve izlediği politikalarla her gün yeniden tanımlaması, bu saflığı, temizliği ve şarkıdaki özlemin naifliğini bir kenara bırakmaya zorluyor bizi.
Erdoğan’ın birlik ve aynılık üzerine homojenlik yanlısı kişisel yorumu, beklendiği üzere, kendisinin 3. geleneksel balkon konuşmasında bir kenara itildi. Erdoğan’ın en çok tekrarladığı temalardan biri “kazananların” kendi partisi veya kendi partisine oy verenler değil, tüm Türkiye’nin olduğuydu. Başbakan hem de “afedersiniz Rum” değil, “ 2011 seçimlerinin galibi hiç şüphesiz Türkiyedir, bugün birkez daha Türkiye kazanmıştır, demokrasi kazanmıştır, millet kazanmıştır” dedi. Yani balkon konuşmasında kendisinden bekleneni yapan Erdoğan, yukarıda bahsi geçen şarkı gibi birlik, bütünlük mesajları verdi, sık sık herkesi “kucaklamaktan” bahsetti.
Gülüşün ve Unutuşun Kitabı’nda, “insanın iktidara karşı savaşı, hafızanın unutmaya karşı savaşıdır” diyor Milan Kundera. Biz de hatırlayalım, öyleyse, güçlünün gücüne güç kattığı günün hemen ardından, Erdoğan’ın “bunu unutmayın, bugün hesaplaşma değil, helalleşme günüdür” demesinden hemen sonra, güçsüze empoze etmek istediği bu sorundan uzak, naif ve sorunsuz birlik, aynılık tablosuna karşı. Ve hafızamızı tazelememiz için çok geriye gitmemize de gerek yok. Son bir kaç ay içerisinde olanların kimler için nasıl bir “birlik” ve “kucaklama” ifade ettiğine dair yapacağımız naçizane bir düşünce alıştırması bu konudaki sorularımızı cevaplayacaktır.
Öğrenciler, mesela, bu tür bir kucaklama içinde nasıl bir yere sahipler? Ya Erdoğan’la aynı düşünmeyenler? Aleviler, Kürtler, muhalif parti mensupları? Herkes dahil mi acaba AKP’nin yeni dönemindeki bu kucaklamanın, birliğin ve aynılığın şemsiyesinin altına? Acaba Erdoğan’ın bu zaferi, ona bu coğrafyanın farklılıklarını insanları bir araya getiren bir zenginlik olarak görme olgunluğunu bahşedecek mi, yoksa Erdoğan zaten bulunduğu zafer sarhoşluğu içerisinde bu “birliğin” homojenliğini herkesin üzerine diretecek mi?
Balkon konuşmasında her ne kadar “birinci partiyiz çünkü kimseyi dışlamadık, herkesi kucakladık, yaradılanı yaratandan ötürü sevdik, fertler arasında hiç bir ayrım yapmadık, 74 milyonun kardeşçe yaşaması çabası içinde olduk” demiş olsa da, seçimden önce terörist ilan ettiği, Kürtleri temsil etmediğini iddia ettiği BDP’liler, bu kucaklamanın, yapılmayan ayrımcılığın tam olarak neresinde yer alıyor? “Biz olsak asardık” gibi sözler, dışlamamanın ve yaradılanı sevmenin tam olarak hangi kısmını oluşturuyor?
“Demokrasi uğruna canlarını yitiren tüm kardeşlerimizin ruhu şad olsun” demiş olsa da balkon konuşmasında, Metin Lokumcu’nun ruhu, mesela, sadece “bilemem” demekle, bir de işlenen cinayeti savunmakla, yani kendisine karşı gelen birinin öldürülmesine “olağan” ve “meşru” gözüyle bakmakla şad olmuş mudur? Buna ek olarak, gayet anti-demokratik %10 barajına güçlü olduktan sonra sahip çıkmaya başlayan bir başbakanımız varken, acaba muhalifler, solcular ve bilinçli uygulanan yapısal şiddetin mağdurları bu “kucaklamanın” neresinde kendilerine yer bulacaklar?
Her protestoda dövülmeye alışan, kolluk kuvvetleri tarafından cinsel tacize, işkenceye ve sözlü aşağılamaya maruz kalan öğrencilere yapılanları ayıplamaya bile tenezzül etmeyen--yani sessizliği ile olanları destekleyen--Erdoğan, kendisine oy vermeyenlerin “bile” hakkını koruyacağını, “hangi partiye oy vermiş olursa olsun, herkesin barışı ve adaleti için çalışacağını” söyledi balkon konuşmasında. Acaba muhalif öğrencilerin bu “kucaklama” içindeki yerini nerede görüyor?
Bir fermanla sanat eserinin yıkılmasını içine sindiremeyenler, topraktan çıkan mirasımıza “çanak, çömlek” denilmesine itiraz edenler, saldırılardan ve tahrikten uzak bir şekilde sanatlarının gereğini yerine getirmek isteyenler ne olacak? Yani, “sanatçı müsvetteleri” bu “kucak” çemberinin neresinde kalacak?
Merak ediyorum, Erdoğan’ın konuşması ile ikna olan var mı? Verdiği birlik mesajlarının içeriğini doluluğu kimleri “tatmin etti” bu sefer? “Ustalıkla” yazılmış ve çalışılmış sözlerin soğukluğu kimlerin ruhlarını ısıttı? Sözüm ona birlik mesajları veren balkon konuşması kimlere unutturdu yukarıda yaşananları, yıkılan ve yakılan köprüleri? “Biz vurmaya değil, sevmeye geldik” demekle bütün ölenler, işkence görenler, taciz edilenler sevildi mi birden bire? “Türkiye’nin önünde yeni, temiz bir sayfa açılmıştır” demekle geçmişte olanlar silindi mi bir kalemde? “İstemeden kalbini kırdığımız, üzdüğümüz kardeşlerimiz varsa hellalik diliyorum, incitici kelamın meydanlarda kalmasını diliyorum. İstemeden incittiğimiz siyasiler varsa, onlardan da hellalik diliyorum” demiş olmakla: Sırf siyasi tercihi için terörist ilan ettiği %50’lik bir seçmen kitle; özellikle terörist ilan ettiği BDP’liler; ve bürosunun kim tarafından basıldığı hala bilinmeyen Sırrı Süreyya Önder’e meydanda “çocuk katili” iftiraları... Bunların hepsi bir “hellalşme” ile geride kaldı mı öylece?
Sadece seçim sırasında bile yaşanan gerginliklere bakın: Ankara, Keçiören’de yaşanan linç girişimi; Adana ve Şanlıurfa’da çıkan taşlı sopalı olaylar; Tunceli’de CHP bürosuna saldırılması; Siirt’te polisin göstericilere karşı yine zulm uygulaması ve Kışnak’ın protestosu; ve son olarak Şırnak’ta patlayan bomba, yaralanan insanlar ve gaz bombaları ile insafsızca basılan hastahane. Bunların hepsi seçim öncesi yaratılan gerginliğin, yıkılan köprülerin, ve şimdi de bir balkon konuşması ile unutturulmaya çalışılan insanlık ayıplarının yansıması. Daha seçim günü bunlar yaşanıyorsa, sözümona demokrasimizin önünde açılan yeni ve temiz sayfaya kanla neler yazılacak, merak etmemek elde değil. “İnsanın iktidara karşı savaşı, hafızanın unutmaya karşı savaşı” ise şayet, her türlü unutma ve unutturma çabasına karşı hatırlamak ve hatırlatmak en birinci önceliğimiz olmalı.

ALİ  E. EROL
 
Howard Üniversitesi İletişim Fakültesi Kültürler Arası ve Retorik Doktora Öğrencisi