Demokratik Özerklik anayasaya girer mi?

|

Demokratik Özerklik anayasaya girer mi? A Demokratik Özerklik anayasaya girer mi?

Öncelikle, arkasına yüzde 50 muhafazakâr destek almış Başbakan Erdoğan’ın balkon konuşmasını balkonda bırakıp, önümüzdeki dönemde, AKP’nin otoriter karakterini her alanda daha da pekiştirecek işler yapmaya yöneleceğini söylemek gerekiyor. Ancak, bütün başarısına rağmen AKP’nin anayasa değişikliği ve dolayısıyla devlet başkanlığına geçişi tek başına kotarabilecek sayıya ulaşamaması önümüzdeki dönemde “yaptım oldu” diyemeyeceği tek alan gibi duruyor. Bu oldukça önemli değişiklik için eğer AKP,  ihtiyacı olduğu birkaç oyu MHP’den veya CHP’den koparamazsa, resmen BDP’nin eline düşecek.
Seçimin ikinci galibi olan BDP’nin, kapısını çalan AKP’ye göstereceği anayasa desteğinin ise, Demokratik Özerklik programını da kapsayan bir paketin içinde olacağı kesin. Seçimden önce Kürtlere karşı burnundan kıl aldırmayan Erdoğan’ın, şimdi Demokratik Özerklik programını muhatap alıp almayacağı ise, öncelikle devlet başkanı olmayı ne kadar isteyip ne kadar istemediği gibi basit bir soruya verilecek cevaba bağlı. AKP’nin bu konudaki olası tutumu hakkında  “demokratikleşme”, “ileri demokrasi” gibi sofistike kavramlarla düşünme yerine, bundan böyle Avrupa Birliği ile nasıl bir yol izlemeye niyetli olduğuna bakmak da ikinci önemli nokta.  Bu iki konuda netleşen  Erdoğan’ın seçimden önce “Kürt sorunu olmadığını, Kürtlerin sorununu kendisinin çözdüğünü” söylese de, şimdi anayasayı değiştirecek güce ulaşamadığı için, “meydanlarda söylenen meydanlarda kalır” şiarına sarılması işten bile değil. 

KÜRT TOPLUM SÖZLEŞMESİ VE ANKARA
Kürt siyaseti tarihinde ilk kez, Türkiye’nin değiştirilmesi ve demokratikleştirilmesi için bu denli güçlü bir biçimde masaya oturuyor. Seçimlerden önce, Demokratik Toplum Kongresi’ne  (DTK) sunulan "Demokratik Özerk Kürdistan'ın İnşası" isimli taslak metin, şimdi halkın onayını almış olarak karşımıza çıkıyor. Yani Kürtlerin adayları seçim çalışmalarında özünde bu metni halka anlattılar, onaylattılar ve şimdi koltuklarının altındaki bu Kürt Toplum Sözleşmesi ile Ankara’ya geliyorlar. Türkiye siyasetinin 30 yıllık aktörleri olan Kürt parlamenterlerin, Ankara’da, halk tarafından onaylanmış bu metni sümen altı etmeyecekleri de başka bir olgu. 
Meclis dışı Kürt siyasal hareketinin de  Demokratik Özerklik projesinin Meclis’te müzakere edilebilmesi için parlamenterlere bir şans vereceğini söylemek mümkün. Seçimlerden önce açıklanan Demokratik Özerklik projesi sol ve sosyalist kesimlerce  "Savaştan çıkış ve barışı kurma projesi", "Kürtlerin özgürlüğünü inşa projesi", “Özgürlükçü bir komün projesi”, “Modern bir sol proje”, “30 yıldır yapılmış en aklı başında proje” gibi nitelemelerle değerlendirilmişti. Ertuğrul Kürkçü, Levent Tüzel ve Sırrı Süreyya Önder gibi isimlerin de Meclis’te olacağını hatırlarsak, Demokratik Özerklik tartışmasının bütün Türkiye’ye yayılacağını da söyleyebiliriz. Zaten, BirGün’de sol aydınların bir kısmıyla, bazı biliminsanları da taslağı “İçinde Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak, Kürt sorununu çözecek gayet mantıklı öneriler var” biçiminde bir yaklaşımla tartışmıştı. .
CHP AVRUPA BİRLİĞİ'NE YAKLAŞTI
Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin ise, özünde demokratik özerklik tartışmasını, AB Bölgesel Özerklik Şartı etrafında şekillenecek bir proje olarak kaldığı müddetçe destekleyeceğini düşünmek gerekiyor. Seçim çalışmalarında önce “özerklik” diyen, sonra sözlerinin niyetini aştığını anlayan Kılıçdaroğlu’nun en azından şarta koyulan çekincelerin kaldırılması için çalışması beklenebilir.  “Demokratik özerklik” hedefini sadece bölgeyle sınırlı tutmayıp, Türkiye geneline yaymak için, Ankara’nın Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na koyduğu şerhleri kaldırması talebinin BDP tarafından da dile getirilmesi mümkün. Ancak, taslağın “komün”, “öz savunma” gibi taleplerle “imkânları zorlamaya devam edeceğini” de hesaba katmak gerekiyor.
Kılıçdaroğlu ile birlikte CHP aslında, 1921 Anayasası esas alınarak sorunların büyük bir kısmının çözülebileceğine inanıyor.  Eğitim, sağlık ve bayındırlık gibi konuları giderek yerel yönetimlere devretmeyi ve bu hizmetlerin yerel meclislerce denetlenip karara bağlanmasını hedefleyen bir yaklaşım CHP’ye hâkim.  Ancak, CHP’nin bu konulardaki tutumunu da tıpkı AKP’nin olduğu gibi, Avrupa Birliği ile kuracağı ilişki belirleyecek. Bu günkü CHP kabul etse de etmese de, Avrupa Birliği’ne en yakın CHP.  Zaten CHP ile ilgili bu seçim dolayısıyla söylenmesi gereken en önemli şey de, CHP’nin uzun bir süredir ilk kez, Avrupa Birliği ile koşut politikalar savunmasıydı. CHP’nin demokrasi raporunda görülen özgürleştirici, aile sigortası projesinde görülen sosyal adaletçi tavrı kesinlikle Avrupa Birliği’ne uygun projelerdir. Avrupa Birliği Bölgesel Özerklik Şartı’nın bütün maddelerinin kabulünü savunmak zaten adı üstünde bir proje.  Ancak, Kürtlerle CHP’nin diyaloğuna sadece Avrupa Birliği ekseni yeter mi, bu soruya cevap vermek her iki taraf açısından da zor.  
Sonuç olarak önümüzdeki dönem Türkiye’nin en önemli meselesi “demokrasi” gibi görülüyor. “Demokratik anayasa”dan “demokratik özerkliğe” kadar birçok kavrama şimdiden hazırlıklı olalım.
 
 
SELAMİ İNCE