Esnaf lokantasına hoş geldiniz!

|

Esnaf lokantasına hoş geldiniz! A Esnaf lokantasına hoş geldiniz!

Türkiye’de bir seçim olduğunu ve bu seçimin galibinin aldığı ezici oyla AKP olduğunu bilmesek, ertesi günün gazetelerinin manşetlerini kendilerine güzel ve ucuz yemek veren esnaf lokantası sahibine teşekkür eden müşterilerin sözleri sanabilirdik: Akit gazetesi- Usta’ya evet, Türkiye gazetesi- Hayırlı olsun Usta, Bugün gazetesi- Ustaya icazet, Takvim gazetesi- Hayırlı işler Usta, Radikal gazetesi- Sandığın ustası, Sabah gazetesi- Haydi usta….
Tahmin edebileceğiniz gibi daha birçok gazetenin de manşeti bu çerçevede atılmış, ‘demokrasinin zaferi’ne karşın ‘usta’ya selam çakmayı ihmal etmemişti.
YÜZDE 50’NİN İÇİNDE MEDYANIN YERİ
Seçim sonrası kritiklerinde herkes AKP’nin yüzde 50’sinin kaynağını kendince formüle etmeye çalışıyor. Tezler malum: muhafazakâr-milliyetçi tabana oynaması ve bunda başarıya ulaşması, yurda sokulan sıcak parayla çok ısınmasına rağmen henüz patlamamış olan ekonomiyi bir refah gibi lanse etmesi, seçime 5 kala sözleşmeli kamu emekçilerine kadro sözü vermesi, dış basına bile sık sık ‘ayar vererek’, büyüklü küçüklü ‘one minute’leriyle Türkiye’nin artık dünya ülkeleri arasında önemli bir yeri olduğu şeklindeki yalan imajı pekiştirmesi, vs vs…
Ama ustalı manşetlere bakınca akla ister istemez şu soru takılıyor: AKP’nin basında gerçekleştirdiği ve gerçekleştirmekte olduğu dizaynın hiç mi etkisi yok?
‘AYNI BAĞIN GÜLLERİ’ VE BAHÇİVEN MAKASI
Çok uzun bir süredir birçok gazete ve televizyonun dolaylı yada direkt olarak sahiplerinin AKP’li olduğunu zaten biliyorduk, ama kendilerin ait olmayan medya kuruluşlarına da gayet sert biçimde ‘höt’ demeye başlayan AKP’nin son bir yıldır yarattığı Türkiye medyasına yine de şaşırmamak elde değil. TRT kanallarını ve devletin elindeki televizyonları gayet randımanlı kullanan AKP’nin özel televizyonun haber spikerlerini bile hizaya çekmesi, yine AKP’nin ‘Aynı bağın gülüyüz biz’ diyen seçim şarkısını hatırlatıyor. Tüm gülleri aynı diken sayısı ve boya getirmeye programlı bu sistemde, AKP’nin görevi de bahçivan makaslığı olsa gerek.
Seçime 5 kala hızlandırılan siyasi davalara yol gösteren, her türlü muhalif hak arama eylemini AKP’yi ve yargıçları yormadan herhangi bir ‘terör örgütü’ne bağlamayı vazifesi sayan gazete ve televizyonların ardından, şimdi elimizde bir de bunlara ‘mecbur bırakılan’ medya kuruluşları var. Başbakanlığa bağlı Basın İlan Kurumu, RTÜK, Basın Enformasyon gibi organların gücüne, bir de yükselen AKP sermayesinin ilan vermeme , Erdoğan’ın kitlesini bu basın kuruluşlarını boykot etmeye çağırması tehlikeleri (Ki hatırlarsanız bunu da yapmıştı) göz önüne alındığında, baskının biraz anlaşılabiliyor. Erdoğan’ın ‘mertliğini’ tartışmaya açtığı Nuray Mert de tüm bu organlara başvurmadan bile yapılabilen saldırılara örnek olsa gerek.
SEÇİM PROGRAMLARI TURNUSOL OLDU
AKP’nin basın özgürlüğüne yaklaşımını ve aralarındaki rot-balans ayarını son olarak Erdoğan’ın katıldığı seçim öncesi programlarında test edebildik. Bugüne kadar biz öyle görmesek de en azından kendisini muhalif ve doğrucu olarak tanımlayan yıllanmış gazetecilerin, Erdoğan’ın karşısında nasıl büküldüğünü, azar yediğini, yediği azarların ardından yüzlerindeki ‘bir daha yapmayacağım’ diyen mahcup kızarıklığı gördük… Kılıçdaroğlu’nu konuk ettiğinde ısrarla imam hatip, türban ve SSK yönetimi gibi soruları soran bu gazetecilerin, Erdoğan’a örneğin bir deniz feneri davasının kaplumbağa hızını soramadığını gördük.
AHMET İLE NEDİM’İ HATIRLAYANIMIZ VAR MI?
Şu sıralar medya kulislerinden yükselen, Erdoğan’ın hoşnut olmadığı birçok gazetecinin ya işsiz kalacağı ya da askıya alınacağı dedikodularıyla, Türkiye’de tüm medya patronlarının aynı zamanda AKP’nin tekelinde, birçok sektörde faaliyet gösteren tüccarlar olduğu gerçeğini birleştirdiğimizde, basın özgürlüğü konusunda çok parlak olmayan günlerin geleceğini söylemek medyumluk olmaz.
Ahmet ile Nedim, medya mensuplarına ibret mi yapıldı bilinmez ama en azından bundan sonrası için bize yol haritası olabilir. Onların kalem oynatmaları sonucu hapse atılması, suçlamaları bile kendilerine söylenmeden direkt Başbakan tarafından yurtdışına bile ‘terörist’ olarak tanıtılması hepimizin canını yaktı. Birkaç eylem düzenlendi, biraz ses yükseldi ama o kadar. Şuan hepimiz rutin hayatımızı sürdürürken, Ahmet ve Nedim’in hâlâ o parmaklıkların ardında olduğunu hatırlamalı ve yeni Ahmetler, Nedimler çıkabilsin diye sesimizi daha fazla çıkarmalıyız. Çünkü basın özgürlüğü sadece yazı/haber yazma özgürlüğü değil, aynı zamanda onları okuyabilme hakkıdır.
USTA BİZİM HESABI KAPATALIM!
Ve çünkü medyası tamamen belli bir gücün eline geçmiş bir ülkede, o gücün karanlık yanlarından haberdar olmak artık mümkün olmayacak. Sadece yanlı ve yandaş haberleri okuyabilen bir toplum, şaşı gözlükle bakıp doğru görmeye çalışan bir insan olacak. O yüzden medyadaki dizaynını basın açısından sancılı bir şekilde ve büyük ölçüde dizayn etmişken bir de üstüne yüzde 50 oy alan AKP’ye medyanın kendisinin arka bahçesi olmadığını göstermek biraz da hâlâ sesi çıkabilen muhalif medya mensuplarının ardında durmaktan geçer. Yoksa yiyecek yemek bittiğinde söyleyeceğimiz tek bir söz kalacak: Usta, hesap lütfen!
Tüm bu tablo, seçim sabahı tüm gazetelerin manşetlerini tarayarak vardığım sonuca gelip dayanıyor: İyi ki varsın BirGün. Ampulle karartılan medyada, ışığı taa aydınlık zamanlardan toplamış, bünyesinde muhafaza etmiş ve o ışığı bu zifiri karanlıkta bile yayabilen fosforlu bir umutsun!
 
BARAN NEÇİRVAN