Vakıf üniversitesinden kâr amaçlı üniversite şirketine: İstanbul Bilgi Üniversitesi örneği

|

Vakıf üniversitesinden kâr amaçlı üniversite şirketine: İstanbul Bilgi Üniversitesi örneği A Vakıf üniversitesinden kâr amaçlı üniversite şirketine: İstanbul Bilgi Üniversitesi örneği

HAKAN MIHCI(*)


Üniversite sisteminin 20. yüzyıldaki evrimine bakıldığında, kâr amacı gütmeyen kamusal ve özel üniversitelerden oluştuğu gözlenmektedir. 20. yüzyılın sonu ise, yeni liberal ve küreselleşme akımlarının yakından hissedilmeye başlanmasıyla birlikte, kâr amaçlı üniversite şirketlerinin, ABD’den başlayarak, tüm dünyaya yayılışına tanıklık etmiştir. Bu gelişme sonucunda, pek çok ülkede üniversite sistemi mevzuat anlamında üçlü bir yapı üzerinde etkinliğini sürdürmeye başlamıştır. Günümüzde geleneksel yapıyı temsil eden kâr amacı gütmeyen kamusal ve özel üniversiteler hemen hemen bütün ülkelerde ezici bir ağırlığa sahip olmakla birlikte, kâr amaçlı üniversiteciliğin yükselişi bu yapıyı bozmaya başlamış, üniversite eğitiminin metalaşması hız kazanmış, böylece kâr amacı güden üniversiteler ile geleneksel üniversiteler arasındaki ayrımlar giderek belirsizleşmeye başlamıştır.
Bununla birlikte, geleneksel üniversiteyi tanımlayan değerler ile kâr amaçlı üniversiteciliği tanımlayan değerler arasında temelde topluma ve insana bakış açılarından ciddi farklılıkların bulunduğu belirtilmelidir. Geleneksel üniversite anlayışı insanlığın gelişimi sürecinde siyasal toplumu, yurttaşı ve kolektif varoluş sorununu, kâr amaçlı üniversitecilik ise piyasa toplumunu, iktisadi insanı ve bireysel iktisadi başarıyı öne çıkartır. Böylece yaşam, çalışma yaşamına indirgenir; çalışma yaşamı ile siyasal yaşam birbirlerini dıştalayan seçenekler olarak sunulur. Bunun sonucunda öğrenci müşteriye dönüşmekle kalmaz; pedagojik açıdan insan-merkezli yaklaşım, yerini tüketici-merkezli yaklaşıma bırakır.  İktisadi getirisi yüksek alanlara odaklı kariyer amaçlı eğitim üniversite eğitiminin diğer bütün hedeflerinin önüne geçerek başat hale gelir. Bu tür hedefleri temel alan üniversiteler de kâr amacıyla hareket eden sıradan bir kapitalist şirketten farksız hale gelir. Sonuç eğitim sisteminin metalaşmasından başka bir şey değildir.
ULUSLARARASI ORTAK
Tarihsel gelişimi çerçevesinde bakıldığında, 1990’ların başına kadar kâr amaçlı üniversite şirketlerinin sayısı ve etkinliği son derece sınırlıydı. En bilinen örnekleri 1931 yılında kurulmuş olan De Vry ile 1976’da kurulmuş olan Phoenix idi. Bu kuruluşlara, kökeni 1979 yılına kadar giden 2003 tarihli Laureate Education Inc. de katıldı. Bu sonuncu kuruluş Türk üniversite tarihi açısından da önemli gözükmekteydi. Çünkü hızlı bir genişleme politikasıyla kısa sürede 24 ülke ve 100’den fazla yerleşkede etkinlik göstermeyi beceren ve kâr amaçlı üniversitecilik amacıyla kurulmuş olan Laureate şirketi, 2006 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi yönetimine kaynak sağlama amacıyla uluslararası ortak olarak girdi. Üniversitenin kurucu heyeti ile şirket arasında süren davayı Laureate kazandı ve üniversite 10 Şubat 2009 tarihinde Laureate’in Uluslararası Üniversiteler ağına bağlandığını resmen duyurdu. Bu tarihten sonra aşamalı olarak Vakfın Mütevelli Heyeti, Rektörlük ve üniversite idari yönetimi yeni yapılanma doğrultusunda hızla değişime uğradı. Kısacası, Laureate şirketi Bilgi Üniversitesi’nin yönetimine hâkim konuma ulaştı. 
YASAL MEVZUAT
Bu noktadan sonra Türkiye’deki üniversite sisteminin yasal kısıtlarının devreye girdiği gözlenmektedir. Genel anlamda ve mevzuat düzeyinde bakıldığında, Türkiye’deki sistemin geleneksel üniversite kapsamında ele alınabilecek Devlet ve Vakıf üniversitelerinden oluştuğu söylenebilir. Türkiye’deki üniversitelerin toplam sayısı ve bu sayı içerisinde vakıf üniversitelerinin payı her geçen gün artmaktadır. Gelinen son noktada 103 devlet, 62 tane de vakıf üniversitesi bulunmaktadır. Oran neredeyse yüzde 40’a yaklaşmış durumdadır.  Bununla birlikte mevcut mevzuat kâr amaçlı üniversiteciliğe izin vermemektedir. TC Anayasası’nın 130. Maddesi’ne göre, “Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tâbi yükseköğretim kurumları kurulabilir.” Benzer şekilde, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 2. Maddesi’nde de şu ifadelere rastlanmaktadır:  “Vakıflar; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla ve mali ve idari hususlar dışında, akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda gösterilen esas ve usullere uymak kaydıyla, Yükseköğretim kurumları (...) kurabilir.”  Anayasa ve yasalarda yapılan bu düzenlemelerden de anlaşılabileceği gibi, kanun koyucu,  özel şahıslarca yürütülen kamu yararı amaçlı vakıf etkinliklerini, 1982 öncesinde devlet tekelinde bulunan üniversite alanına genişletmeyi hedeflemesine rağmen, kâr amaçlı üniversiteciliğe açıkça yasak koymaktadır.
Oysa, bu tür yasaklar pek çok vakıf üniversitesi patronu gibi, Bilgi Üniversitesi’nin sahibi konumuna gelen sermaye grubu tarafından da hoş karşılanmamaktadır. Bu hoşnutsuzluğu, aynı zamanda Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı da olan Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı ve Laureate şirketinin temsilcisi Rıfat Sarıcaoğlu, 23 Mayıs 2011 tarihinde Vatan Gazetesi’nde çıkan yazısında şu şekilde dile getirmektedir:  “Yıllardır aynı masalları dinliyoruz; artık somut bilgilerle gelin, nasıl bir anayasa değişikliği yapacaksınız veya mevcut 2547 sayılı yasayı nasıl değiştirmeyi öneriyorsunuz onu anlatın (...).” Sarıcaoğlu aynı yazıda vakıf üniversiteleri ile kâr amaçlı üniversiteciliğin birbirine karıştırılmaması gerektiğini de vurgulamaktan geri durmamaktadır: “Devamlı aynı sözü kullanıyorlar: Özel üniversite! Beyler ve bayanlar, Türkiye’de özel üniversite yok, vakıf üniversiteleri var.”
Anlaşılan odur ki, mevcut üniversite sistemini sermaye sınıfı lehine köklü dönüşüme uğratacak kültürel, finansal, siyasal ve kurumsal altyapı 2000’li yıllarda hazırlıklarını tamamlamıştır. Bundan sonraki aşama yasal ve anayasal pürüzlerin temizlenerek Türkiye’deki kâr amaçlı üniversiteciliğin önünün tamamen açılmasıdır. Bilgi Üniversitesi’nde son dönemde yaşanan gelişmeler bu alandaki kurumsal öncülüğü üstlenmeye hazır olduğuna işaret etmektedir. Anayasa ve YÖK’ün değiştirilmesi taleplerini bir de bu açıdan değerlendirmek zorunlu gözükmektedir.
(*)    Hacettepe Ünv. İngilizce İktisat Bölümü Öğretim Üyesi hakan@hacettepe.edu.tr