BIRAKINIZ YAPSINLAR: DEMİR KAPI, TAŞ DUVAR

|

BIRAKINIZ YAPSINLAR: DEMİR KAPI, TAŞ DUVAR A BIRAKINIZ YAPSINLAR: DEMİR KAPI, TAŞ DUVAR

Adı Jaime. Otuz beş yaşında var yok. Dili ve inanışları faklı olsa da O'nu maden ocaklarında çalışan Mehmet'lerden, kot taşlayan Mustafa'lardan farklı kılan hiçbir şey yok. Sınırların kalınlaştırıldığı, safların sıkılaştırıldığı bir dünyada bütün korkularını aşarak geçmiş Meksika'dan Amerika'ya. Ardında bıraktığı karısını ve çocuğunu çok uzun seneler göremeyeceğini bile bile atmış kendini kurtlar sofrasına. Kim bilir neler geçti başından geldikten sonraki 10 yıl içinde. Kendisi gibi aynı kaderi paylaştığı göçmen arkadaşlarıyla sıkışıp kaldıkları ufacık dairelerde, dönüşümlü paylaştıkları yataklarda bir ömür geçiriyor Jaime.  Yine de hallice sayılır durumu, günde 16 saat oturmadan çalıştığı iki işi var, birinden çıkıp diğerine koşturduğu. Dilini çok fazla anlamadığı bu konformist insanların arasında, hep birileri daha iyi yemekler yesin diye çırpınıyor New York restoranlarının mutfaklarında. Amigoydu muhtemelen ilk başlarda, bizdeki yamak yani. Şimdi kazandığı iki kuruşu karısına ve çocuğuna göndermenin keyfi de görülüyor gözlerindeki ışıltıda. Dinlenmeksizin bitirdiği her vardiyanın ardından yine de gülerek, ıslık çalarak dönüyor tek göz evine. Buna rağmen şikayet etmiyor, şanslılardan biri çünkü Jaime, biliyor. Bir de tarlalarda, kavurucu sıcağın altında ömür tüketen, gerçekten üç kuruşa hayatını hep başkaları daha çok kazansın diye çürüten hemşerileri var. Sınırı yalınayak geçen, sömürünün her türlüsüne gark edilmiş nice Jaime.

Her geçen gün kapan kısılıyor Amerika'da. Yasadışı göç en çok tartışılan konular arasında. Hele de krizin kronikleştiği bu ortamda herkes birbirinin işine, aşına ve emeğine göz dikmişken, yanındakini 'ötekileştirmişken' Jaime olmak, korkusuzca yaşamak zor. Cumhuriyetçilerin ve özellikle de Çay Particilerin bu derece göçmen karşıtı olmaları tesadüf değil. Onlara göre Amerikan vatandaşları işsizlikten kırılırken, bütün işler göçmenlere gidiyor; çiftlikler, firmalar ve küçük işletmeler hep onları çalıştırıyor. Çalıştıkları işler asgari ücretin altında, güvencesiz, kelle koltukta olmayı gerektirse de birileri onlara göz dikmiş belli. İçten içe herkes biliyor ki kapitalizmin doğası gereği bütün bu tercihler. Kar söz konusu oldu mu ırk, din, dil ayırt edilmiyor. Günde 10 saat çalışıp 50$ alacak Jaime varken, 100$ ve sağlık sigortası isteyecek John işe alınmıyor elbette ki. Fakat bu göçmen karşıtlığı ve onu tetikleyen yasalar Cumhuriyetçi Amerikan vatandaşlarından oy toplamaya yarasa da özellikle Latin Amerikalı yasal göçmenlerden toplanacak oyların oranını mantıksal olarak düşürüyor.

Peki, 'beyaz adam' göç karşıtlığını niye körüklüyor ve bunu destekleyen yasaların çıkmasını neden bu kadar destekliyor?

23 Nisan 2010'da Arizona Valisi Jan Brewer SB 1070 Göçmenlik Kanunu'nu imzaladı. Yasaya göre Arizona sınırları içinde yasadışı göçmen gezemiyor, gezenler tutuklanıyor, hapse gönderiliyor, bir süre sonra salınıyor, sonra tekrar içeri alınıyor. Sadece onlar değil yasadışı göçmeni çalıştıran, bir yerden diğerine taşıyanlar da. Polis yasadışı göçmene 'benzediği' gerekçesiyle herhangi bir vatandaşı durdurup arayabiliyor veya alıkoyabiliyor. İnsan haklarına aykırılığı ve ırkçı yaklaşımı nedeniyle birçok protestoya neden olan bu kanunun en çok tartışılan bölümleri en sonunda Yüksek Mahkeme tarafından da ihtiyati tedbir kararıyla durduruldu neyse ki. Kanunun geçerliliğiyle ilgili tartışmalar hala sürüyor.

Fakat Jaime'lerin hikâyesi burada bitmiyor...

Amerikan Devleti'nin 1980'lerde başlayan ve Bush döneminde iyice azgınlaşan özelleştirme projelerinin içinde hapishaneler de var. Aklın sınırlarını zorlayan Amerikan girişimciliğinin vardığı son nokta bu.  Bugün ülke genelinde yaklaşık 200 civarında, kar amaçlı kurulmuş özel hapishaneler yer alıyor. Bu hapishaneler toplam 150 bin yatak kapasitesine sahip. Biz daha ucuza yapar, işletiriz mantığıyla hizmetlerini devlete faturalayan bu özel hapishanelerin 2010 yılı itibarıyla ciroları 5 milyar dolar. Bu işletmelerin en büyükleri Corrections Corporations of America (CCA), Geo Group Inc,  ve Community Education Centers. Tek işleri hapishane işletip devletten para almak değil tabii ki. Daha da önemli görevleri bu hapishanelere sürekli bir 'akış' sağlamak. Bunu da yapmanın yolu lobilerden ve senatörlerden geçiyor. Özel hapishaneleri işleten şirketler American Legislative Exchange Council (ALEC) adlı aşırı sağcı, Washington merkezli bir organizasyona destek veriyor. ALEC senatörlerle cilveleşiyor, senatörler de Arizona örneğinde olduğu gibi özellikle yasadışı göçmenleri hapishanelere yollayacak kanunların geçmesi için çalışıyor. Bir anlamda yasadışı göçmenlerin ve onları potansiyel suçlu konumuna sokan yasaların varlığı bu hapishanelerin banka hesaplarını şişirmeye yarıyor. Her ne kadar Çay Particiler hiçbir Amerikalının yapmak istemediği 3-5 kuruşluk işleri yapan yasadışı göçmenleri ve onları destekleyenleri hedef alsalar da kendi vatandaşları, yasadışı göçmenleri demir parmaklıklar arkasına koyarak kazandıkları milyarların keyfini sürüyorlar.  Üstelik de her vatandaşın ve yasal göçmenin verdiği vergilerle palazlanan bu firmaların toplumdaki adalet, eşitlik ve insan hakları kavramlarını yerle bir etmeleri de onları hiç mi hiç bozmuyor; yeter ki devlet küçülsün, özel sermaye büyüsün ve kontrolsüz hareket etsin, arada yasadışı göçmenler heba olmuş lafı mı olur. Yasadışı göç problemini Meksika sınırında kontrolleri artırarak, ülke içindekilere de 'turuncu tulumlar' giydirerek çözmeye çalışmak beyhude bir çaba olması dışında aslında milyarlarca dolarlık da bir sektör yaratmış kendi içinde. Kısacası Cumhuriyetçiler timsah gözyaşları döküyor. Bu arada CCA'ın Arizona'da hapishaneleri olduğunu ve kanunun çıkmasına öncülük eden Senatör Russell Pearce'a da kampanya bağışları yaptıklarını söylemeden geçmeyelim.

Bu çarpıklık Amerikan halkını da vuruyor ama toplumun gündemine çokça sokulmayan bir konu bu.  Pennsylvania'daki iki özel ıslahevi, kendi özel işletmelerine suçlu göndersin diye yargıç Mark Ciavarella ve Michael Conahan'a toplam 2.6 milyon dolar rüşvet vermekle suçlanıyor ve mahkeme  bu sefer de bu iki yargıcı demir parmaklıklar arkasına postalıyor. Ama bu arada suç bile teşkil etmeyecek sebeplerden hayatlarının baharını ıslahevlerinde geçirmek de 2000 çocuk ve gencin yanına kar kalıyor, bu olay da "Satılık Çocuklar Skandalı" adıyla tarihe geçiyor. İnsanı insanlıktan çıkaran bu döngü gerçekten kendi hemşehrisi söz konusu olunca da ayrımcılık yapmıyor.

Jaime'ye gelince... O şimdilik güvende. New York yasaları özel hapishanelerin açılmasına eyalet sınırları içinde izin vermiyor. Sizin anlayacağınız çember daralıncaya kadar çalışmaya devam diyor Jaime.
 
Eylem Delikanli  
eylemd@gmail.com