TMMOB torba’ya girmeyecek!

|

TMMOB torba’ya girmeyecek! A TMMOB torba’ya girmeyecek!

Gündemdeki “Torba Kanun”, TMMOB’un geleceği açısından önemli, ancak yasa tasarısı ile değiştirilmek istenen sadece TMMOB Yasası değil.
AKP’nin iktidar olduğu son 10 yılda, “emperyalist güçler ve küresel oyuncuların ”talepleri doğrultusunda yaşamımızda çok değişiklik oldu. “Demokrasi açılımı” ve “AB’ye uyum” adı altında tüm yasalar tersyüz edildi. Bu düzenlemeler içerisinde,  meslek alanlarımızı ve yapı üretim sürecini doğrudan ilgilendiren düzenlemeler de vardı.
TMMOB’un niye hedef alındığını anlamak zor değil. İktidarın ve arkasındaki küresel güçlerin ülkemizde oynadığı oyunları boşa çıkaracak örgütlerin başında geliyor TMMOB. Köklü bir tarihi ve devrimci mücadele geleneği var; haksızlıkların karşısında duran, kamu yararını savunan,  boyun eğmeyen bir meslek örgütü.
AKP’nin TMMOB’u etkisizleştirme niyeti ve yapı üretim süreci ile ilgili kamu yararını dışlayan düzenlemeler uygulamalar karşısında, TMMOB bileşenlerinden Elektrik, İnşaat, Makine Mühendisleri ve Mimarlar ortak mücadele kararı aldılar. Bu önemli bir gelişme, o nedenle iktidarın hedefinde TMMOB var.


Taksim Meydanı, içinde barındırdığı tarihi geçmişi, yaşanmışlıkları, kültürel katmanları ve Cumhuriyet Dönemi Mimarlık Mirası açısından bakıldığında, ülkemiz için önemli bir alan. O nedenle İstanbul’da mimarlar odası, meslek ve sivil toplum örgütleri meydanın dönüştürülmesine karşı çıkıyorlar.


İstanbul Çamlıca’ya yapılmak istenen cami tartışmasını yakından izliyoruz. Projenin gerçekleşmesi için “tuhaf bir cami yarışması” açıldı. Mimarlar, yarışmaların nasıl olması gerektiğini bilen bir meslek grubudur. Bu gelişmelere TMMOB’un bileşenleri, sivil toplum örgütleri kar şı duruyor. O nedenle AKP, TMMOB’u yok etmek istiyor.
Ankara’da da benzer gelişmeler yaşanıyor.  AOÇ alanına “Başkanlık Sarayı” yapılıyor. “Sultanlık” sistemine giden yol adım adım döşeniyor. Mimarlar Odası Ankara Şubesi buna direniyor. AKP, direnen, muhalefet eden, bir yapı istemiyor. O nedenle, TMMOB’u dağıtmak istiyor.


Ülkemizin yüzde 97’si deprem riski altında. 1999 depreminde binlerce yurttaş hayatını kaybetti; bölge altüst oldu. Deprem sonrası “Kentsel Dönüşüm Yasası”nı çıkardılar ve topluma şunu söylediler: Ülke deprem bölgesi, yapı stokumuz sorunlu, yapıların yüzde 65- 70’i  kaçak. Yapı stokunu iyileştirmek gerekiyor. Oysa kaçak yapılara kimlerin, nasıl ve niçin göz yumduğunu, yapılan imar afları hepimiz tarafından çok iyi bilinmektedir.
99 depreminden Van depremine kadar geçen 13 sene içerisinde riski azaltacak çalışmalar yapılmadı, dönüşüm adı altında kentin yağmalanmasının önü açıldı. İnanılmaz yetkilerle donatılan TOKİ eliyle kentlerimiz rant alanına dönüştürüldü.


Ülkemizdeki 19 milyon yapı stokunun yüzde 60’ı sorunlu. Bu oran daha da yüksek olabilir, yüzde 40’ının yıkılıp yeniden yapılması gerektiği söyleniyor. 1999 depreminden sonra gündemine bu konuyu alan siyasal iktidarlar, kentleşme bütün söylemlerini bunun üstüne kurguladılar. Vergi gelirlerinin önemli bir bölümünü “kentsel dönüşüm” alanlarının iyileştirilmesine ayırdıklarını ifade ettiler.


2B diye ifade edilen ve orman arazilerinin satılmasının,  yağmalanmasının önünü açan yasa tasarısı görüşmelerinde, orman arazilerinin satışından elde edilecek gelirlerin, “Dönüşüm” alanlarında kullanılacağını söylediler. Özel tüketim vergileri çıkardılar. Sonradan anlaşıldı ki, toplanan vergiler başka alanlarda kullanılmış!
Ülkedeki yapı stokunun yüzde 40’ının en azından yıkılıp yeniden yapılmasının parasal büyüklüğü 500-600 milyar dolar. Bu rakamlar  “bazı çevrelerin”  iştahını kabartıyor. O nedenle bu yasal düzenlemeler hızla hazırlanarak yürürlüğe sokuldu. Sadece “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Yasası” çıkmadı. Yakın zamanda “Bütün Şehir Yasası” da Meclis gündemine geldi ve hızla yasallaştı. Bunları yerli yerine koyduğumuz zaman gerçek fotoğrafı rahatça görebiliyorsunuz.
“6360 sayılı 13 ilde Büyükşehir Belediyesi ve 26 İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile 13 olan büyük şehir sayısı 29’a çıkarıldı. Nüfusu 750 ve 750 binin üzerinde olan 16 il büyükşehir oldu.


Bu yasayla:
Demokrasinin temelini oluşturan, yerel örgütlenmenin küçük birimi belde belediyeleri ve köy örgütlenmeleri, köy tüzel kişilikleri ortadan kaldırıldı. Türkiye’nin idari yapısı değiştirildi. Halka sorulmadan,  Türkiye’nin de imza koyduğu “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” da yok sayılarak.
3 bin civarındaki belediyelerin 1581’i ortadan kaldırıldı. Kapatılan belediyeler mahalle haline getirildi. Belediye sınırları il sınırlarına dönüştürüldü.
Köy muhtarlıkları ve köy ihtiyar heyetleri yok edildi. Köy sınırlarının belediye sınırı olmasıyla birlikte köy toprakları da ranta ve talana açık hale getirildi. Artık köylerde her şey paralı hale geliyor. Kırsal alanlarda yaşayanlar köy çeşmelerinden akan suya, yapacakları “kümese” ve her türlü faaliyetlerine para ödemek durumundalar. Mahalle olmanın bedeli ağır!


Büyükşehir güçlenirken ilçe belediyeleri etkisizleştirildi ve tüm yetki büyük şehirlerde toplandı. Artık ilçe belediyeleri büyükşehrin bir genel müdürlüğü düzeyine indirilmiş durumda.
Köylerde seçilen muhtarlar, ihtiyar heyetleri, mahallelerde mahalle muhtarları, mahalle ihtiyar heyetleri ortadan kaldırılıyor. Belediyelerde seçilen belediye başkanları, meclis üyeleri ve İl Genel Meclisi Üyeleri o beldenin ihtiyaçlarıyla ilgili kararlar alıyorlar, yöre insanı ile birlikte politikalar üretiyorlar. Yasa, ilçe belediyelerinin yetkilerini tırpanlarken, yerel siyaseti de etkisizleştirdi.


Yatırımlar için İlin Valisine bağlı “Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı” kurularak, bütün yatırımların merkezden “kontrol” edilmesi sağlanmış oluyor. Hangi belediyeye ne kadar  pay verilecek, hangi yatırımlar yapılacak ve bunun kriterleri nasıl belirlenecek, bu konulardaki siyasi tercihler ne yönde olacak, bütün bunlara seçimle işbaşına gelmiş yöneticiler yerine “Koordinasyon Başkanlığı” karar verecek. Belediyelerin performansı ölçülecek. İktidarın uygulamalarına bakınca kurulun ne kadar objektif olacağını kestirmek zor değil!


Şimdi sıra, “TORBA YASA” tasarısı ile İmar Kanunu ve diğer kanunlarla birlikte TMMOB Yasasını değiştirmeye geldi.
Tasarıda,  3194 sayılı İmar Kanunu’nun 30. Maddesi’ndeki değişiklik ile  fiili durumu “yasallaştıracak” düzenlemeler öngörülüyor. Torba Kanun Taslağındaki 30. madde şöyle düzenlenmiş; bağımsız bölüm sayısı yüzden fazla olan konutlarda, alışveriş merkezi, büro, iş hanı, yönetim binası, sinema, tiyatro, kütüphane, müze, kongre merkezi, yurt binaları, spor tesisleri, sosyal kültürel yapılar ve tesisler, oteller, turizm tesisleri, hastane vb sağlık tesisleri, eğitim yapıları, terminal, liman, havaalanı, tren garı, metro istasyonu ulaşım alanlarını vb. yerler sıralanıyor ve mescit zorunlu hale getiriliyor. Aynı uygulama açık yeşil alanlar içinde geçerli.
Tasarı ile Kıyı ve Mera kanunları değiştiriliyor. Kıyılar yapılaşmaya açılıyor. Kıyı kenar çizgisi yeniden belirleniyor.  Yasa çıkarsa kıyılarımız yapılaşma tehdidiyle karşı karşıya, doğal sit, kentsel sit ve tarihi sit alanlarımız tehlikede.
Tasarı da 2863 sayılı Koruma Kanununu da devre dışı bırakacak düzenlemeler öngörüyor. Bu alanlarla ilgili bütün yetkiler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda toplanıyor.


Bakanlığın yetki ve sorumluluğunu düzenleyen KHK’de değişiklik öngörülüyor. Herhangi bir alanın, kentsel dönüşüm bölgesi ilan edilmesi, yapılaşmaya açılması, kıyılarla ilgili yapılacak düzenlemeler, meralar kapsam içerisine alınıyor. 2886 dahil ilgili diğer yasaları da devre dışı bırakıyor.
Aslında 1 Aralık 2012’de Sabah gazetesinde çıkan haber her şeyi özetliyor; “Her projeye, binaya dava açarak 150 milyar liralık işi engelleyen TMMOB'a neşter geliyor”
AKP bu kez  “BALTAYI TAŞA VURDU”. TMMOB’a saldırmak, İmar Yasası başta olmak üzere pek çok yasada değişiklikler yapmak, ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına saldırmakla büyük yanlış yaptı. TMMOB şimdi eylem planlarını gözden geçirip, diğer demokratik örgütlerle ortaklaştırmalıdır. “BAŞKA BİR DÜNYA VE BAŞKA BİR TÜRKİYE’NİN MÜMKÜN” olduğunu tabanımıza ve topluma anlatabilmenin yolu ortak eylem ve dayanışmadan geçiyor.

H.Alİ Ulusoy
Mimar
ulusoyarc@hotmail.com