Artık okullar imam-hatip, öğrenciler de hafızdır

|

Artık okullar imam-hatip, öğrenciler de hafızdır A Artık okullar imam-hatip, öğrenciler de hafızdır

“İnsanlara susmayı öğretmek için okullar,
itaati öğretmek için kışlalar,
ölmeyi öğretmek için hapishaneler açılmalıdır” [1]

Kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen ve zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran “İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair” 6287 sayılı yasa, “emek örgütlerinin neoliberal politikalar doğrultusunda yeniden yapılandırılan eğitim sisteminde zorunlu eğitimi sekiz yıla çıkarılması sürecinde ne de AKP’nin eğitimde değişim programında alternatif bir eğitim tahayyülü ortaya koyamadığı bir ortamda ve 30 Mart 2012 tarihinde iktidar partisinin dayatması ile TBMM'de kabul edilmiş 11 Nisan 2012 tarih ve 28261 sayılı Resmi Gazetede de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Torba yasa şeklindeki bu yasa sonrasında; ilkokula beş yaş bitiminde başlanacak ortaokullar yeniden açılacak, ortaokul ve liselerde Kuran’ı Kerim ve Hz. Muhammed’in hayatı seçmeli ders, pratikte ise zorunlu ders olarak okutulacaktır. Ayrıca, Zonguldak Karaelmas, Rize, Konya ile Kayseri üniversitelerinin adları Bülent Ecevit, Recep Tayyip Erdoğan, Necmettin Erbakan ve Abdullah Gül olarak değiştirilmiştir.

UCUZ İŞGÜCÜ YARATILACAK

Yasanın kabulu ile birlikte Başbakan önce parti merkezinde milletvekillerini kutlamış ertesi günde (TUSKON) Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu'nun 4. Genel Kurulu'nu “Statükoya karşı millet iradesinin cevabı” olarak selamlamıştır.[2] Bu selamlamadan yasa değişikliğini iadamlarının isteğine göre yapıldığı sonucunu çıkarmak olanaklıdır. Çünkü özellikle Anadolu sermayesi, okumuş adam yerine ucuz iş gücü elemanına ihtiyaç duymaktadır. Diğer yandan bu yeni düzenleme “Milli iradenin tecellisi” şeklinde değerlendirilemez.
Çünkü “Milli irade bir aldatmacadır”.[3] Çoğulcu ve sınıflı bir toplumda çoğunluk partisi liderinin millet iradesini temsil ettiği savı bir demagojiden ibarettir. Çağdaş demokrasilerde iktidar partisinin görevi asla ve asla soyut bir “milli irade” diyerek dayatmacılık yapamaz. Aksine, evrensel normlara, bilime, akla ve hukuka uygun olarak özgürlükçü demokrasiyi geliştirip yaygınlaştırmak zorundadır.

YA HAFIZLIK YA UCUZ İŞGÜCÜ
Eğitim sistemini değiştiren bu yasa; “ilköğretimin kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır”[4] şeklindeki Anayasa hükümlerine aykırıdır. Zira yeni yasada ilköğretimin devlet okullarında parasız olduğuna dair bir hüküm bulunmamaktadır. Yasa eğitimde özelleştirme sürecini hızlandıracaktır. Böylelikle genel yerine özel okullar eğitime egemen olacaktır. Dahası, 4+4+4'ün diğer ayağını oluşturan eğitimin özelleştirilmesi ile birlikte eğitim giderleri de sağlıkta olduğu gibi halkın sırtına yüklenecektir. Böylece, birkaç yıl içinde tüm okullar paralı hale gelecektir. Yasanın 9'uncu maddesine göre de ortaokul ve liselerde Kuran’ı Kerim ve Hz. Muhammed’in hayatı sözde “seçmeli” özde “zorunlu” olarak okutulacaktır.” Mahalle baskısı” nedeniyle hiçbir velinin bunun dışına çıkması olanaksızdır. Böylece, yazının başlığında da belirtildiği üzere tüm okullar birer imam hatip lisesi haline gelecektir. Diğer yandan, artık yoksul halk çocuklarının üniversite öğrenimi yapmalarına olanak yoktur. Bu çocuklar, kısa yoldan ya “hafızlığa” ya da Anadolu sermayesinin ucuz işgücünü karşılamak üzere “çıraklığa” yöneleceklerdir. Bu görüşümüzü TESKOM olayı doğrulamaktadır. Bu yasa ile varsıllar eğitimlerini üniversiteye kadar sürdürecek geri kalanlar ise meslek okullarına yönleneceklerdir. Böylece sermayeye ucuz işgücü yetiştiren bir eğitim sistemi uygulamaya konulmuştur.

EMEKÇİLER SÜRECE MÜDAHALE ETMELİ
Halbuki biliminsanları ile konunun uzmanları “Eğitimin tüm toplumun şekillendirilmesinde çok temel dokusal bir kural olduğunu, bu işin organizasyonun ne bir bakana ne de bir dönemin hükümetine bırakılamayacağını, eğitimcilerin ve pedogoglardan oluşan bir heyetin çalışmaları ve diğer ülkelerdeki uygulamaların araştırılarak sonuçlarına göre, aceleye getirilmeden uygulamaya gidilmesi gerektiğini” belirtmişlerdir. Sunulan nedenlerle; eğitime başlama yaşı, eğitim konuları ile akademik ve meslek eğitimi alanları ve konuları masa başında belirlenemez.

Tüm bunlara ek olarak sırası gelmişken Cahit Arf'ın “Eğitim ve öğretimde standartlaşmanın ancak ilkel bir düzeyde olanaklı olduğunu, eğitim örgütüne düşen işin; eğitim ve öğretimde standardizasyon sağlamak yerine yıkıcı ve uyutucu olmamak koşuluyla eğitim ve öğretimin çeşitlemesini sağlamak olduğunu, standartlaşma eğitiminde pratik bir etkenin devlet eliyle yürütülen kamu hizmetlerinin, yapılan işe göre değil de eldeki diplomaya göre değerlendirilmesi olduğunu bu durumun okullarda öğrencinin bilgi yerine diplomayı ele geçirmeyi amaçladığını belirterek problemin çözümü için de kamu değerlendirilmelerinde diplomanın temel faktör olmasının kaldırılması gerektiğini” vurguladığını[5] belirtmek isterim.
Eğitimde bir dönem uygulamaya konulan bu sürece emekçilerin “parasız ve demokratik eğitim” sloganı ile karşı çıkmaları kaçınılmaz bir görevdir.

[1] Zorunlu Eğitime Hayır, Catherine Baker, Ayrıntı Y.
[2] Radikal G. 1.4.2012 S.4
[3] Tarık Ziya Ekinci, Radikal-2, 1.4.2012
[4] Anayasa m. 42
[5] Anlamak Tutkunu Bir Matematikçi Cahit Arf, TÜBA Y.

MÜFİT PINAR
Emekli eğitim emekçisi