Sağlığı niçin sosyalize edemedik?

|

Sağlığı niçin sosyalize edemedik? A Sağlığı niçin sosyalize edemedik?

Dünyada ve ülkemizde sağlığın özelleştirilmesinin önündeki tüm engeller kalkarken, bizler ne yaptık da sağlıkta SOSYALİZASYONU (başka bir anlatımla toplumsallaşmayı) beceremeyip, yenilgiyi kabul ettik. Her gün özelleşmeyle ilgili adımları izlerken, vah vah, tüh tüh seslerini attığınızı duyar gibi oluyorum. Kendimize şu soruları sorma vakti gelmedi mi? Niçin buna seyirci kaldık? Niçin direnemedik? Niçin halka doğruları gösteremedik? Niçin? Niçin? Bu sorular bitmez…

Bilindiği gibi “Anamalcı Sistem” rekabetçi niteliğini kaybettikten sonra gericileşmeye başlamış, giderek dev tekeller vasıtası ile sınır tanımadan dünyayı paylaşmaya, sömürüsünü yaymaya başlamıştır. Sağlık da bundan nasibini alarak, bir üstyapı olan eğitim gibi, tekellerin çıkarlarına uygun olarak evrilmeye başlamıştır. Küreselleşen anamalcı sistemde dev ilaç firmaları, sağlık tüccarları, holding hastaneleri sağlığı metalaştırıp, alınır satılır bir mal haline getirmişlerdir. Giderek sağlık, çok tatlı para kazandıran bir ticaret haline dönüşmüştür.

DOĞUŞTAN KAZANILAN HAK

Hacettepe Tıp Fakültesi’nde 1980 öncesi öğrencilik dönemimizde “Toplum Hekimliği” derslerine giren çok değerli ve saygın hocamız Prof. Dr. Nusret Fişek bizlere sağlığın meta olamayacağını, doğuştan kazanılan bir hak olduğunu, bunun asla devredilemeyeceğini anlatır, bizlerden bu ilkeyi korumamızı ve mücadele etmemizi, pes etmememizi isterdi. Hastalıklardan korunmanın tedaviden her zaman üstün olduğunu, daha masrafsız ve kolay olduğunu, tedavinin pahalı ve zor olduğunu, bunun sağlık tüccarları ve tekellerin işlerine yaradığını belirtirdi. O zamanlar tıp fakültelerinde “Toplum Hekimliği” bilim dalı önemli bir yer tutardı. Hocamız 1960 sonrası Sağlık Bakanlığı’nda Müsteşarken ünlü “224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi” yasasının çıkartılmasına ön ayak olmuştu. Dünyada ve Türkiye’de, bu yasa ve sağlığın doğuştan kazanılmış bir hak olduğu ilkesi çok yankı bulmuştu, Hatta “Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO)” 1978’de yayımladığı “Almaata Bildirgesi”nde Temel Sağlık Hizmetleri”ilk defa siyasi olarak toplumların gündemine girerek, sağlığın doğuştan kazanılmış bir hak olduğu vurgulanmıştı. 1961 yılında çıkarılan 224 sayılı yasaya başta çok itiraz gelmesine ve genel anlamda birçok çıkar grubunca engellenmesine rağmen, bazı maddeleri eksik de olsa çıkarılmıştı. Nusret Hocamız “Sosyalizasyon” sözcüğünü istemesine rağmen, bunada itiraz edilerek “Sosyalleştirme” olarak değiştirilmişti. İlk defa 1963’te Muş’ta uygulanmıştı. Bu yasanın temel özellikleri yanılmıyorsam kısaca şunlardı:
•Sağlık sistemi en uçtan merkeze doğru Sağlık Evleri, Sağlık Ocakları (5-10 bin nüfusa bir sağlık ocağı olacak şekilde planlanmış olup, sağlık evi ve ocağı ilk başvurulacak birinci basamak merkezlerdir), ikinci veya üçüncü basamak hastaneler olarak planlanmıştır. Çalışma, tam gün esasına göre ekip hizmeti ve sürekli eğitimli sözleşmeli personel ile verilecektir. 

•Altyapı donanımları tamamlanmadan sosyalizasyon yapılamayacaktır.
•Her şeyden önce “Toplum Hekimliği”  kavramı ön plana geçerek sağlıkta çağdaşlaşmanın önü açılacaktır.
•Sağlık sadece doktorların işi olmayıp, çeşitli mesleklerden oluşan bir ekip işi şeklinde planlanacaktır.
•İnsanın sadece fiziki çevresi değil, biyolojik ve toplumsal çevresi olduğu gerçeği kabul edilecektir
•Hastayı önce hastalıklardan korumak, bu olanak olmazsa sağaltmak (tedavi etmek), bu da olmazsa onu onarmak (rehabilite etmek) amaçlanacaktır.
•Hiç kimseye ayırım yapmadan, herkesin sağlık hizmetlerinden eşit şekilde yararlanması sağlanacaktır.
•Sağlık Hizmetlerini nesnel olarak değerlendirip, planlı bir şekilde ileriye götürmek gerekecektir.
•Sağlık bedensel, ruhsal ve toplumsal olarak iyilik halidir, ilkesinden hareket ederek, planlarımız buna göre yapılacaktır.
•Tüm sağlık ekipleri birbirini bütünleyerek ülke çapında hizmet verecektir. Sağlık hizmetleri bütünleşik (entegre) olacaktır.
•En çok öldüren, sakat bırakan ve en sık görülen hastalıklara öncelik tanınacaktır.
•Sağlık Ocakları aynı zamanda kırsal kalkınma odakları olarak planlanacaktır. En ücra köşedekine bile sağlık hizmeti gidecektir (talep etmesine gerek kalmadan).

Bu yasa halen yürürlükte olmasına rağmen, işlevini tamamen yitirmiştir. ‘Neden uygulanamadı?’ gibi bir soru akla gelebilir. Olaya yine nesnel ve diyalektik bakarsak, ‘yasa ile kimlerin çıkarları bozuldu?’ sorusuna yanıt aramak gerekir.  Yasa çıktığında bazı maddeleri eksikti. Dolayısı ile uygulamada sorunlar olsa da yine de 40 ilde sağlık ocaklarının kurulması, bulaşıcı hastalıklarda görülen başarı, aşılamada ilerleme önemli kilometre taşlarıdır. Gerekli finansman ve yeterli kadro konamaması, siyasi olarak engellenmesi, çeşitli gerici çevrelerin baskılarına rağmen yine de başarılı olmuş diyebiliriz.

Hocamızın bizlere verdiği önemli noktalardan birisi de “Hastalık yok, hasta vardır, her hasta ayrı değerlendirilmeli” ilkesi idi. Sağlıkta yerel değerler çok önemli olup, hastanın kültürü, yaşadığı çevre, işi, kurduğu ilişkileri gözetmeden karar vermek bizleri her zaman yanılgıya götürür, derdi. “Sağlık hizmeti hastanın ayağına götürülmelidir” kuralını devamlı vurgulardı. 224 Sayılı Sosyalizasyon Yasası; 1 Nisan 1965 yılında 557 sayılı “Nüfus Planlaması Yasasını” doğurarak ülkemizde nüfus planlamasının önünü açmıştır. Bugünlerde bu nüfus planlamasının ne hale geldiğini hepimiz ibretle izliyoruz.

SONUÇ VE YORUM
Sağlık sistemini irdelerken, sağlığın da diğer sistemlerden soyutlanamayacağını, ülkemizin içinde bulunduğu sosyoekonomik ve kültürel yozlaşmadan nasibini aldığını unutmamak gerekir. Aksi kanıtlanana kadar, ustaların bundan önce koyduğu nesnel bilimsel gerçeklerden yola çıkarak, olayların sınıfsal özünü kaybetmeden çözüm getirmek, yol haritamız olmalıdır. Sağlıkta da özelleşmenin yerine kamusal çıkarları ön plana alan bir yapılanmayı önermeliyiz. Şu anda 224’ü getirmeden çok, onun ruhunu savunmalıyız derim.

MUSTAFA TORUN
Doktor, Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı
mtorun3@mynet.com