Sinop bize ne söylüyor?

|

 Sinop bize ne söylüyor? A  Sinop bize ne söylüyor?

Sinop’ta 18 Şubat'ta meydana gelen ve Türkiye gündemine oturan olayları anlayabilmemiz için öncelikle HDK’ni (Halkların Demokratik Kongresi) yakından tanımamız gerekiyor, bunun yanında Sinop’un toplumsal yapısı ve Sinop’un tarihi-coğrafi özelliklerinin iyi bilinmesi gerekir. Son belediye seçimlerini yüzde 52 oy ile CHP’li Baki Ergül’ün kazandığı il merkezi, coğrafi konumu itibariyle Anadolu Yarımadası’nın en kuzey ucunda Anadolu’dan kopuk bir vaziyette yer alır. Aslında bugünkü Sinop şehrinin kurulduğu yer bir volkanik adanın Anadolu Yarımadasına dar bir kıstak ile bağlanması sonucu oluşmuş bir Tombolo’dur. Kentin tarihsel süreç içerisinde dış dünya ile bağlantısı Tombolo oluşumundan kaynaklı doğal liman ile gerçekleşmiştir. Karayolu bağlantıları dağların kıyıya paralel uzanmasından dolayı tarihte olduğu gibi günümüzde de zordur, en yakın il olan Samsun’a karayoluyla uzaklık 162 kilometredir.

Tarihin her döneminde Karadeniz’deki coğrafi konumundan kaynaklı üstünlüğünden yararlanan kent (Karadeniz’in tek doğal limanı olması) şimdilerde bu özelliği nükleer santral için yer seçiminde tercih edilmesiyle gündemdedir. Bütün bu coğrafi yapı yani Anadolu’dan tecrit olma hali, bulutluluk oranının yüksekliği (yılın büyük bir bölümünde Sinop’ta hava kapalıdır) ve rüzgârlı gün sayısının fazlalığı sosyal dokuyu etkileyerek toplumsal hayatın hücrelerine kadar girdiği söylenebilir. Bu etkileniş dünyanın diğer bazı ada toplumlarında karşılaşıldığı gibi yabancılara ve ötekine karşı mesafeli bir duruşa neden olmuştur, Anadolu’nun birçok yerinde görülen misafirperverlik örneklerine Sinop’ta pek rastlanılmaz. Örneğin yakın zamana kadar şehrin dış kapısının kullanılıyor olması ve kente sadece bu kapıdan girmesi ile tarihi Sinop cezaevinin varlığının toplumsal yapıyı etkilediği söylenebilir.

'HELESA' GELENEĞİ
Öte yandan Sinop’un önemli geleneklerinden biri olan “Helesa” geleneği bu duruma bir örnek olabilir. Bugün de yaşatılan bu geleneğe göre fırtınadan dolayı Sinop limanına sığınan gemilerin tayfalarının erzaklarının tükenmesi üzerine açlık baş göstermiş, tayfalar çareyi ellerine fener alıp ev ev dolaşıp mani söyleyerek yiyecek istemede bulmuşlar. Bundan sonra Sinop’ta bu olay gelenek haline gelmiş ve her Ramazan ayının 15’inden itibaren “Helesa”ya çıkılır olmuş, adını söylenen manilerden alan “Helesa”da yiyecek toplama işi zamanla bahşiş toplama işine dönüşmüş. Bu geleneğin günümüzdeki izlerini sosyal dokunun değişik biçimlerinde görmek mümkündür.

18 Şubat’ta Sinop’ta meydana gelen olayları bir farkla Helesa geleneğine benzetmek mümkün, Sinop’ta mahsur kalan HDK’liler Sinoplulardan yardım ellerini uzatmalarını istediler, Sinoplular taş yağmuruyla cevap verdiler ve insanlara dokuz saat boyunca eziyet ettiler. Bütün bu olanlar “Helesa” örneğinde olduğu gibi Öğretmenevini kuşatan kalabalığın MHP, AKP ya da CHP’lilerden oluşmasına şaşılacak bir durum yoktur çünkü bu yapının dışında davranış gösterecek sosyalist grupların sayısı ise çok sınırlıdır. Böyle olunca da Sinop belediye başkanı olay günü kentte görünmez, böyle bir provokasyonun olabileceğini düşünemez ve olay olduğunda Sinop halkından yüzde 52 oy almış biri olarak ilk toplanan kalabalığı demokrasi adına ikna edebileceğini aklının ucundan bile geçiremez ya da Sinop’un TBMM’deki tek CHP temsilcisi, olay sonrası Meclis'te yaptığı konuşmada “Sinop küçük bir yer orada ne işleri vardı” der.

Sinop’ta toplumsal davranışların tarihselliğinde değişimlerin sınırlı kalmasının bir diğer nedeni de kentteki üretim biçiminin hâlâ ağırlıklı olarak, “geçim tipi” balıkçılık olmasıyla antik Sinope (Sinop’un Antik Çağdaki adı) kentinden geriye kalan kültürel değerlerin Sinopluların yaşam alanlarına sızmasını önleyen süreçlerin hayat bulmasıyla ilgilidir. Sinope’de “Agora” vardır (bu donanım içinde yaşlılar evini, okulu, spor alanını, hamamı, tapınağı sayabiliriz), Agora “Stoa” ile çevrelenir, Stoa direkli yoldur, Stoanın bir yanı açıktır, öbür yanı toplum yaşamının yapıları, kamu yapıları sıralanır, bütün yollar buraya çıkar. Tiyatronun doğrudan Agora ile bağlantısı vardır, Antik kentin bu özelliklerinin izdüşümlerini bugün Sinop kentinde görmek pek mümkün değildir. Bugün bu kentte ne tiyatro salonu vardır ne sinema salonu.

HDK HAREKETİNİ TANIMAK
Bununla birlikte Sinop’taki olayları anlayabilmemiz için bilmemiz gerekenlerden biri de HDK hareketini tanımaktan geçiyor. Öncelikle HDK’nin BDP’yi içine alan bir oluşum olduğunu bilmek gerekiyor, bilinenin aksine HDK hareketi, Türkiye sosyalist hareketi için hem bir yenilenme hem de geliştirme imkânının adı olduğu iddiasıyla ortaya çıkmış bir hareket. Bu anlamıyla politik bir yenilenmedir denilebilir. Bu hareketin kurucularının ifadeyle “tarihsel süreçlerin dayattığı günümüz Türkiye koşullarında dar bir bölgeye sıkışan ‘Kürt muhalefeti’ ile bunun dışında yer alan bütün muhalif unsurları bir çatı altında toplamayı hedefleyen bir hareket”. Bu hareketi BDP dahil olmak üzere Türkiye’nin değişik muhalif gruplarının desteklediğini ya da bu harekete dahil olduğunu görmekteyiz. Böyle bir oluşum içinde yer alabilecek muhalif gruplar içerisinde TKP ve ÖDP gibi görece daha büyük örgütlenmelerin çeşitli nedenlerle yer almadığı bilinmektedir. Bu partilerin ve bu oluşumun dışında kalan yapıların bu harekete  yönelik eleştirileri daha çok “en alttakilerin” ekmek, özgürlük, toplumsal adalet gereksinmelerine cevap arayarak başlamayan bir “çözüm” toplumsal barış getirebilir mi? şeklinde yapılmaktadır.

HDK, tıpkı bileşik bir kap gibi tüm bu unsurların taleplerini yerellere taşımayı amaçlıyor, bunun bugünkü konjonktürde ne kadar zor olacağı tartışılmakla birlikte HDK projesinin yerellere taşınması arzusuyla ya da bu anlayışın bir ürünü olarak HDK’liler “Çözüm için Müzakere, Barış için Eşitlik” kampanyası kapsamında Karadeniz gezisinin ikinci ayağı Sinop’a gitti. daha doğrusu bu çaba engellendi. Bu anlamda kamuoyunda çokça tartışılan sürece tüm kamuoyu şahitlik etti, biz de Sinop yerelindeki gözlemlerimizi paylaşmak istiyoruz.

SAVAŞA HAZIRLANIR GİBİ
HDK’nin “Çözüm için Müzakere, Barış için Eşitlik” kampanyası kapsamında 18 Şubat’ta Karadeniz gezisinin ikinci ayağı olan Sinop buluşması gerçekleşmeden önce (gezi programı Çorum, Sinop, Samsun, Ordu, Trabzon şeklindeydi), Sinop şehrindeki siyasi atmosfere bir göz attığımızda bakın neler görüyoruz: Şehir savaşa hazırlanır gibi hazırlanmıştı, tüm esnafa ve halka bildiriler dağıtılarak kente PKK’lıların geleceği ve tedbir alınması gerektiği sağlık verildi, kentin merkez caddesi olan Sakarya caddesinin girişine pankart asıldı, pankartta şunlar yazıyordu; “Türkiye tarihte Türk’tü Türk kalacaktır”, esnafın büyük bir bölümünün dükkânlarını Türk bayraklarıyla donattığı görüldü.

Bir gün önce Sinop HDK’sinden küçük bir grup gelen misafirlerin Gerze termik santralı kurulmasını istemeyen Yaykıl köylülerinin direniş çadırını ziyaret edebilecekleri düşüncesiyle CHP Gerze belediye başkanını destek için ziyarete gittiler, özetle aldıkları yanıt “ne işleri var burada” oldu. Heyet Sinop’a girdikten hemen sonra Sinop’un Tersane bölgesindeki çay bahçelerine oturup çay içmek istedi, Türk bayraklarıyla donatılmış çay bahçelerinde çay servisi yapılmadı. Bunun üzerine tek çare olarak, günlerce önce valilikten onayı alınan ve saat 18.00 ile 20.00 arasında heyetin halk ile buluşmasının yapılacağı Öğretmenevine saat 12.00 gibi geçilmek zorunda kalındı. Kısa bir süre sonra yaklaşık beş yüz kişi civarındaki kalabalık Öğretmenevini sardı, önceleri bazı kişiler tarafından Öğretmen Evi önüne doğru yönlendirilen birkaç lise öğrencisinden oluşan kalabalık saatler ilerledikçe arttı, Öğretmen Evinin çatısına çıkan bir kişi çatıya büyük bir Türk bayrağı astı, İlk toplanan kalabalık heyetin araçlarının ve Öğretmenevinin çamlarını polisin gözleri önünde sloganlar eşliğinde kırdılar, polisin müdahalede bulunmadığı görüldü.

GERÇEKLER ÇARPITILDI

Öte yandan Sinop’ta yayınlanan yerel bir gazetenin internet sitesinde 21 Şubat günü Sinop’ta yaşanan olayların çıkmasının nedeni olarak şöyle denilmiş: “Sinop’taki olayların büyümesine neden olan görüntüler, Öğretmenevinin kamera kayıtlarına yansıdı. BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder,  tepki gösteren kalabalığa Öğretmenevinin camını açarak küfür etti. Bu hareket üzerine Sinop Öğretmenevi etrafında toplanan grup Öğretmen evine ve araçlara taş atmaya başladı. BDP milletvekilleri yapılan bu protestolarla ilgili Sinop Valiliği’ni, Sinop İl Emniyet Müdürlüğü’nü ve bazı siyasi partileri suçlarken, aslında BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in bu hareketi dışarıdaki kalabalığın fitilini ateşledi.” (Haber: A. Fatih Yılmaz).
Söz konusu olay Öğretmenevinin içinde mahsur kalanların anlattıklarına göre şöyle gerçekleşti: Sırrı Süreyya Önder Öğretmenevinin içinde cama sırtı dönük bir vaziyette sohbet ederken polis barikatını aşan bir kişi, oradaki polislere rağmen cama eliyle sert bir şekilde vurup içerdekilere küfür edip ve elini kolunu sallayarak oradan uzaklaşmasından sonra Sırrı Süreyya Önder’in edilen küfürleri aynen iade etmesi şeklinde olmuştur.

BÜLENT ARINÇ BİLGİLENDİRİLMEMİŞ
Benzer bir yanılsamayı yine 21 Şubat Sinop haberlerine yansıyan Bülent Arınç’ın siyasetçilere uyarıları şeklindeki haberde görmek mümkün. “Arınç, BDP'li siyasetçilere de uyarıları olduğunu belirterek, şöyle devam etti: Gördünüz ki kötü bir olayla karşılaştınız. Bu olaydan dolayı da üzüldünüz, mağdur oldunuz. Bu şikâyetlerinizi dile getiriyorsunuz. Buna hakkınız var ama bu olay size şunu göstermiş olmalı; bugüne kadar yaptığınız etnik kimliğe dayalı siyaset faydalı olmamıştır. Bugüne kadar yaptığınız sadece Türkiye'nin belli bir bölgesinde, bu bölgenin insanlarına yönelik siyasetiniz doğru olmamıştır. Bugüne kadar yaptığınız tahrik edici siyaset, çevrenizdeki insanları şiddete yönelten, silaha yönelten siyasetiniz doğru olmamıştır. Dolayısıyla bu yaşadığınız olaydan çıkaracağınız en büyük ders, bundan sonra etnik kimlik ekseninde siyaset olmamalı. Türkiye'nin bir partisi olarak Türkiye'nin tamamına söyleyecek sözleriniz olmalı. Bunu sadece Diyarbakır Şırnak, Hakkâri ve Van'da değil batının en batısında, doğunun en doğusunda Akdeniz'in, Karadeniz'in en uç noktalarında rahatlıkla konuşabilecek düşüncenizi anlatabilecek ortamı meydana getirmelisiniz. Ben bu kötü olayların çok hayırlı bir işe de yol açabileceğini ümit ediyorum. En azından biz bu dersleri de çıkarabilirsek bundan sonraki çözüm sürecinde de sizin için bizim için çok faydalı olur” (AA). Bülent Arınç’ın konuyla ilgili yeteri kadar bilgilendirilmediğini yukarıdaki satırlardan anlamak pek zor olmasa gerek.

KÜRTLERE BASKILAR ARTACAK
Öte yandan Öğretmenevi etrafındaki kalabalığın arasında gezindiğimizde çeşitli diyaloglara şahit olduk, örneğin; bir protestocu telefondaki arkadaşına şunları söylüyordu: “Polis bize bir şey yapmıyor, yardım ediyor”, bir diğeri:  “a… k… polisleri de mi yakacağız”, bir başkası:  Öğretmenevi bahçesinde polis barikatının içinde polislerle içli dışlı bir öğretmen,  öğretmen arkadaşına sesleniyor: “Hocam gel seni içeriye alayım”, bir başkası: birkaç gün önce yerel gazetesinde tahrikkâr manşetler atan gazete sahibi etrafına topladığı kalabalığa olayın vahametini anlatıyor, bir diğer gösterici “tek suçlu hükümet” diyor, bir diğeri “bunların burada ne işi var” diyor. Bu arada içeride HDK heyetiyle bir arada olan Sinopluların isimleri üzerinden küfürler havada uçuşuyor: “C. A. senin ananı…”, “N. G. senin ananı…” Olayın ertesi günü Sinop Yalı kahvesinde yapılan sohbetlerden birkaçı da şöyle; kahvede TV açık haberler okunuyor,  Sinop’taki olayların birinci haber olması Sinopluları gururlandırıyor, “Nasıl PKK’lileri Sinop’tan kovduk”, “Aslanım Sinop adamı böyle yaparlar işte”, “Şunlara bak şunlara hâlâ konuşturuyorlar”, bugün ise linç kültürünün kazanımları Sinop’un her köşe başında övüne övüne anlatılıyor,  Sinop’ta Kürtlere yönelik baskılar artarak devam edecek gibi görünüyor.

“ONLARI 12 MART'TAN, 12 EYLÜL’DEN TANIYORUZ”
Konu hakkında basında yer alan değerlendirmeler oldukça yoğun bir şekilde yapıldı. Yapılan yorumların ayrıntısına girmeden, yorumlara olayın içinden birinin Ertuğrul Kürkçü’nün BirGün gazetesinde 20 Şubat'ta yer alan değerlendirmesine yer verelim: “Saldırı, Sinop halkından değil, derlenmiş toplanmış, kızıştırılmış insanlar tarafından gerçekleştirildi. O insanlara kızgın değiliz ama arkasındaki gücü biliyoruz, onlara öfkeliyiz. Onları 12 Mart’tan, 12 Eylül’den tanıyoruz. Kürt halkına karşı zalimane savaşı sürdürenler de bunlardır. Faili meçhulleri, kayıpları gerçekleştiren de bu zihniyettir. Dün yaşanan saldırı Türkiye toplumuna, Karadeniz halkına mal edilemez. Bunların yedikleri insan eti, içtikleri insan kanıdır. Bizim yolumuzu kesmeleri düşünülemez. Ama biz, etkilemeye çalıştıkları halka, insanlara, basına doğruları anlatmak için buradayız”.

ENERJİ KAYNAKLARINA MÜDAHALE
Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi sürecinin sermayenin önümüzdeki kırk elli yılı finanse edecek enerji kaynaklarına müdahalesinden başka bir şey olmadığının herkesçe bilindiği bir ortamda gelişen olaylar sanılanın aksine daha fazla şiddete gebe. Bunu algıların hiç olmadık oranda “kimlik” üzerinde yoğunlaştırılması çabalarının prim yaptığı gerçeğinden görmek durumundayız, bölgedeki ABD hesaplarının ve bu hesaplar içerisinde Türkiye’nin üstlendiği görevlerin gölgesini önüne düşürdüklerinden ve daha sonra da çıkardığı sonuçlardan anlayacağız.

İRFAN MUKUL
Yrd. Doç. Dr.
Sinop Üniversitesi